31 Ekim 2007 Çarşamba

Muhbir'imi kaybettim!...

Aşağıdaki yazıyı yazıp, beni savcılara gammazlayan Muhbir adlı maymunumu kaybettim!... Kendisini çok sevdiğimden, elimde büyük kozlar olmasına, hiçbir yere gammazlamayı düşünmeme karşın, eline geçen ilk fırsatta beni gammazlayan; bu adi, bu şerefsiz, bu namussuz, bu değerbilmez, bu sahibini arkadan vuran maymun, Adnan Hoca'ya hak verdiren bir yapıda... Hiçbir evrim geçirmemiş olan Muhbir adlı maymunumu görenlerin, en yakın Tımarhane'ye bildirmelerini, insaniyet namına rica ederim!...
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNUYORUZ!
Hilmi Bulunmaz'a ait internet sitesi www.tiyatroyun.com an itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve PKK lideri Abdullah Gülü ABD ile ve birbirleriyle özdeşleştirecek isimlerindeki ABD vurgusunu öne çıkaracak bir yayın yapmıştır. Bilindiği gibi cumhurbaşkanlığı makamının dokunulmazlığı vardır eleştiri hatta mizah konusu dahi yapılamaz. Terörist başıyla kendi şahsını değil artık Türkiye Cumhuriyetini temsil eden TC Cumhurbaşkanını özdeşleştirmek ve bunları ABD ye bağdaştırmak suçtur. Gereğini bağımsız yargı yapmalıdır!

29 Ekim 2007 Pazartesi

28 Ekim 2007 Pazar

Bana yazarını söyle, senin sanallığını söyleyeyim!...

tiyatronline sitesi, Sanal Kahraman Burak Caney ile işbirliği yapıp, yazarlarını, Sahte Oyun sitesine sundu mu? Umarız sunmamıştır. Pornoculuktan tutun, küfüre dek, başvurmadığı yöntem bırakmayan Perde Önü'nde banal, Perde Arkası'nda sanal yayıncılık yapanlar, ortalığı karıştırmak için, ellerindeki son cephaneyi kullanmaya kararlı görünüyor... Bu alçakları, sanal mezarlığa gömene dek savaşımı sürdüreceğiz!...

tiyatronline: Ben Tiyatro Seyircisiyim...
sahte oyun:
Ben Tiyatro Seyircisiyim...

27 Ekim 2007 Cumartesi

Internet Tiyatroculuğu...

Tiyatro sanatçısı Hüseyin Hilmi Bulunmaz, bu pazar, Bulunmaz Tiyatro'da Internet Tiyatroculuğu başlıklı bir söyleşi yapacak. Herkese açık ve ücretsiz olan söyleşinin kaydı, daha sonra youtube'da yayımlanacak...

28 Ekim 2007
Saat 17.00
Yeniçarşı Cd. 20/3 Galatasaray Lisesi yanı
0212 638 22 36 / 251 85 23 / 513 47 32-33 / 0532 642 88 57

26 Ekim 2007 Cuma

Demlenen yazı!...

Kim, kimlik, kimliksiz, kimliksizlik
Cuma, 16 Şubat 2007

Bazı insanların kim olduğu belli olmaz... Bazı insanlar kimlik sahibi olamaz... Bazı insanlar kimliksizdir... Bazı insanların kimliksizliği hastalıklı kimliklerinin örtüsüdür...

Bugün, somut bir konuda yazma isteği duymadığımdan, "yazar" kimliğini PVC ile kaplatıp; parlatan, sahte kimlikli insanlarla ilgili düşünce içerisinde olduğumdan, ben de, sahte kimlikli insanlar gibi davranıp, "sahtekar" tanımlamasında bulunacağıma, elimin altındaki kitabın verdiği sıkıntıyla, dışavuran duygularımı yansıtayım dedim...

Neden mi?...

Hiç!...

...Tiyatro Dergisi'nin çıkacağını duyan, bilen, içselleştiren; kimliksizlerin "Çığlık" atmalarının, beni eğlendirdiğini belirtmek için...

