28 Nisan 2013 Pazar

LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin avukatı Süleyman Anıl için davacıyız!

T.C.
ANKARA
9. İDARE MAHKEMESİ YARGIÇLIĞI'NA

ESAS NO: 2013/306
KARAR NO: 2013/387

DAVACI: HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ (T.C. NO: 50482204038)
ADRES: Mollafenari Mh. Vezirhan Cd. Alibaba Türbe Sk. 13/8-9 Çemberlitaş - Eminönü, İstanbul
TELEFON: 0532 642 88 57 / 0212 513 47 32
FAX: 0212 513 47 33
ANKARA ŞUBE TELEFONU: 0312 311 45 80

DAVALI:  ADALET BAKANLIĞI CEZA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

KARŞI TARAF: AVUKAT SÜLEYMAN ANIL (21298)
ADRES: Osmanağa Mh. Serasker Cd. No: 35 D.2 34714 Kadıköy - İstanbul
TELEFON: 0 216 414 29 16

KONU: Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün verdiği kararın iptali istemi

"DAVANIN ÖZETİ: Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 20/12/2012 tarih ve 2012/39226/72252 sayılı işlemine karşı itiraz ve aleyhine oluşan yanlış uygulamanın düzeltilmesi için doğru kararın verilmesi ve Av. Süleyman Anıl hakkında kovuşturma yürütülmesi istenilmektedir." (Kaynak: 9. İdare Mahkemesi'nin "18/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi" diyerek, tarafıma gönderdiği belge)

AÇIKLAMALAR:

1 - Oyun Atölyesi'nin yöneticisi Kemal Aydoğan, Oyun Atölyesi'nin sahibi ve Kemal Aydoğan'ın patronu Nihat Haluk Bilginer ve Oyun Atölyesi'nin avukatı Süleyman Anıl, İstanbul 7. Sulh Ceza Mahkemesi'nde ("DOSYA NO: 2011/217") görülmekte olan davamız sırasında bana karşı, "CEZA, HUKUK, CEZA HUKUKU" kurallarına uymayan biçimde "HUSUMET" içeren davranışlarda bulunup, adını andığım mahkemenin duruşma salonunun önünde beni "TEHDİT" etmişti. Bu nedenle kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmuştum. (EK/1)

2 - T.C. KADIKÖY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI Bakanlık Bürosu, avukat Süleyman Anıl hakkında ("SAYI: 2011/2335")  ile bir inceleme başlatmıştı. (EK/2)

3 - Soruşturma (Sayı: B.03.0.CİG.0.00.00.02-101-05-34-3121-2012/28514/54131) sonucunda "kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verilmiş ve ben, buna itiraz etmiştim. (EK/3)

4 - "2577 Sayılı İdari Yargılama Usûlu Kanunu" gereği yaptığım eksik ve/ya yanlış yazışma nedeniyle oluşan durumu düzeltmek istiyorum.

5 - Ben, kırk yılı aşkın bir zamandır tiyatro sanatıyla uğraşıp, "Bulunmaz Tiyatro - İstanbul" adlı bir tiyatroya, "Oyun" adlı bir tiyatro dergisine, tiyatro kitapları da yayınlanan "Bulunmaz Yayıncılık" adlı yayın kuruluşuna, bütün bu işlerimi yürütmek için onlarca yıl önce kurmuş olduğum "Bulunmaz Kuyumculuk Yayıncılık Gösteri Sanatları Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" adlı bir kuruluşa sahibim.

