portre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
portre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2007 Cumartesi

Sabri Kuşkonmaz

Üzerine bir türlü sindiremediği avukatlığı sayesinde evine ekmek götürür. Zaman zaman da kıyma götürür…

Şair, denemeci, sinemacı, öykücü, eleştirmen…dir. Yüreğinin derininde sipsiye sığınmış efeler vardır. Bir gözü denize, bir gözü dağlara bakar. Yüzünün kımıltısızlığında her an bir yanardağ patlar. Hem de Türkçe…

Besam, Pen ve T.Y.S. gibi önemli kuruluşlarda sorumluluklar alan Sabri, “geyik muhabbeti”nden hiçbir zaman hoşlanmaz. O’nun bulunduğu yerde, mutlaka üretim vardır. Hiçbir şey olmazsa, “insan derisiyle kaplı anayasa” gündeme gelir…

Bulunmaz Kültür Merkezi açıldığı günden başlayarak, her anlamda Sabri Kuşkonmaz’ı yanıbaşımızda gördük. Tüm saldırılara hukuksal anlamda yanıt verme yürekliliğini göstermiş, adeta bizlere rehber öğretmenlik yapmıştır. O’nun bulunduğu zamanlar daha yürekli hissediyorduk kendimizi…

Bir çocuğun, yeni bir oyun öğrendiğinde, en yakınına gösterebilme coşkusunu sürekli olarak yüreğinde taşıyan Sabri, daha taslak durumunda olan şiirlerini bile bizlerle üleşmekten erinmez, zevk alırdı. Hala da öyle…

İki ayağımızın bir postala sığmak zorunda kaldığı günlerde, nasıl bir sonuç alabileceğini tam kestiremese de yayınevimizin “iş” yapması adına önemli yapıtlarından biri olan “Postallar” adlı kısa film öykülerini bize bastırtmıştı. Çeşitli dizgi yanlışlarına sahip olan kitabını yine de bağrına basma babacanlığını göstermişti…

Yüreğimize işlemeyen mührün gerisinde bulunan tiyatro salonunda, küçük olanaklarla çektiği kısa filmlerinde oyuncu olarak görev aldığım için çok hoşnutum. İlk yönetmenlik denemesi olan bu kısa filmler Sabri’ye önemli deneyim kazandırdı…

Gazi Mahallesi, Metin Göktepe… gibi önemli toplumsal olayların ardılı olan davalara, her türlü “tehlike”sine karşın katılan Sabri Kuşkonmaz, faşizmin her türlüsüne karşı mücadele azmiyle donanmış genlere sahiptir. Dedik ya, efe ruhlu delikanlıdır…

Hem İstanbul Barosu (zorunluluk) ve hem de Çağdaş Hukukçular Derneği’ne üyedir. Para canlısı değil, insan canlısıdır. O yüzden zaman zaman iflas aşamasına gelir. Hukuk bilgisinin dışında önemli bir parasal yatırım gerektirmeyen bir mesleğe sahip olduğundan, bir türlü iflas etme yetisini geliştiremez.

Fethiyeli Ramazan Güngör’ün hemşehrisidir. Ramazan Güngör, çok önemli bir müzisyendir. Kalan Müzik’in sayesinde ölümsüzler kervanına katılan Güngör de Sabri Kuşkonmaz’ın hemşehrisidir. Ha, bu arada, (az da olsa) Sabri Kuşkonmaz sipsi çalar. İstanbul’da kurulu bulunan Muğlalılar Derneği’ne de üye olan Sabri, çocukluğunda yaşayan bir düşbazdır…

Aynı zamanda iyi bir aşçı olduğu rivayet edilen Sabri, kötü bir “yiyici”dir. Her zaman tost yer, kuşburnu içer. Sürekli kuşburnu içmesinin etimolojik boyutunu anlamak kolaydır; bu içeceğin ilk hecesiyle, soyadının ilk hecesi aynıdır. Bu bağlamda Sabri, hececilerden sayılır.

(Bulunmaz Kültür Merkezi’nin bilinçli saldırı sonucu kapatılmasının ardından yazılmıştır, 2000)

Not: Düşüncelerim hiç değişmedi. (2007)

tıklayın: hilmibulunmaz.com

26 Nisan 2007 Perşembe

Ezel Kalkan

Çok iyi bir oyuncu. İşte o kadar... Üç noktadan sonra, hiçbir şey yazmasam da, yeterli olur kanısındayım. Gerçekten dört dörtlük bir oyuncu. Doğru oyuncu, yanlış insan. Neden?..

