31 Mayıs 2007 Perşembe

30 Mayıs 2007 Çarşamba

kan konuştu

kurtuluş savaşı kazanıldı
seyfi daha zengin
nuri daha yoksul oldu

Yasama, yürütme, yargı ve halk...

Halkın değil, süngünün gücüne güvenen egemenlerin oluşturduğu; yasama, yürütme, yargı kurumları, doğal ki, halkın istemlerine yanıt vermiyor...

İnsan doğasına aykırı olan kapitalizmle yönetilmek istenen ülkemiz, sürekli olarak karaya oturuyor...

Her ne denli, çelişkileri varmış gibi görünse de; yürütmeyle yargı yada yürütmeyle yasama, zaman zaman birbirlerini anlamakta zorlanıyorlar!

tıkla: Milliyet

Yayıncılık mucizesi: Bir ayda 55 klasiği çevirip yayınladılar!

Sefa Kaplan, 10.10.2005, Hürriyet.

İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden yayımlayarak herkesi şaşırttı.

Yeni kurulan İskele Yayınları, bir ay içerisinde Tolstoy’dan Dostoyevski’ye, Balzac’tan Hemingway’e 55 klasik eseri birden yayımlayarak herkesi şaşırttı. Yayıncılar, yayınevinin eski çevirileri küçük değişikliklerle yeniden yayımladığını ve çevirmenlere telif ödememek için böyle bir yola başvurduğunu iddia ediyor. Yayınevi ise bu kitapları satın aldığını söylüyor.

Edebiyat eleştirmeni Semih Gümüş, önceki hafta Radikal Kitap ekinde yer alan yazısında, bir ayda 55 klasik kitap yayımlayan İskele Yayınları’nı suçlayarak ‘Epeyce bir süredir bazı yayınevleri önceden yayınlanmış klasiklerin tümünü, bir de kendileri yayımlıyor. Bir de ben çevireyim, diyen kültür savaşçıları, onlarca klasiği kısacık bir zamanda, belli ki yemeden, içmeden, uyumadan çevirmeyi sürdürüyor’ diyor.

DÖRT DİLDEN ÇEVİRİ

Gümüş, kitapların üzerinde imzası bulunan Mustafa Bahar’ın İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça dillerinden çeviri yaptığını da hatırlatarak ‘böyle üretken bir çevirmenin, yıllarca bekleyip de bir ayda yirmi beş klasiği birden yayımlamasının her türlü ‘takdiri’ hak ettiğini’ belirtiyor. Yayın dünyasının bu tür yolsuzlukları gayet iyi bildiğini, ama nedense sineye çektiğini vurgulayan Semih Gümüş, Yayıncılar Birliği, Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN, Edebiyatçılar Derneği gibi yazar kuruluşlarının konuyla ilgilenmemesini tuhaf karşıladığını belirtiyor.

ESRARENGİZ YAYINEVİ

Gümüş, bütün çabalarına rağmen İskele Yayıncılık hakkında hiçbir şey öğrenemediğini de vurgulayarak Nurullah Ataç çevirisi olan Stendal’ın ‘Kızıl ve Kara’sının ‘Kırmızı ve Siyah’ gibi komik bir değişiklikle, Atilla Tokatlı’nın Tolstoy’dan ünlü ‘Savaş ve Barış’ çevirisinin ise olduğu gibi yayımlanmasını ‘müstehcen neşriyat’ olarak tanımlıyor. Telif ödememek için isimleri kullanılmayan diğer çevirmenler arasında ise Melih Cevdet Anday (Ölü Canlar/Gogol), Nihal Yalaza Taluy (Ezilenler/Dostoyevski), Tahsin Yücel (Dünya Nimetleri/Andre Gide), Tektaş Ağaoğlu (Ve Durgun Akardı Don/Şolohov) gibi ünlü isimler yer alıyor.