6 - Ben, kültür ve sanatla ilgili yaptığım hemen hemen hiçbir eylemimden asla ve kesinlikle para almayıp, halka ve tüyü bitmemiş yetime hizmet amacıyla "ÜCRETSİZ" faaliyetlerde bulunmakla birlikte, yaptığım bu işler için, hiçbir resmî kurumdan "BEŞ KURUŞ BİLE" talep etmiyorum. Böylesine halktan yana, tüyü bitmemiş yetimden yana sanatsal eylemlerimi sürdürürken de, usûle aykırı bir biçimde resmî tiyatro kurumlarından "SÜREKLİ OLARAK PARA ALAN" tiyatro esnafını da eleştiriyorum.  İSTANBUL BAROSU'NA KAYITLI AVUKAT SÜLEYMAN ANIL, usûlsuz PARA alan Oyun Atölyesi'nin avukatlığını yapmaktadır. Oyun Atölyesi'nin (şimdilik kaydıyla) bir tek usûlsüzlüğünü belirtmekle yetiniyorum. Sürekli olarak Kültür Bakanlığı'ndan PARA alan Oyun Atölyesi, "Antonius ile Kleopatra" oyununda bir "SKANDAL" meydana getirip, bu oyunun olmazsa olmaz karakteri "ENOBARBUS" tipini İngiltere'deki "GLOBE THEATRE" sahnesinde oynatmasına karşın, Türkiye'de sahneye çıkarmayıp hile yaparak "AYIPLI GÖSTERİ" sunmuştur. (Bu konuda, TİYATRO YAZARI SAYIN MELİH ANIK'ın yazılarına bakılabilir. Gerek duyulursa, belge sunabilirim. Ayrıca, SAYIN MELİH ANIK'tan da belge ve bilgi de alınabilir) Buna benzer nedenlerle sürekli olarak eleştirdiğim Oyun Atölyesi'nden "MÜVEKKİL PARASI" aldığı için, benimle ilgili birçok "DAVA" açan AVUKAT SÜLEYMAN ANIL, bana karşı bir "HASIM" gibi davranma alışkanlığı içerisine girmiştir.

7 - Oyun Atölyesi adlı kuruluşun yöneticisi Kemal Aydoğan ile onun patronu ve adını andığım tiyatronun sahibi Nihat Haluk Bilginer, kendilerini eleştirdiğim için, "TAM TAMINA 1100 KİŞİLİK BİR ENTELEKTÜEL LİNÇ KAMPANYASI ÖRGÜTÜ" kurarak, TİYATRO YAZARI SAYIN COŞKUN BÜKTEL'le benim sanatsal ifade olanaklarımızı ilelebet ilga ve imhâ etmek girişiminde bulunarak, yıllarca çalışmışlar ve böylelikle bana karşı "SANATSAL MOBBİNG" uygulamışlardır. (BU KONUDA COŞKUN BÜKTEL'İN TANIKLIĞINA BAŞVURULABİLİR!) Benim bu konudaki hukuksal ve toplumsal savunmalarım karşısında gerileyip, sarsıntı yaşayan Oyun Atölyesi, elindeki "HUKUK KARTI" olanağını sürekli bir biçimde bana karşı "bıktırmak istercesine" kullanarak, AVUKAT SÜLEYMAN ANIL diliyle beni "TEHDİT" etmiştir.

8 - 19 Kasım 2012 Pazartesi günü akşamı çok büyük bir yangın felaketi geçirmiş bulunduğumuz için, bu konularla ilgili yazışma belgelerinin bir kısmı, ne yazık ki, ya kayboldu yada dağınık bir hâlde olduğu için toplanması eylemi uzun sürebilir. Ancak, her şeye karşın, elimdeki belge, bilgi, bulgu, delil, kanıt ve tanıkları, gereksinme duyduğunuzda, derhal hizmetinize sunmaya hazırım.

9 - Geçirmiş olduğumuz yangın felaketi sonucu oluşan belge ve bilgi eksikliği nedeniyle, Ankara'ya gelip ifade verebilirim. Ancak, mümkünse, makamınızın yapacağı yazışmalarla, (yangından oluşan eksikliklerin tamamlanmasına yardımcı olabilmek kaygısıyla) resmî belgelere ulaşılabilir.

DELİLLERDEN BÂZILARI:

www.coskunbuktel.com/lincimzacilari.htm

http://tiyatroyun.blogspot.com/2009/04/yalan-makinesi-ve-kufurbaz-mustafa.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/10/ihtarnameyi-buyukmek-icin-lutfen.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/10/bugun-haberturkde-kendine-yavsak_20.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/demirkanlnn-ana-sponsorlugunda.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/oyun-atolyesi-haluk-bilginer-ve-kemal.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2010/11/t.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/taksimde-biri-gunah-ckaryor-merhaba.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/oyunun-notu-asagdaki-yaz-henuz-taslak.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/7-yl-sonra-beraber-dava-acyorlar-28.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/lincci-oyun-atolyesinin-patronu-ve.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz_20.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz_21.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/07/mesut-alptekin-sosyalist-sanatc-hilmi.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/08/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-nereden.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/08/kendisini-seni-subeye-cektiririm-diye.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/08/hilmi-bulunmaz-lincci-oyun-atolyesi.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/08/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-lemi_13.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/09/oyuncularn-cogu-yavsaktr-genellikle_13.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/09/lincci-oyun-atolyesi-entelektuel-degil.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/avukat-suleyman-anl-tarafndan-hilmi_06.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/nihat-haluk-bilginer-ile-ckacagmz-hukuk_07.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/10/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-lincci.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/11/dangalak-yazar-lincci-yasam-kaya-selim.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/11/tum-oyuncular-yavsak-yerine-koyup_4906.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/t.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/h_11.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/lincci-g-gulhan-avsar-mustafa-sukru_12.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-hem_12.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/lincci-g-gulhan-avsar-mustafa-sukru_14.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-yarn.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/beyaz-gazete-sosyalist-sanatc-hilmi.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/oyuncularn-cogu-yavsaktr-genellikle_21.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/gun-yirmi-dort-saat-hakszlklarn.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/papaz-olarak-gitti-aktor-olarak-dondu.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2011/12/lincci-omer-faruk-kurhan-karssnda_31.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/01/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-orospu_02.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/04/blog-post_1542.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/07/sosyalist-sanatc-hilmi-bulunmaz-yeni_22.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/10/hilmi-bulunmaz-av-suleyman-anln.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/11/blog-post_15.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2012/11/hilmi-bulunmaz-entelektuel-cesaretin.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/01/hilmi-bulunmaz-avukat-suleyman-anl-icin.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/03/blog-post_949.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/03/linc-imzacs-omer-faruk-kurhann-tuttugu.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/04/eyyup-frat-kuyurtar-savclar-ve-yargclar.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/04/blog-post_3511.html

http://tiyatroyun.blogspot.com/2013/04/bulunmaz-tiyatro-istanbul-genel-sanat_1123.html

SONUÇ VE İSTEM: 
T.C. ADALET BAKANLIĞI CEZA İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 
tarafından verilen kararı doğru bulmadığım için, bu kurumun verdiği kararın "İPTAL EDİLMESİ" yönünde karar verilerek, AVUKAT SÜLEYMAN ANIL ile ilgili olarak "KOVUŞTURMA BAŞLATILMASI" kararının verilmesini saygılarımla arz ve talep ederim. 29/04/2013

DAVACI
HÜSEYİN HİLMİ BULUNMAZ

25 Ekim 2011 Salı

hey sen ey orospu

hey sen
ey orospu
ülkesini canından çok seven bir lider
halksız bir cennete gitmek istemedi
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hey sen
ey orospu
ruhunu şeytana sattın
gittin
gördün
ve
derin bir sızıya bıçak sokup
insanlık onurunu çürüttün
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hey sen
ey orospu
halkının yüreğine taht kurmuş
ve halkının cehenneminde tutsak
yıkık ruhların üzerine çullandığı lider
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hey sen
ey orospu
sıcak bir günde dünyaya gelip
hazanda iktidara yürüyen lider
ırkçılığa
sömürgeciliğe
ve toplumsal baskıya karşı çıkıp
"kahrolsun emperyalizm" dedi
son soluğunu verirken
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hey sen
ey orospu
bir leş kargası
bir akbaba gibi
havadan saldırdınız halka
yıkıp yaktınız
ve bir lideri ölüme yaklaştırdınız
hainleri siper ettiniz kendinize
ve çapulcu kılıklı alçakları
birer kuduz köpek gibi üzerine saldınız
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hey sen
ey orospu
yalın bir halkın yüreğine
teknolojik bir korku saldınız
karanlık bir çeteye güvenip
silik bir ayın izbe ışığında
hançerleri bilemeye başladınız
ve baldırı çıplak yavşaklar
aç çakallar gibi salya akıttılar
mazlum bir halkın kara yağız liderine
silah tüccarlarının altına yatan orospu
onu sen öldürdün
orospu kılıklı orospu

hilmi bulunmaz
yirmi beş ekim iki bin on bir

22 Ekim 2011 Cumartesi

LİNÇÇİ Ömer F. Kurhan, her konuda olduğu gibi LİNÇÇİ Oyun Atölyesi'nin sahibi, LİNÇÇİ Kemal Aydoğan'ın patronu Haluk Bilginer konusunda da zırvalıyor!

LİNÇÇİ yazar Ömer F. Kurhan "Haluk Bilginer Söyleşisi ve Magazin Yayıncılığı" başlıklı yazısında diyor ki:

"Haluk Bilginer'in karşısında ezildiler."