Not: Litera Yayıncılık'ın yayımladığı; Bilişsel Terapi ve Uygulamaları adlı kitabı okurlarsa, kimliksizliğinin nedenini algılayabilecek olan kimliksizler, dünyayı bir hastane ve insanları birer hasta olarak gören Amerikalı "kimlikli" yazarlardan, birşeyler öğrenebilirler belki!... (...)

tıkla: Bulunmaz Tiyatro

24 Ekim 2007 Çarşamba

23 Ekim 2007 Salı

HOMEROS (sekizinci çalışma-2)

HOMEROS (sekizinci çalışma-1)

İvedilikle okunması gereken kitap!...

Türk ve Kürt faşizminin ayyuka çıktığı günümüzde, insani değerleri öne çıkaran Vatanseverliğe Karşı kitabını, ivedilikle okumak gerekiyor...

İnsanlığa büyük hizmet veren Tolstoy'un dünyasını algılamak, genç ölüler üzerinden yapılan çirkin politikanın ayrımına varmak, yükselen faşizmin ne olduğunu anlamak için, mutlaka okunması gereken bir kitap olan Vatanseverliğe Karşı; içeriğindeki insanilikle, her türden kaba gücü deşifre ediyor...

Yarın sabah, tüm işlerinizi erteleyin yada ikincilleştirin ve bu kitabı okuyun!...

tıkla: Yokuş Yayınları

22 Ekim 2007 Pazartesi

eskiBROY 50. sayıda

Şubat 2005’te 49. sayısıyla yayınına ara vermiş olan eskiBROY Dergisi 50. sayısıyla (Ekim 2007) yayımına yeniden başladı.

“Kimlik Tasarımı ve Anayasa” adlı kapak konusuyla çıkan dergide Demirtaş Ceyhun’un “Milliyetçilikten Ulusçuluk’a Kimlik Tartışması” başlıklı yazısı, Türkiye’nin gündemine bu kavramın sokuluşunun 20 yıllık tarihini ele alırken, Anayasa değişikliğinin görünmeyen nedenleri de bu bağlamda tartışılıyor.

Seyyit Nezir’in söyleşi sorularını da yanıtlayan Demirtaş Ceyhun, Cumhuriyet’te yayımlanan yazılarının yankılarından yola çıkarak Anayasa tartışmalarında sergilediği farklı yaklaşımlarını açımlıyor.

Kemal Gülden’in “Kimlik Çatışmaları” yazısını Yetkin Aröz, Adnan Bingöl ve Muammer Akça’nın “Kimlik Tasarımı: Farklılığın Yeniden İcadı” konusunu işleyen yazıları ile Tamer İnce’nin “mahalle kavgası karakolda biter” vurgusuyla sonuçlandırdığı “Karakolda Ayna Var” yazısı izliyor...

Afşar Timuçin, Demokritos’un sözünden kalkarak, “Parnassos’da Hava Nasıl” denemesinde delilik ve şairlik ilişkisi üstünde duruyor.

B. Sadık Albayrak, “Ontolojik Sefalet ya da Tekelci Düzende Yazarın Durumu” adlı eleştirisinde, yazar ve ürünün metalaşma kıskacı karşısındaki durumunu ele alıyor.

Emre Falay, “Postmodern Dünyada İnternet, Bilgi ve Anlam Arayışı” yazısında, teknolojinin anlam dünyamız üzerindeki yıkıcı ve yok edici etkilerini vurguluyor.

Yusuf Deniz, “Ödüller ve Yanılsamalar”da ödülün niteliğiyle ödül verilenin şair olarak yönelimi arasında tutarlılık gözetilmeyişinin yol açtığı zedeleyici sonuçları tartışıyor.

Evin Okçuoğlu, Dil Bayramı’nın 75. yılı dolayısıyla yabancı dillerden sözcüklerin yazımındaki ilkesizliğe örneklerle dikkat çekiyor.