Bu eserlerin tüm mali haklarını satın aldık

Bu suçlamalar üzerine görüşlerini almak için İskele Yayıncılık’ı aradık. Yayınevi adına konuşan Cengiz Yaşar’a Semih Gümüş’ün yazısındaki iddiaları, başka çevirmenlerin kitaplarını basarak haksız kazanç elde ettiklerine dair suçlamaları hatırlattık. Yaşar, kendisini aradığımız için önce bize teşekkür etti ve sorulara tek tek cevap vermek yerine, bir basın açıklaması yapacağını söyledi. Ertesi gün internet üzerinden bize ulaştırılan basın açıklamasında ise sorularımıza cevap vermek yerine genel bir açıklama ile yetinildiği görüldü. Açıklamada, bu tür söylentilerin rakip yayınevlerinin rahatsızlığından kaynaklandığı iddia edilerek şunlar söyleniyordu: ‘Yayınevimizce satışa sunulan dünya klasikleri dizisi ile ilgili olarak, çok kısa bir sürede bu kadar kitabın hazırlanıp basılması ve piyasaya sunulması eleştiri konusu olmuştur. Oysa, adı geçen eserlerin tamamı daha önce başka bir yayınevi tarafından basılmış ve üç yıl süreyle satılmıştır. Yayınevimiz 7 Mart 2005 tarihli ve 04229 sayılı noter sözleşmesiyle bu eserlerin tüm mali haklarını ve ruhsatını FSEK’nın 49. maddesi gereğince gayri kabili rücu şartıyla sınırsız olarak devralmıştır.’

RAŞİT ÇAVAŞ (OĞLAK YAYINLARI)

Liseli öğrenciler kullanılıyor


Gazetelere verdiği ilanla durumu protesto eden Oğlak Yayınları Editörü Raşit Çavaş, şunları söyledi:

‘Doğrudan doğruya bizim kitaplarımızdan bir şey alındığına dair kanıtımız yok. Ama bunların eski çevirilerden, özellikle Milli Eğitim klasiklerinden alındığını herkes biliyor. Son duyduğumuz şu, artık bu işi küçük bir ücret karşılığı lise öğrencilerine yaptırmaya başlamışlar. Birkaç kelime değiştiriyorlar, sana yeni çeviri oluyor. Eskiden beri birtakım yayınevleri bunu sürekli yapıyordu. Meselenin şimdi gündeme gelmesinin nedeni şu: Eskiden bu tür kitapları kapısından içeri sokmayan büyükler ve zincir kitapevleri, çok ucuz kitap mantığıyla bunları da satmaya başladılar. Bu durum, sektörün bütün inandırıcılığını yitirmesine yol açabilir. Hele bir de Yayıncılar Birliği’ne üye olurlarsa, siz o zaman seyreyleyin şenliği.’

CEVAP BEKLEYEN SORULAR

İskele Yayınları’nın önceden çevrilmiş kitapları, telif ödememek için küçük değişikliklerle yeniden bastığı doğru mu?

Bu kitaplarda çevirmen olarak adı geçen Mustafa Bahar kim?

Mustafa Bahar, İngilizce, Fransızca, Almanca ve Rusçayı çeviri yapacak düzeyde biliyor mu?

Bugüne kadar yaptığı başka bir çeviri var mı?

Satın alındığı söylenen bu kitapların üzerinde daha önce de aynı çevirmenin ismi mi vardı?

16.10.2005

tıkla: dergibi

'Yiyelim içelim dostlar'

Memleketin hali sizi üzüyorsa, yapacağınız tek şey var: "Yiyelim içelim dostlar" diye haykırmak!

Siz, "Çağdaş Türk edebiyatının en önemli ustalarından" biriyseniz, dilediğinizi söyleme hakkına sahipsiniz demektir!

Siz, sırtınızı finans kapitalin yayınevlerine dayamışsanız, dilediğinizi yapma hakkına sahipsiniz demektir!

Siz, toplumcu edebiyatın önünde baraj kuran, anlı şanlı bir eleştirmene kendinizi teslim etmişseniz, edebiyat piyasasının, en önemli esnaflarından biri olmuşsunuz demektir!

Milliyet gazetesinde yayımlanan haber kısa olduğundan, aktarıyoruz:


Adalet Ağaoğlu’nun günleri...

Çağdaş Türk edebiyatının en önemli ustalarından Adalet Ağaoğlu, okurlarının karşısına “Damla Damla Günler” adını verdiği günlükleriyle çıkıyor bu kez.

30 Mayıs 2007 Çarşamba

MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Günlüklerin ilk iki cildini kapsayan birinci kitap, önceki yıllarda yayımlanmıştı. Ancak “Damla Damla Günler III” ilk kez buluşuyor okurla. 1983 seçimleriyle başlayan üçüncü cilt, yazarın trafik kazası geçirdiği 1996 yılında sona eriyor. Kitabın son satırlarında “cenazesini gördüğünü” anlatan Ağaoğlu, günlüklerini şu cümlelerle noktalıyor: “Yazar, kendi çaresizliğini yazamaz. Başkalarını yazması da bundandır.”İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan üç ciltlik “Damla Damla Günler”in tanıtımı, önceki akşam İş Sanat’ta yapıldı.