Her bireyin özel yaşamı kendini ilgilendirir. Ancak… Oyuncuların özel yaşamı olmaz. Oyunculuk, başta tiyatro oyunculuğu o denli “acımasız” bir iştir ki, özel yaşama olanak tanımaz.. Yada bana öyle geliyor…

Ezel Kalkan; doğru zamanda, doğru insanlarla birlikte olsaydı, büyük oyunculuğunu her alanda kanıtlayabilirdi. Ne yazık ki olmadı. Bundan sonra olur mu?.. Sanmıyorum…

Toplumcu dünya görüşüne sahip olmaması, Ezel Kalkan’ın en büyük handikabı. Bence… yakın çevresinde bulunan insanların, gerçek anlamda bilimsel sosyalizmi bilmemeleri, Kalkan’ı açmaza sürükleyen en önemli etmen…

Uzun yıllar çevremizde olmasına karşın, öznel nedenlerden hep kıyımızda durmayı yeğledi. Her şeye karşın, “Devrime Yürümek” oyunuyla, tiyatromuzun, önemli kilometre taşlarından birinin oluşumuna en büyük emeği hasletti. Hemen hemen tek başına kotardığı oyunu, büyük beğeni kazandı. İzleyen her insandan, olumlu izlenim aldık. “İnek” oyunuyla birlikte tiyatromuzun başyapıtı denilebilir, bu oyuna…

Çocuk ruhlu ve çocuksuluğu bir gül demeti gibi saçlarına takabilme yetisine sahip olan Ezel Kalkan, bu “kirlenmemiş” tutumuyla oyunculuğuna her zaman büyük bir güç taşıyor…

Özellikle çocuklarla birlikte tiyatro yapmayı seven ve tüm olanaksızlıklara karşın, onlarla yepyeni evrenler oluşturan Ezel Kalkan, genlerinden gelen becerisiyle çocuk tiyatrosunda, çok ileride bulunan bir insan…

Uzun zaman çocuklarla oyunculuk çalışması yapan Kalkan, yeniden bir olanak bulsa, sanırım kaldığı yerden sürdürür tiyatral kavgasını. Dedim ya; yakınındaki insanlar, hep benmerkezci davrandı. Handiyse kıskançlar ordusunun işgaline uğramış durumdaydı Ezel Kalkan…

Bakkal zihniyetini aşamayan, küçük esnaf mantıklı tiyatrocularla birlikte olan Ezel Kalkan, ileri kapitalist bir ülkede yaşasaydı, her anlamda; bir eli yağda, bir eli balda olurdu. Ne yazık ki, geri bıraktırılmış bir ülkede ve yakın çevresinde tiyatrodan anlamayan insanların egemenliğinde yaşamak zorunda kaldı.

Çok genç yaşta sahne yaşamına "merhaba" demekle birlikte; yine genç yaşta “eş ve anne” olmanın getirdiği dezavantajı da yaşayan Ezel, omzuna yüklenenlerin altında ezilmiş durumdaydı. Üzülmekten başka bir şey gelmiyor elimden…

Kültür merkezimize büyük katkıları olan Ezel Kalkan’ı portrelerin en önemli köşesine koymakla onur duyuyorum. Ne yazık ki, elimden bundan ötesi gelmiyor. Bilmem ömrüm yeter mi?.. Yeterse, yine bir gün, daha iyi olanaklar sunarak, kaldığımız yerden devam edebiliriz…

Not: Daha sonra tiyatromuza önemli katkıları olan Ezel Kalkan; sanırım ekonomik nedenlerle, gerici kanallara “canlandırmacılık” yapmak zorunda olduğundan, birlikte üretim yapamıyoruz. Bunda onun da “isteksizliği” sözkonusu olabilir

(Bulunmaz Kültür Merkezi’nin bilinçli saldırı sonucu kapatılmasının ardından yazılmıştır, 2000)

Yeni not: 11.2.2007 tarihinde, küçük değişiklikler yaptım... En önemli değişiklik; "şimdiki zaman" olarak yazılan birçok tümceyi, "geçmiş zaman" olarak "düzelttim"...

Daha yeni not: Bugün 26 Nisan 2007 ve görüşlerim değişmedi...

tıklayın: hilmibulunmaz.com