Feyza Gazneli, Sennur Sezer’in Dilsiz Dengbej yapıtından yola çıkarak savaşsız bir dünya için şiirin öncü işlevini anımsatıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ve derginin armağanı olarak verilen Mutluluğun Gülümsemesi adlı şiir kitabı dolayısıyla İlat Yenidoğan’ın şair Ali Şerik’le söyleşisinin de yer aldığı dergide, TYS Genel Kurulları üstüne Yetkin Aröz, Seyyit Nezir ve İsmail Toksoy’un yazılarını, Bircan Coşkuner’in Attilâ İlhan’la bir anısından yola çıktığı “Aydın Yanılsaması” yazısı izliyor.

Ersan Erçelik, “Sisteme Ölülerden Eleştiri: Ölüler Ülkesi” yazısında, George A. Romero’nun filmlerini irdeliyor.

Dergideki ürünler arasında, Cafer Hergünsel’in “Kuş Sesi Çıkaran İstihbarat Anteni” ve Zühtü Kayalı’nın “Dedin” anlatılarının yanı sıra Güray Öz, Dursun Özden, Doğan Kılıçkaya, Süheyla Taşçıer, Yetkin Aröz, İsmet Alıcı, Ali Olpak, Perihan Yakar, Ali Şerik, Mustafa Işık, İlker Gören, İsmail Toksoy, Ogün Hakan, Atila Oğuz ve Hüseyin Çelikten’in şiirleri yer alıyor. Evin Okçuoğlu’nun Titos Patrikios’tan sunduğu “Son Haber” ile Ahmet Necdet ve Hamza Tanyuş’un Mevlana’dan Rübailer’i derginin çeviri şiir örnekleri olarak sunuluyor...

21 Ekim 2007 Pazar

kemik küçük köpek çok

tiyatro esnafına ithaf


yaşam bir tiyatro sahnesi
efendiler var yukarıda
aşağıda köleler
daha da aşağıda köpekler

natüralist bir oyun sahneleniyor
efendiler locada
köleler oturuyor yerlerde
sahnede köpekler

ortada bir kemik
küçük
etrafında köpekler
büyük bir kavga veriliyor

kemik küçük köpek çok

20 Ekim 2007 Cumartesi

Internet Canavarı kitap oldu!...

Burakcıım hıyarlık yaptı!...

Aşağıda, geri zekalı, hıyar beyinli Burak Caney'in hıyarlığını okuyacaksınız... Burak Caney'in hıyarlığına hiçbir müdahalede bulunmadık. Sadece, kırmızı harflerle bir eklenti yaptık:


HİLMİCİİM ESPİRİ YAPTI

Hilmiciim bana özendi ve espiri yapmaya heveslendi.Son yazısında yakalanan İnternet suçlusuna atıfta bulunan yeni espiri yazarımız Hilmiher işi olduğu gibi bunu da eline yüzüne bulaştırdı beceremedi.Ona önerimiz gidip tiyatronline'ın bi ara yayınladığı "Hıyarca" mizah ekinde (internette ek nasıl oluyorsa?? (Her şeyden önce, bahsettiğin mizah ekinin adı "Hıyarca" değil, "Hıyar"dı!... Hıyar beyinli Burak Caney, her işi olduğu gibi bunu da eline yüzüne bulaştırdın: Hıyar Eki, tiyatronline'da değil, tiyatrom.com'daydı. Hıyar sözünü duyduğunda yada hıyarın kendisini gördüğünde, kendin de hıyar olduğun için, büyük bir kıskançlık krizine tutuluyorsun. Sürekli olarak hıyarlık yapıp, hıyarın nerede olduğunu unutuyorsun ve hıyarı nerene koyacağını şaşırıyorsun!!! tıkla: hıyar) hep gazetecilik özentisi işte bunlar. Gazeteci olup da başaramayanlar kendini internette tatmin ederse olacağı bu.. neyse) işte orda yazsın kendini harcamasın hiç okunmayan blogunda. hatta keşfedilirse beyaz şova da çıkarırlar yada en güzeli kocakafalara çıkması.Ama hilmiciiim polise o kadar laf ederken en sonunda benim hakkımdan gelmesi için polise sığınmışa benziyor.pes!Bir dönem solcu sonra eski goşist ve oportinist yeni ulsalcı yalakası şimdide polise sığındıçok iyi... bravo.. coşkun bakana dt genel müdürünü jurnalliyor hilmi internet polisine beni.. yarın öbürgün gene mangalda kül bırakmaz bu özgürlük (!) savaşçıları

