Sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'a ait bu site, sosyalist kültürün oluşumuna katkıda bulunmak amacıyla yayınlanıyor.
8 Ekim 2007 Pazartesi
konuşan köpek
7 Ekim 2007 Pazar
Kültür Bakanlığı Fethullah Gülen'e bağlanmalı!...
Ertuğrul Günay'ın geçmişine aldananlar, onun değişim sağlayacağı kanısıyla avunuyorlar... Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, Amerikan patentiyle yönetimde bulunan AKP, ne denli şirin görünürse görünsün, ezilenlerin üzerindeki kırbacı elinden bırakmak istemiyor. Özellikle kültür alanında, yanılsama oluşturmak için vitrinini iyi döşeyen AKP, tatlı su solcularını da kafaya alarak, bildiği yoldan şaşmıyor...Bildiği yoldan şaşmayacağını somut kanıtlarıyla, gözümüze sokarak belli eden AKP, köpeksiz köyde değneksiz gezebiliyor. Milliyet'ten aktarıyoruz:
Bakanlıktan Londra'da ''Fethullah Gülen''li Mevlana tanıtımı
Mevlana’nın doğumunun 800’üncü yıldönümü nedeniyle Londra’da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen gecede davetlilere, içinde Fethullah Gülen’in kitabının tanıtıldığı kitapçıklar dağıtıldı
ANKA
Londra’nın başlıca konser alanlarından Cadogan Hall’da, Cumartesi gecesi düzenlenen Mevlevi Sema gösterisini yaklaşık 800 kişi izledi. Gösteriyi izlemek üzere salona alınan davetlilerin her birinin koltuğuna içinde 2007 Mevlana Yılı ile ilgili tanıtım malzemelerinin bulunduğu birer çanta bırakıldı.
Üzerinde Mevlana Celaleddin Rumi’nin 800’üncü doğum yılı, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye logolarının bulunduğu çantaların içinden Mevlana Müzesi ile Vuslat, Kaside ve İlahiler CD’si, rozet, kalem, not defteri ve Sema gösterisini anlatan bir broşür çıktı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı logolu çantanın içinden çıkan “Rumi and his Sufi Path of Love" isimli kitapçıkta, Fethullah Gülen’in kitabının tanıtılması ise dikkat çekti. Amerika Birleşik Devletleri’nde, New Jersey’de basılan kitapçığın iç kapağında, ön sözünü Fethullah Gülen’in yazdığı “Fundamentals of Rumi’s Thought" isimli kitabın, arka iç kapağında is Fethullah Gülen tarafından kaleme alınan “Sufizm" kitabının tanıtımı yapıldı.
Semazenleri izlemek üzere salona gelen yerli yabancı bütün konuklara dağıtılan kitabın arkasında da Gülen’in Mevlana hakkındaki görüşüne yer verildi.
tıkla
6 Ekim 2007 Cumartesi
tiyatroyun sitesini kirletmek istiyorlar!...
OYUN dergisi sitesine girmek için www.tiyatroyun.blogspot.com (tek "0" ile) yazılıyor. Ne var ki, Internet Canavarı Burak Caney, www.tiyatrooyun.blogspot.com (çift "00" ile) yayına başlayıp, sitemizi kirletmek istiyor!...Lütfen dikkat: tek "o" ile yazın; www.tiyatroyun.blogspot.com
5 Ekim 2007 Cuma
bir sır var
bilinmeyen bir yerden geliyorumbilinmez bir yere gidiyorum
bir sır var
bilinmeyen yerin kavgası benim
bilinmez yerin kavgası ben
bir sır var
güneş vurur gözüme
gölgem düşer düşlere
bir sır var
yürürüm bilinmeyen yerden
bilinmeze yürürüm
bir sır var
oysa kuşlar bilir gerçeği
bir de sivri dilli yılanlar
bir sır var
konuşamam kuşlarla
sivri dilli yılanla
bir sır var
Globalcı Sanatçılar Eleştiriden Rencide Oldular
Bedri Baykam, sevdiğim biri değil. Hatta kızdığım biri... Özellikle, kadınları kullandığı "yapıtları" bayağı midemi bulandırıyor. Çıplak kadınlara yaptırdığı "çamur güreşi"ni unutmam olası değil!...Siyasal ve ideolojik yakınlığımız bulunmamasına karşın, önemli bir konuya değindiği için, yazısına yer veriyorum:
Bedri Baykam
Önce bir parantezle CHP’li dostlarımdan özür diliyorum: Haluk Koç’un Genel Başkan adaylığı çıkışının gayri ciddiliği hakkında bir değerlendirmeyi önümüzdeki günlerde yapacağım. Baykal’ın yıllardır partiye sunamadığı “Parti içi demokrasi”nin öncülüğünü, Baykal’ın emirleri doğrultusunda o kapıları kapalı tutanlar üstlenemez!