Gecenin ilk konuşmasını Doğan Hızlan yaptı ve kitapları “Yalnızca Adalet Ağaoğlu’nun değil, hepimizin günlük yaşamı” olarak tanımladı. Bu edebiyat türünün çok öğretici olduğunu söyleyen Hızlan, “Bu sayede romanların ardındaki gelgitleri görüyoruz” dedi. Tabii Adalet Ağaoğlu’nun yaşamında eşi Halim Ağaoğlu’nun yerinden söz etmemek olmazdı. Hızlan, “Halim, her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözünü tersine döndürdü” diyerek bitirdi konuşmasını.Tam bu sırada Adalet Ağaoğlu’nun sesi duyuldu: “Sevgili Doğan, şu memleketin haline bak! Sen nelerden söz ediyorsun?”

Her zaman olduğu gibi, yaşamını ülkesinin koşullarından ayrı tutamıyordu yazar. Belli ki yaşadığımız ortamda edebiyatının övülmesi içine sinmiyordu. Daha sonra Hızlan ile dostluğunun çok eskilere dayandığını ve bütün edebiyat macerasını birlikte yaşadıklarını söylerken neşesi yerine gelmişti Ağaoğlu’nun. “Yiyelim içelim dostlar” diyerek kadeh kaldırdı: “Delip de geçen yıllarımıza içelim.”

tıkla: Milliyet

29 Mayıs 2007 Salı

yararsız yarasa

ağaçların arasında uçar
tuhaf türküler söyler
çok tuhaf türküler
yakası açılmamış türküler

yarası derindedir
yararsız yarasa

ıslak tülbentlerin içine çiğ düşer
esrik zamana yaş
cana canan düşer

yarası derindedir
yararsız yarasa

Sultanahmet korunmalı!

Sultanahmet'te oturan, yaşayan insanlar; buraya sahip çıkarlarsa, ancak o zaman Sultanahmet korunabilir...
Salt turistlere bel bağlamak; onlar için Mevlevi olmak, onlar için Oryantal müzik yapmak, onlar için patlamış yada haşlanmış mısır satmak... ile Sultanahmet korunamaz...

Sultanahmet; otellerin müşteri sayısını artırmak için kullandıkları "Roman kartı" ile de korunamaz. Çingene sözcüğünü yamultup eğerek "Roman'laştırmak" ve herkese şirin görünüp, otellerin rengini daha cırtlak hale getirmek için kullanılan insanların, özgüçleriyle korunabilir ancak Sultanahmet...

Tarihsel bir bakış açısına sahip olan Sultanahmet sakinlerinin görüşlerine önem verilmeden yapılan herhangi bir koruma mantığı, ister istemez, gelir duvara toslar...

Sultanahmet'te oturan yada burada doğup büyüyen insanlardan: Mimar, mühendis, hukukçu, sanatçı, bilimci ve duyarlı insanlardan bilgi ve destek alarak, yapılabilecek bir korumacılık, topluma da yararı olan bir sürece evrilir...

Toplumdan uzak, bürokrasinin tozlu masalarında alınan kararlarla, yürütülmek istenen korumacılık, mutlaka tıkanır ve tarihin tozlu raflarına mahkum olur...

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, "Sultanahmet Koruma Meclisi" diyebileceğimiz bir oluşum, kendini dayatıyor. Tarihsel ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmek gibi bir derdi olan insanlar, bir araya gelip, korumacılık konusunda kafa yormalı ve ortak akıl geliştirmeli...

25 Mayıs 2007 Cuma

Artin Demirci

Özgeçmişi

Artin Demirci1960 yılında Samandağ / Hatay'da doğdu.
1980-86 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi,Güzel Sanatlar Fakültesi,Neşet Günal - Neş'e Erdok Atölyelerinde eğitim gördü.
1987 Sanfa Sanat Galerisi'nde ilk kişisel sergisini açtı.
1992 yılından beri Kuzguncuk/İstanbul'daki atölyesinde çalışmalarına devam etmekte...