tıkla: çift "oo"lu sahte Oyun

Deneysel çalışma: Çocuk vs.

Sıra Burak Caney'de!...

Burak Caney'in uluslararası suç ortağı, Kanadalı Christopher Paul Neil (32) nihayet yakalandı. Burak Caney'in izinde olan Interpol, 13 gün sonra, Burak Caney'i de yakalamayı planlıyor. Burak Caney adlı Internet faşisti, kendiliğinden polise teslim olursa, sadece müebbet hapis yatacak. Kendiliğinden teslim olmayıp, polis tarafından yakalanırsa; ya elektrikli sandalyede yada giyotinin ucunda hayata veda edecek!...

Burak Caney'in cenazesine; çanak yalayıcılar, sadaka dileniciler, finans kapital uşakları, sanal yayıncılar, kıç sallayanlar, bok çukurunda yüzen lağım fareleri, tiyatro faşistleri, iftiracı profesörler, sansürcü demokratlar, tiyatro kirleticileri... katılacak. Hep bir ağızdan ağlayıp, hep bir ağızdan Fatiha okuyacak olan tiyatro papazları, cenazenin dumanı tüterken, kendilerini meyhanelere, kahvehaneler, karhanelere atıp, sabahlara dek sürtecekler!...

Burak Caney'in suç ortağının yakalandığını duyuran asıl haber kaynağı Haberler.com'dan aktarıyoruz:


Fotoşoplu Sübyancı Kanadalı Öğretmen Çıktı

Küçük Çocuklara Tecavüz Ederken Çekilmiş Fotoğraflarını İnternete Koyan, Ancak Yüzünü Belli Olmaması İçin Fotoşopla Deforme Eden Sapığın Kimliği Sonunda Belli Oldu.

Küçük çocuklara tecavüz ederken çekilmiş fotoğraflarını internete koyan, ancak yüzünü belli olmaması için fotoşopla deforme eden sapığın kimliği sonunda belli oldu.

Üç yıldır aranan sübyancının Kanadalı bir öğretmen olduğu, Tayland’a giriş yaptıktan sonra belirlendi. Kayıplara karışan sapık için polis alarma geçti.

ÇOCUKLARA tecavüz suçundan 3 yıldır aranan, ama internetteki fotoğraflarında dijital olarak yüzünü tanınmaz hale getiren sapığın fotoğrafının Alman uzmanlar tarafından deşifre edilmesi işe yaradı.

Bangkok havaalanının güvenlik kamerası kayıtlarından, fotoğraftaki kişinin Tayland’da İngilizce öğretmenliği yapan Kanadalı Christopher Paul Neil (32) olduğu tespit edildi. Tek yön gidiş biletiyle Tayland’a geldiği öğrenilen Christopher Paul Neil’in Bangkok’a indikten sonra kayıplara karıştığı bildirildi. Interpol tarafından aranan Neil’i yakalayabilmek için Tayland’a komşu ülkeler de sınır muhafızlarını alarma geçirdi.

Interpol’ün yayınladığı fotoğrafta yeni sakal tıraşı olmuş, gözlüklü ve beyaz gömlekli bir kişi görülüyor. İnternette Vietnamlı ve Kamboçyalı küçük oğlan çocuklarına tecavüz ederken 200 kadar fotoğrafta görülen ve yüzü fotoşopla tanınmaz hale getirilmiş kişinin Neil olduğuna inanılıyor.