Atatürk’e son saldırı sanat ortamından geldi. Küratör Hou Hanru, 2. Cumhuriyetçi “meslektaşlarının” kendisine altın platformda sunduğu sözde çok kesin ve değerli tarihsel bilgileri kafasına göre çalkalamış ve vurdumduymaz bir ukalalıkla kesin vargılarını ortaya koyuvermiş: “Kemalist proje tarafından savunulan modernleşme modelinin yine de sisteme dahil bazı çözülemez çelişkilerin ve ikilemlerle dolu, tepeden inme bir dayatma olması: reformların devrimci birer araç olarak gerekli olmasına rağmen yarı askeri bir şekilde dayatılması, demokrasi ilkesine aykırıydı”! Hou Hanru’yu bundan on beş yıl kadar önce Paris’te tanıdım. Uluslararası sanat ortamının “sen benim sırtımı kaşı, ben seninkini” mantığıyla piyasaya sunduğu şartlar üstünden kendine kariyer çizmeye çalışan genç bir küratördü. Artık global dünyanın bienal/kavram sipariş noktalarından biri oldu. Bu gibi alanlar sanat adamlarına çok pratik otobanlar sağlarlar. Hem globalizmi kullanırsınız, hem de onu eleştirir görünürsünüz.
Şu tesadüfe bakın ki, geçen hafta, “50 Yılımın Bilançosu”nu çıkarırken, bana bu yaşamda en büyük acıyı veren noktanın, entellerin oportünist ihanetleri olduğunu vurgulamıştım. İşte Hanru’nun sorumsuz metni, Marmara Üniversitesi dekanı Nazan Erkmen ve aynı üniversitenin bir çok öğretim üyesince bir bildiriyle kınandıktan sonra, bu “büyük takım” hemen ayaklandı!
Bu toplu karşı hücum, Erkmen ve arkadaşlarının görüşlerine içerikle karşılık vermeye gayret eden bir tavır filan da değildi. Bodoslama Hanru’nun anti-Kemalist söylemine destek verilirken, kınamayı yayınlayanlar, hemen 2.Cumhuriyetin alameti farikaları olan şablon kelimelerin hışmına uğradılar. Bu bildiriyi imzalatan güç “tepeden inmeci ‘çağdaş Türk aydını’ piyesini sürdürmeye meraklı hocalar”mış ve bu ‘devlet ideolojisi’nin yansımasıymış, bu Cumhuriyet’in kökenlerini eleştirmek doğal olarak Hanru’nun hakkıymış, Erkmen ve arkadaşları yasakçı zihniyetin sözcüleriymiş!
Bangır bangır “Sanat hiç bu kadar iyimser olmamıştı” sloganı ile yola çıkan bir bienal, en özgür şekilde milyonlarca Euro’ya mal olarak bu topraklarda yapılabilirken, bu devlet ve kurucusunun, bu işin baş aktöründen bu gülünç saldırıyı görmesinin neresi “iyimserlik” acaba?
Bir kere Garanti Platform’un başındaki Vasıf Kortun, Hanru’yu yönlendiren eski takım arkadaşı. Bu Cumhuriyete ve kurucusuna, onu savunanlara, yakın durmayı hiç sevmeyen Kortun’un Hanru’yla bu konuları da “etraflıca” konuşmuş olabileceği açık. “Atatürk put mu? Bu devletin kuruluşu tartışılmayacak mı?” diye Çinli küratörün avukatlığına soyunan Kortun dışında, İKSV de bu metnin Hanru’nun beyin imalatı olmadığını şu sözlerle kanıtlıyor. “Hanru’nun söz konusu düşüncelere Çağla Keyder, Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba gibi ‘önde gelen’ (!) bilim adamlarının kitaplarından yararlanarak geliştirdiğini” bizlere kanıtlıyor”. Olay o kadar komik ve açık ki… Hanru herhalde İlhan Selçuk, Alpaslan Işıklı ve bizlerle beslenecek değildi ya!
Hanru’ya soralım: Bu sergiyi İran’da açabilir misin? 22 Temmuz’u, bu Cumhuriyete karşı alınan rövanş olarak görüyormuşsun. Atatürk Cumhuriyeti’nin AKP’ye rağmen hala ayakta kalan kalıntıları sayesinde o dev erotik minyatür heykelleri Antrepo’ya koyabildiğini bile anlayamadın mı?
Bir çift laf da sevgili yazar çizer meslektaşlarıma: Arkadaşlar, ne bu tutuculuk, ne bu faşizm? Orhan Pamuk, Cumhuriyeti “terminatör” ilan ettiğinde, onun görüşlerini açıklaması, “düşünce özgürlüğü”oluyor, (ki biliyorsunuz bence de öyle) ama Nazan Erkmen Bienal ve Hanru’yu eleştirmek istediğinde, burada hemen alelacele takkeler ters yüz ediliyor ve bu sefer Erkmen ne yazık ki (!) “tutucu, dar kalıplı” bir insan olmakla suçlanıp, susturulmaya çalışılıyor.
En acı nokta yine ne biliyor musunuz? Kimi meslektaşlarımın bu eleştirileri mantık ve tarihsel içerikle yanıtlayacaklarına hemen “sanatı devlet ideolojisinin bir yansıması olarak gören zihniyetin temsilcileri” olarak değerlendirebilmeleri! Bu nasıl bir küstahlıktır! Onca saygın meslektaşına “bu fikirler senin değil, devletin, sen bunları savunamazsın” diye susturmaya çalışmak!
Bütün 2. Cumhuriyetçilerin temel ortak noktaları var: Eleştiriye kapalı olmaları, anti-demokrat olmaları, kara çarşafın körü körüne avukatı ve yayıcısı haline gelebilmeleri! Hanru’nun eleştirdiğimiz zavallılık ve türevlik kokan, önüne konmuş olduğu belli sözlerini ne kadar yazmaya hakkı varsa, herkesin de bir o kadar bu sözleri eleştirme hakkı vardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)