Sosyalist Sanatçı Hilmi Bulunmaz, LİNÇÇİ yazar Ömer Faruk Kurhan'ın yukarıdaki zırvasını bir tek sözcükle değerlendirdi:

"Oha!"

8 Eylül 2011 Perşembe

ben
küçük bir fincanda
boğulmak için gelmedim dünyaya
ve benim gözyaşlarım
bir fincanın dibine çöken kahve tortusuna dönüşmez

ben
küçük bir çingenenin
hüzün kokan sesine gizlenmedim
ve kaderim iki dudağı arasında değil
bir çingenenin mendiliyle boğulmak istemiyorum

25 Ekim 2010 Pazartesi

LİNÇ KAMPANYASI sürecinde insancıl sınavdan geçmeyi başararak, LİNÇÇİ alçakların propagandasına boyun eğmeyen yayıncı ve yazar Erbil Göktaş konuşuyor!

Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş, Bulunmaz Tiyatro'yu ziyaret etti! from BTV on Vimeo.

Ömer Faruk Kurhan, her yazısında "SUÇ İŞLEME" eğiliminde!

Bulunmaz'a karşı, iki DÂVÂ açan Ömer Faruk Kurhan'ın bulanık yazılarını okuma sabrını gösterebilirseniz, çok sevineceğimi hemen dile getirmeliyim...

***

Yeniden Yazmaya Başlamak…

Ömer F. Kurhan
25 Ekim 2010

Güncel tiyatro yazılarıma uzun sayılabilecek bir süre ve bir ölçüde kasıtlı olarak ara verdikten sonra, ne hakkında yazmam gerektiğine karar verirken biraz zorlandım. Belli bir gündemin peşine gelişi güzel takılmak hoş değil. Dolayısıyla bir geçiş yazısı yazmak daha doğru olacak gibi görünüyor. Bu vesileyle niçin yazılarıma ara verme ihtiyacı duyduğuma biraz olsun açıklık getirmek istiyorum.

Haftada ya da iki haftada bir, hatta bazen günübirlik yazmak benim için zor değil. Yazma eylemini aşırı zora sokanları, yazma pratiğini geliştirmeyenleri eleştirdiğimi yakın çevrem iyi bilir. Yazıların işlevi farklı farklıdır. Bazen iki sayfalık bir makale yazmak için bir aylık ön hazırlık yapmanız gerekebilir; bazense önemli bir güncel gelişmeye tepkinizi belirtmek için bir anda, alelacele yazmak zorunda kalabilirsiniz. Mimesis Portali gibi yayınlarda tiyatro hakkında güncel gelişmeleri ele almanın, hatta derli toplu tarih yazımı çalışmalarına malzeme olabilecek güncel notlar düşmenin zor olmadığına inananlardanım. Oyun eleştirileri, haber vermeye dönük ayrıntılı gözlemler, araştırma yazıları, kapsamlı söyleşiler ise bu tip sitelerin temelini ayakta tutan unsurlar. Politik müdahale bu temel üzerinde yükseldiğinde etkili ve anlamlı olma şansına sahip. Apolitik sanat anlayışı kadar, kültürel-politiği yüksek siyaset malzemesine dönüştürenlerin, temeli ihmal edenlerin, çürütenlerin de karşısında olmak gerekiyor.

Bu anlamda Mimesis Portali’ne konuk yazar olarak katkımın yeterli olamadığının farkındayım. Öte yandan apolitik trendin baskısına tepki olarak, çokça eleştirdiğim, hatta sert karşılaşmalardan çekinmediğim temeli çürük yüksek siyaset arayışlarının göbeğine düştüğümü de belirtmem lazım. Bireysel olarak denge tutturmak kolay değil; sonuçta insan toplumsal bir varlık ve bireysel özerkliğin kolektif tamamlayıcı / bütünleyici özelliğini akılda tutmak gerekiyor. Bu nedenle apolitiklik de aslında politiktir – kendi içinde iyi iş çıkarsanız da biat etme, en iyi ihtimalle kurulu düzene katlanma pratiğine güç katar. Temeli çürük yüksek siyaset arayışları ise, şaşmaz bir şekilde haklı muhalefeti yozlaştırarak ayağınıza dolanır. Sonuç olarak, ahlaki temelleri sağlam ve tutarlı bir kültürel-politik pratik geliştirmek kolay değildir.