Sübyancıyı yakalamak için düzenlenen operasyonları koordine etmek için Bangkok’a gelen Interpol müfettişi Mick Moran, "Kamboçya, Vietnam, Tayland ve bu bölgedeki diğer ülkeler Neil’in yerini bulabilmek için alarma geçirildi" dedi. Moran, basın aracılığıyla sapığa seslenerek "meselenin yetişkinlere yakışır biçimde halledilebilmesi için" teslim olması çağrısında bulundu. Yaşları 6’yı bulan 12 Asyalı çocuğa tecavüz görüntülerinin Alman polisi tarafından bulunduğu 3 yıldan bu yana, sapık dünyanın her yerinde aranıyordu. Sapığın kim olduğunu önceki gün tespit eden Interpol, bunu basına açıklamamıştı; ancak Kamboçya polisi, dün bu kişinin adını, yaşını ve milliyetini basına sızdırdı.
17.10.2007 02:16

Tayland Mahkemesi Kanadalı Öğretmenin Polis Tarafından Sorgulanmasına İzin Verdi
Fotoşoplu Sübyancı Yakalandı
İnterpol'ün Aradığı Çocuk İstismarcısının Yakalanması
Tayland'da Yakalanan Kanadalı Öğretmene, 20 Yıl Hapis Yolu Gözüküyor
Dünyanın Aradığı Sapık Yakalandı

Not: Burak Caney'in suç ortağı ve çok yakın arkadaşı Paul Neil'in yakalandığını, asıl kaynağından öğrenmek için tıklayınız: Haberler.com

19 Ekim 2007 Cuma

Burak Caney hortladı!...

Foto: Burak Caney'in aile albümünden...


Internet Canavarı, Sanal Kahraman, Estetik Düşmanı, Çürümüş Tiyatronun Lağım Faresi, Perde Önünde Banal ve Perde Arkasında Sanal yayın yapan insanlık kaçkını Burak Caney hortladı!...

Biz, tiyatronun çürümüşlüğüne vurgu yaptıkça, küflenmişliğini teşhir ettikçe, banal ve sanal yayıncılığı yerden yere vurdukça; sanki epik bir oyun sergileniyormuş gibi, ad vererek vurduğumuz kişilerden değil de, Burak Caney'den ses geliyor!...

Kafasını her kaldırdığında, sanal mezarlığa gömdüğümüz, üzerine toprak örtüp, cehenneme yolladığımız Burak Caney, bir kişinin değil, çürümüş tiyatro dünyasının kimliğini taşıdığından, yeniden diriliyor; hortluyor!...

tıkla: tiyatrooyun (dikkat; sahte Oyun çift "o" ile yazılır)

Berfin Bahar yorulmuyor!...

tıkla: Berfin

İşgalci Örgütleri...

arka kapak

Tek Dünyacı ve CIA’cı küresel finans kapitalistlerin, ulus devletleri ortadan kaldırmaya yönelik stratejileriyle, bunları hazırlayan merkezlerin “ölümcül planlar”ının anlatıldığı bu kitabı okuduğunuzda, bugüne kadar size anlatılanların ne kadar gerçekdışı olduğunu öğreneceksiniz. Çalışmaları olağanüstü düzeyde gizli tutulan Ford Vakfı ve Tavistock Enstitüsü’nün yanı sıra CIA, NATO ve AB gibi merkezlerin düzenledikleri “kuşatma ve yıkım planları”nın ne ölçüde farkındayız? Bügünkü ve yakın gelecekteki “kuşatma ve yıkımlar”dan uzak durmak mümkün mü? Dün Vietnam’dan dönen “yanlış hesap”, bugün Bağdat’tan dönebilir mi? Dönmezse, daha neler olur? Bunu bize gösterecek olan, elbette zaman... Ama şu anda karşımızda duran somut gerçek şudur: Küresel hegemonyalarını, ülkeleri ve insanları köleleştirerek sürdürmeyi amaçlayan güçlü finans kapital seçkinlerinin yaptıkları hesapların çoğu tutmamıştır. Bu sonucun temel nedenlerinden biri de, Atatürk’ün önderliğinde Türkiye’de gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi’nin tetiklediği “ulusal direnme gücü” olduğuna göre, hedef de, hedefleyen de bellidir... Türkiye, küresel emperyalizmin başaktörü ABD’nin hedefindedir.Hedefteki Türkiye, bu durumdan kurtulmak istiyorsa, “Tek Dünyacı ve CIA’cı” finans kapitalistlerin “ölümcül planlar”ını anlamalı, kavramalı ve hızla toparlanmalıdır.