Kişisel sergileri

1987 Sanfa Sanat Galerisi İstanbul
1987 Vakko Sanat Galerisi İzmir
1988 Urart Sanat Galerisi Ankara
1988 Sanfa Sanat Galerisi İstanbul
1989 Urart Sanat Galerisi İstanbul
1990 Sanfa Sanat Galerisi İstanbul
1990 Hobi Sanat Galerisi İstanbul
1990 Urart Sanat Galerisi Ankara
1991 Hobi Sanat Galeris İstanbul
1992 Urart Sanat Galerisi Ankara
1993 Nar Sanat Galerisi Didim
1993 Artisan Sanat Galerisi İstanbul
1994 Nadya Sanat Galerisi İstanbul
1995 Nadya Sanat Galerisi İstanbul
1996 Tütünbank Sanat Galerisi İstanbul
1996 Elhamra Sanat Galerisi İstanbul
1997 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
1998 Elhamra Sanat Galerisi İstanbul
1999 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
2001 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
2002 Ürün Sanat Galerisi İstanbul
2002 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
2003 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
2005 Ürün Sanat Galerisi İstanbul
2005 Harmony Sanat Galerisi İstanbul
2005 Art-İstanbul İstanbul
2006 Artisan İstanbul
2007 Harmony Sanat Galerisi İstanbul

tıkla: Artin Demirci

20 Mayıs 2007 Pazar

Necla Arat meselesi

Ahmet HAKAN

* BEN aslında "Azılı bir şeriatçı" imişim ve Prof. Dr. Necla Arat’a da o yüzden saldırıyormuşum! Bu görüşü ortaya atanlara sadece şunu hatırlatmak isterim:

Peki benim gibi "Azılı bir şeriatçı", neden Cumhuriyet mitinglerinin başaktörü Prof. Dr. Türkan Saylan hakkında bir "intihal" iddiası ortaya atmıyor da, "ikinci aktör" Necla Arat ile uğraşıyor? Hatta benim gibi biri Arat’ı diline dolarken, neden Türkan Saylan’ın kendi alanında çok saygın bir hoca olduğunu kabul ediyor?

* Necla Arat, beni mahkemeye verecekmiş. Ah keşke! Belki böylece üniversitenin tozlu raflarında kalan o meşhur "disiplin cezası", mahkeme kararıyla da tescillenmiş olur. Ama şimdiden anlaşalım: Necla Arat aleyhinde bir karar çıktığında, mahkemenin yeterince Atatürkçü olmadığını söylemek yok.

* Benim kanaatim şudur: Bu memlekette ne zamanki Ömer Dinçer’in intihal olayını Vakit Gazetesi, Necla Arat’ın intihal olayını da Cumhuriyet Gazetesi enine boyuna işler... İşte o zaman "Benim hırsızım / Senin hırsızın" meselesi biter. Aksi olmadıkça işimiz çok zor.

* Necla Arat’ın yakın silah arkadaşı Aysel Çelikel, "Necla Arat’ı yedirmeyiz" türünden bir beyanat patlatmış. Keşke Aysel Hanım, "Arkadaşa koltuk çıkma" kabilinden feodal bir tutum takınacağına, yakın arkadaşı Necla Arat’a dönüp, "Necla! Sahi sen 6 ay üniversiteden neden uzaklaştırılmıştın?" diye sorabilseydi...

* Bir gazeteci, "220 sayfalık bir çalışmanın 200 sayfası resmen başka yerden araklanmış!" bilgisini alınca ne yapar? Araklayanın kimliğine bakıp, "Tam da dip dalgasının tavan yaptığı, ulusal şahlanışın göz yaşarttığı bir dönemde bir Atatürk kadınını hırpalayıp AKP’nin değirmenine su taşıyamam" diyerek dosyayı elinin tersiyle iter mi? Peki DSP Lideri Zeki Sezer’in dediği gibi "hakkaniyet" duygumuz ne olacak?

* Ömer Dinçer için anında toplanıp karar çıkaran YÖK, Necla Arat konusunda neden susuyor? Üstelik YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in "İntihal iddiaları konusunda fevkaladenin fevkinde bir duyarlılık taşıyoruz" vurgulu bir açıklaması hálá kulaklarımızda çınlarken? Adalet duygusunun zedelenmesinin ne türden travmalara yol açabileceğini Teziç Hoca bilmiyor mu?

* İlkemiz şudur: Hiçbir hırsız, "İyi ama ben Müslüman’ım, o nedenle benim hırsızlığımı hoş gör" diyemez. Derse, "Hadi oradan... Sen önce ahlaklı ol" deriz. Hiçbir hırsız, "İyi ama ben laikim, çağdaşım, Atatürkçüyüm, o nedenle benim hırsızlığımı hoş gör" diyemez. Derse, "Hadi oradan... Sen önce ahlaklı ol" deriz. Mesele bundan ibarettir.