Özel bazı nedenler dışarıda bırakılacak olursa, yazmaya ara vermemde uzun süre odaklandığım bir meselenin şöyle ya da böyle belli bir dönemsel doygunluğa ulaşması etkili oldu ve bu noktada benim mesafe koyma isteğim ağır bastı. Sübjektif olarak son bir iki yıldır tiyatronun sanatsal üretim yanından ziyade örgütlenme ya da “N’olacak bu tiyatromuzun hali?” konusuna odaklanmıştım. Bu planlı değil ama içine fazlasıyla çekildiğimi hissettiğim bir konu aslında. Tiyatro kuramı ve sanatı içinden başlattığım çalışmaların birçoğunu ya beklemeye aldım ya da yavaşlattım. Geçen sezon derli toplu sayılabilecek tek faaliyetim, Tiyatro Kare’nin “Leyla’nın Evi” projesine dramaturg kimliğiyle katılmam oldu – ki teatral piyasa koşullarını kısmen içerden yaşamak ve görmek adına oldukça faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Bu noktada aykırılıklarıma katlanmayı başaran Nedim Saban’a teşekkür ediyorum. Bartın belediyesi bünyesinde şehir tiyatrosunun kuruluş çalışmalarına odaklanan Zafer Gecegörür’ün ricası üzerine ve destek verme amacıyla Bartın’da, Kerem Kurdoğlu’nun “Hatırla Avrupa” adlı oyunu vesilesiyle yürütücülüğünü yaptığım birkaç günlük dramaturji ve sahneleme atölyesi, sezon içindeki tek eğitici faaliyetim oldu. Bu faaliyet “Anadolu’yu aydınlatmak” adına pek işlevsel olamasa da, Bartın’daki tiyatro ortamını daha yakından tanımak adına oldukça faydalıydı. Özellikle MHP’li bir belediyenin şaşırtıcı bir şekilde nasıl sola açılım gösterdiğini ve resmen kırmızı bazı çizgiler hariç sol sanata geniş sayılabilecek bir özgürlük alanı sağladığını gözlemlemek, nedenlerini anlamaya çalışmak oldukça eğlendiriciydi. İstanbul Amatör Tiyatro Günleri’nin özerk bir ayağı olarak organize edilen Kültürel Çoğulcu Tiyatro Günleri’ndeki bir panele hazırlık olarak Türkiyeli değerli Yahudi kadın yazarımız Beki L. Bahar’ın oyunları üzerine çalışmamı bir aşama daha ileriye götürmekse, entelektüel olarak en faydalı bulduğum sezon içi etkinlikti. Fakat bu çalışmayı sürdürmem, özelde Beki L. Bahar’ın tarihsel oyunları bağlamında çalışmaya bir çerçeve kazandırmak için ek bir zaman dilimi ayırmam gerektiğinin farkındayım.

Dönemsel bir bilanço çıkardığımda, sanatsal ve kuramsal çalışmalarımı büyük ölçüde askıya alıp bir çeşit entelektüel “fedakârlık” yaparak tiyatronun örgütlenme sorunlarına / sürecine yoğunlaşmamda özellikle geçen sezon başlatılan ve zaman içinde düşüşe geçen (sezon sonuna geldiğinde nihayete eren) örgütlü tiyatro sürecinin belirleyici payı vardı. İstanbul ve Ankara’da iki büyük toplantıya sahne olan bu sürecin benim açımdan çelişkili görünen bir yanı, başından beri aceleciliğin yanlış olduğunu, süreci taşıyabilecek tiyatrocu öznelerin azlığını / yetersizliğini / istikrarsızlığını ve hatta tutarsızlığını vurgulamama rağmen aktif bir konum almak oldu. Bu tavır bir bakıma gençlik yıllarına uzanan bir alışkanlığın sonucu: Eğer birlikte bir işe kalkışmışsak, o iş hakkında ciddi şüphelerim olsa, önemli sayılabilecek çeşitli kayıtlar koysam bile sonuna kadar gitmeyi (gemiyi terk etmemeyi) etik bir yükümlülük olarak görme eğiliminde oldum her zaman.