tıkla: Berfin

Çok da umurumda!...

tıkla: Milliyet

18 Ekim 2007 Perşembe

Öküz ölmeden ortaklık bitti!...

Her devrin işadamı Aydın Doğan ile her devrin gazetecisi Emin Çölaşan; hiçbir ideolojik ayrımları bulunmamasına karşın, her nedense "küs" oldular... "Aile" içi sorunlarını, canlı yayına dek taşıyan işbirlikçi burjuvalar, kafa karıştırmak için Pişekar - Kavuklu oyunu oynuyorlar!...

Zaman gazetesinden aktarıyoruz:

Aydın Doğan, canlı yayında Emin Çölaşan'ı fırçaladı

Hürriyet'ten kovulan Emin Çölaşan, canlı yayında eski patronu Aydın Doğan'a çatınca, Doğan telefonla yayına bağlandı ve Çölaşan'ı payladı.

Çölaşan'ın Kanaltürk'teki konuşması üzerine telefonla canlı yayına bağlanan Doğan, "Hükümet istediği için Emin Çölaşan ile yollarımız ayrılmadı. Ben AB'yi desteklerken Emin AB'ye karşı yazılar yazdı. Ben ona hiçbir zaman baskı yapmadım, İstediğini yaz dedim ama o yazılarında hakaret etti. Hürriyet'e en büyük davalar Emin Çölaşan için açıldı. Ertuğrul Özkök ile Emin arasında nasıl bir konuşma geçti bilmiyorum ama ben Emin ile mutabık değildim. Ertuğrul'a 'sen konuşamıyorsan ben konuşurum Emin'le' dedim. Ben Turgut Özal'la, Ecevit'le, Erbakan'la hep Emin yüzünden tartıştım. Emin'in kitabında söylediklerinin yüzde 80'i doğru, yüzde 20'si yanlış" dedi.

GERÇEK ORTAYA ÇIKACAKTIR

Yeni Şafak gazetesinin haberine göre Çölaşan'ın 'kötü bir yazar olmadığını' vurgulayan Aydın Doğan, şöyle devam etti: "Ama 'ben güçlüyüm, bana kimse dokunamaz' diye dolaşıyordu. Hürriyet'in 1997'de belirlenen yayın ilkelerine Emin çoğu zaman uymadı. Kendini dokunulmaz, Tanrı yazar gibi gördü. Zaten kitabını da çok önceden hazırlamış belli ki. Gerçekler yakında ortaya çıkacak."

Doğan'ın, telefonu kapatırken Emin Çölaşan'a da seslenerek, "Ben senin helalleşmeni beklerdim. Allah bahtını açık etsin. Bol kazançlar dilerim" demesi dikkat çekti.

tıkla: Zaman

17 Ekim 2007 Çarşamba

Yok öyle yağma!...

Sol değerleri kullanıp para kazanacaksın. Kazandığın parayla gününü gün edeceksin. Seni televizyon denilen aptal kutusuna tutsak edecekler: Aptallarla birlikte aptallık sürecinden geçerken, bir yandan da sol değerleri sömürme aşamasına geleceksin. Sonra da, sana bıraktıkları özel hayatına müdahale ettiklerinde, naz yapacaksın!...

Yemezler!... Yok öyle yağma!...