Bu Arınç’a eyvallah

MECLİS Başkanı Bülent Arınç, CNN Türk’te Taha Akyol’un sorularını yanıtlıyordu.

İzlerken dedim ki:

"Yahu ne olmuş bu Arınç’a böyle!"

Çünkü...

Pehlivan fıkraları anlatan, "Ne yazık ki Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi 16 Mayıs’ta bitiyor" diye kafa yapan, "Dindar Cumhurbaşkanı" vurgusuyla ortalığı karıştıran, Gül’ün adaylığı belli olunca "Hah! Şimdi oldu! Ben artık aday değilim" diyerek muzafferane havalar atan, geçimsiz ve hayli ideolojik o Bülent Arınç gitmiş...

Yerine...

Tibet yaylalarında keşiş hayatı yaşayarak iç huzurunu yakalamış barışçı bir Dalay Lama gelmiş.

Sanki karşımızda yaptığı her açıklamayla krizi tetikleyen bir siyasetçi değil de, sorumluluk duygusunu abartan bir Nizamülmülk var.

Şöyle ki:

Bu Arınç, özeleştiri yapıyor, Köşk’e vekálet etmesinin şık kaçmayacağını söylüyor, Manisa’da mitingciler arasında olmak istediğini belirtiyordu.

Hatta...

Bir ara Taha Akyol’a, "Hata yaptığımı mı söylüyorsunuz? O zaman eyvallah" bile demeyi bile ihmal etmiyor.

Dikkat!

Belki de gerçek Bülent Arınç budur.

Bülent Arınç, AKP’nin kuruluşunda, "Toplumu kucaklayalım, imajımızı düzeltelim, merkez partisi olalım, askerle kavga etmeyelim" diye haykıran bir siyasetçi değil miydi?

O halde gelin hep birlikte Bülent Arınç’ın, bir rüyadan uyandığını, kalbinin aydınlandığını ve "aslına döndüğü"nü kabul edelim.

4.5 yıllık süreçte yapıp ettiklerini ise "tatsız bir parantez" sayalım.

Cem Kozlu’ya teklif

AKP’nin en önemli zaafı atamalarda ortaya çıkmıştır.

Öyle bir atama politikası izlediler ki, sonuçta "Kendi dar çevrelerinin dışındaki insanlara güvenmiyorlar" izlenimi yarattılar.

Mesela, Türk Hava Yolları’nı başarılı bir çizgiye taşıyan Cem Kozlu, AKP iktidara geldiğinde THY Yönetim Kurulu Başkanı’ydı.

AKP iktidara geldi. Önce THY Müdürü’nü değiştirdiler. Sonra da yönetim baştan ayağa değiştirildi.

Cem Kozlu "Yapmayın" dedi ama dinletemedi. Zaten AKP, Cem Kozlu ile çalışmanın yollarını da aramıyordu. Durum böyle olunca Kozlu istifa edip ayrıldı.

Ve şimdi bakıyoruz, Cem Kozlu’ya AKP milletvekilliği teklif edilmiş.

Yani...

Dün THY’nin başında tutmak için çaba sarf etmedikleri Kozlu’yu, şimdi partinin vitrinine koymak niyetindeler.

Demek ki bir "musibet", bin nasihatten daha etkiliymiş.

tıkla: Hürriyet

Nazım ile birlikteyiz


Üç Haziran Pazar günü, Bulunmaz Tiyatro'nun küçük mekanında, çay içerek, gündemi belirlenmemiş bir Nazım Hikmet söyleşisi gerçekleştireceğinz...

Tamamıyla serbest olan söyleşiye, herhangi bir hazırlık yapmak zorunda değilsiniz...

Yılda bir kez; Nazım'ı, bir tören havasına bürünerek, kalıplaşmış sözlerle(unuttukları için) anımsayan insanların, yapay sevinç yada hüzün gözyaşlarına inanmıyoruz...

Katılım ne olursa olsun, o gün, saat 17.00'de çaylarımızı Nazım için içeceğiz...

Adres: Yeniçarşı Cd. No: 20 (Galatasaray Lisesi yanı) kat 3 Galatasaray
Tel: 0212 513 47 32/33 - 251 85 23