Bu alışkanlığın iyi ve kötü tarafları var: Toplumsal ve kolektif mücadele kültürünün ayakta tutulmasına katkısı iyi tarafı; zaman zaman akla dayalı cesaretin zayıflatılması ve bireysel tercihlerin aşırıya varacak şekilde ertelenmesi ise kötü tarafı. Fakat örgütlü mücadele içinde bu çelişkinin yaşanmasını kaçınılmaz bir insanlık durumu olarak kabul etmek lazım. Zaman zaman yapıcı bir denge noktasına ulaştığınızı hissetmek ferahlatıcı bir etki yaratabilir belki, ama nihayetinde denge noktasının sabitlenmeyeceğini görmek gerekir. Bu anlamda mevcut sol anlayış içinde hâlâ yaygın “bedel ödedik, ödüyoruz” retoriği her zaman bana gülünç gelmiştir; gerçekten ağır bedeller ödeyen ve sarsılmadan yoluna devam eden saygın entelektüellerin mütevazılığı ve talepkâr olmamaları bir tesadüf olmasa gerek. Bu tarz bir enetelektüel duruşu algılamak isteyenler için Türkiye’den verebileceğim bir örnek insan hakları aktivisti Eren Keskin Hanım’dır – ki ana akım medya, hatta muhalif medya alanında yıldızlaş(tırıl)maması hiçbir şekilde tesadüf değildir.

Türkiye çapında örgütlü tiyatroyu canlandırmak adına yola çıktığımızda, birilerinden beklemek değil, bu işin aktif öznesi olarak kimlerin ortaya çıkacağıydı önemli olan – ki bu noktada hayalci davranmak da yanlış olurdu. Şahsen ısrarla, dönemsel olarak bir çeşit avangardizme (öncü duruşuna) ihtiyaç duyduğumuzu, önemli olanın, ortada az sayıda tiyatro insanı ya da topluluğu olsa bile kararlılığın korunması olduğunu düzenli olarak vurguladım. Bunun nedeni gayet basitti: Hiç kimse “Hayır, örgütlü tiyatro bir ihtiyaç değildir” demiyordu. Yani söz konusu olan hatırı sayılır bir destek almaksa, ortada bir sorun yoktu. Fakat iş gelip organizasyonun aktif öznesi olmaya dayandığında, birleştirici bir öncü guruba ihtiyaç duyulduğu kesindi. Mevcut durumun niçin böyle olduğunu daha iyi anlayabilmek için hiç kuşkusuz bir tiyatro sosyolojisine ihtiyacımız var. Fakat dağınık verileri temel alsam da benim görüşüm, birçok boyutu ve çeşitlemesiyle örgütlü tiyatroyu var etmek adına genç kuşakların taşıması gereken sorumluluğun sürekli arttığı, iyi niyetli, dönemsel olarak parlak çıkışlar yapan bazı girişimler dışında aktarılacak ciddi bir örgütsel geleneğin hâlâ oluşamadığıdır.

Toplumsal olarak eğilimin bu yönde olduğunu tespit etmemek gerçeği örtbas etmek olacaktır. Dolaysıyla en tehlikeli bulduğum öznel eğilim, genç kuşakların özgüven ve yaratıcılık konusunda ihaleci ve karasız davranması. Meselenin sanatsal ve politik boyutlarını birlikte ele alan, birini diğerine feda etmek gibi bir zaaf üretmeyenlerin çıkış noktasını temsil edeceğine inanıyorum. 25 yıldır şu ya da bu düzeyde emek verdiğim tiyatroya ilişkin bu görüşümde temel bir değişiklik olmadı.

Bu sezon muhtemelen örgütlü tiyatro sürecini canlandırmak adına gerilimin daha düşük seyrettiği bir çerçeve içinde yazılar üretme şansım olacak. Uzaktan da olsa anlamsız bulduğum çeşitli örgüsel şamataların kurgulandığını duyuyorum; örgütlü tiyatro adına bu tip olgulara değer vermek yanılsama olacaktır. Örgütlü tiyatro süreci aslında yarım sezon içinde tüketilmiş ve belli bir netleşmeyi sağlamıştır. Kısa vadede ya da sürpriz özneler ortaya çıkmadığında bu alanda yaşananların çoğu gerçeklik iddiasındaki role playing’ler olacaktır. Kanmamak gerekiyor. Yazılarıma ara verdiğim dönemi geride bırakırken, belki biraz da yakın geçmişten başlayarak bazı konulara değineceğim. Bu yazıda soyut ve bulanık görünen noktaların aydınlanmasının biraz da buna bağlı olduğunun farkındayım.

Bir dahaki yazıda buluşmak üzere…

Bkz: http://mimesis-dergi.org/2010/10/yeniden-yazmaya-baslamak%C3%A2%E2%82%AC%C2%A6/