Sol değerleri, burjuvaziye servis yapanların trajedisini Milliyet gazetesinden aktarıyoruz:


Magazin turu...


Evlilik sorusu Bingöl'ü çıldırttı


Yavuz Bingöl önce dizinin tanıtımında daha sonra da Cihangir'de bir restoran çıkışında gazetecilerle tartıştı. Dizi tanıtımında "Evlenecek misiniz?" sorusuna "Daha sonra ise Cihangir'de bir restoran çıkışı "Küpe taktınız, şimdi de bıyık bıraktınız. Daha sonra yine imaj değiştirecek misiniz? sorularına sinirlendi ve röportajlarını yarıda kesti. Dizide "Kara Eşref" adlı kabadayıyı canlandıran ve rolü gereği elinden tespihi düşürmeyen Bingöl, röportaj sırasında gazeteciler tarafından kendisine yöneltilen evlilik sorusuna onlarca kişinin içinde “ Yeter artık, kapatın şu kameraları, kesin, özel hayatımdan size ne? Kapatın kameraları” diyerek tepki gösterdi. Daha sonra bir odaya çekilen Bingöl, kısa süre içeride durduktan sonra tekrar dışarı çıktı ve "Böyle bir hareketi bunca insanın içinde yaptığım için davetlilerden ve gazetecilerden özür diliyorum. Bana bundan sonra özel hayatım hakkında soru sorulmamasını istiyorum. Benim Dünya Barış Günü'nde konserim olur gelmezsiniz, projem olur ilgilenmezsiniz, ondan sonra gelip karımla kızımla ve sevgilimle ilgili soru sorarsınız. Bu doğru bir şey değil.” şeklinde konuştu. Bingöl daha sonra saz çalıp şarkılar söyleyerek ortamı yumuşatmaya çalıştı. Dizi tanıtımı sonrası Cihangir'de bir restoran çıkışı imajı hakkında sorulan soruya da sinirlenen Bingöl röportajı yarıda kesip otomobiline binerek mekandan uzaklaştı.

Bora Bağcıbaşı / Milliyet (tıkla)

16 Ekim 2007 Salı

Yazar ve öğrenciler Attila İlhan'ı anıyor

Türkiye Yazarlar Sendikası ile Özel Bahçeşehir Koleji'nin birlikte düzenlediği, "Ayrılık Sevdaya Dahil" başlığını taşıyan Attila İlhan'ı Anma Gecesi, bu akşam saat 20.00'de Bahçeşehir Üniversitesi, Beşiktaş Yerleşkesi, Fazıl Say Salonu'nda gerçekleştirilecek.

Gülsen Tuncer'in sunacağı etkinliğe konuşmacı olarak Enver Ercan, Öner Ciravoğlu, Salih Bolat, İlhan Gülek, Belgin Sarmaşık, Ülkü Karaosmanoğlu, Metin Celal, Atilla Birkiye, Zeynep Aliye ve Faruk Şüyün katılacak. Kültür-Sanat

tıkla: Zaman

Yorumsuz: Salonlar Yıkılıyor - Perdeler Yakılıyor


Mustafa Demirkanlı tarafından yayımlanan www.tiyatro.com.tr adlı sitede kullanılan "yangın" ile Internet Teröristi Burak Caney adlı sanal kişinin, hacklendiğini iddia ettiği sitede (http://www.geocities.com/burakcaney/) kullanılan "yangın" aynı duyguyu verse de; bir rastlantı olmanın ötesine gitmeyen duruş olarak kendini gösteriyor!...

Evet, bu bir rastlantı!... Ama çok garip bir rastlantı!...


tıkla: Bulunmaz Tiyatro / 10 Mart 2007

Burak Caney'e özel mektup!...

Foto: Sponsoreva..


Güncelleme: (10 Aralık 2007)
Yukarıdaki fotoğrafı, aşağıdaki yazıdan kopararak yayınlayan Mustafa Demirkanlı, bir tür paparazzilik yapıyor. Bu mantığa göre, ressamlar nü çalışmamalı, romancılar erotik konulara girmemeli, şairler bahname yazmamalı, sinemacılar sevişme sahneleri yada çıplak bölümleri karartmalı!...

Şimdi de paparazzi ve yalancı Mustafa Demirkanlı'nın çarpıtıcı notu:

Bir açıklama: Büktel'in kuyumcu arkadaşı, yukarıdaki fotograflardan üstekine açıklama yapmış, o açıklamayı aktarmak durumundayım. Her iki site de birbirine çok benzediği için (Coşkun'un kuyumcu arkadaşının siteleri ile Burak Caney'in sitesi) Art arda sıralanan fotografların Burak Caney'in düzeysiz sitesinde yayımlanmış olduğunu, Büktel'in kuyumcu arkadaşının ise bunları topluca sıraladığını gözden kaçırmışım. Coşkun'un kuyumcu arkadaşı alttaki fotograf ile ilgili herhangi bir açıklama yapma gereği duymamış, tekrar kontrol ettiğimde de kendisinin seçerek kullandığını gördüm, işine gelmeyen konulara açıklama yapmadığı gibi bu fotografı da geçiştirmiş olduğunu gördüm. Kadının bu denli aşağılandığı, iğrenç ötesi bu davranışı her iki blog sahibinin (Coşkun Büktel ve kuyumcu arkadaşının) biri yayınladığı, diğeri de akadaşının insanlık ile dalga geçen, insanlığı aşağılayan bu fotograftan hiç rahatsız olmadığı için kınıyor ve ibreti alem için, bir süre daha tutuyoruz, bir kaç gün sonra arşiv sayfalarına göndereceğiz.
(Kaynak: Düzeysiz Yayıncılığa Yönelik Zorunlu ve Son Açıklama)

***

Bok kokulu kardeşim Burak Caney,

Merhaba

Seni destekleyenlerden biri Sponsoreva dayanamadı ve bize önemli açıklamalarda bulundu. Senin kimliğini yüzde yüz saptadığımız gün, Sponsoreva'nın itiraflarını da açıklayacağız!...

Yarasa kılıklı Burak Caney, küf kokan tiyatronun temsilcisi olarak, devrimci değerlere saygılı insanların sitelerini hacklediğinde eline ne geçiyor?!...

Karafatma suratlı Burak Caney, madem bu denli marifetin var; bunu sürekli olarak göster de, senden korkmaya başlayalım!...

Diken bakışlı Burak Caney, şuna emin olabilirsin ki, senin sayende saat başı Internet şifremizi yeniliyoruz. Ulan, sen ne alçak adammışsın; bizi bile işkillendirebilecek güce sahipsin!... Helal olsun sana Burak!...

Yalnız, olay yerinde düşürdüğün beş harfi, önemli bir delil olarak dağarcığımızda saklıyoruz: A, D, E, M, T...

Sana ve seni yaratan şerefsizlere selamlarımızı iletiriz!...

Not: Hesabını görmemize çok az kaldı!...


tıkla: Burak Caney Maceraları
tıkla: Burak Caney Duyuruları
tıkla: Burak Caney İzlenimleri
tıkla: Burak Caney ile ilişkimiz

Burak Caney'e eğlencelik!...

Internet Canavarı, Sanal Kahraman, Çanak Yalayıcı, Tiyatro Faşisti Burak Caney'e; kına yakıp, hayal kurup, halay çekmesi için İbo'dan bir eğlencelik sunuyoruz:

Halk Kültür Şenliği!

Halkların Türküleri, Halkların Kardeşliği İçin Halk Kültür Şenliği


Bütün insanların, aynı gökyüzüne, aynı tebessümle baktığı ve aynı toprağa damlayan gözyaşlarının aynı acıyla algılandığı bir ufukta komşunu kardeş, kültürünü ve geleceğini özgür kılmak için…

Özgür bir ülke insanca yaşam için…

Coğrafyamızdaki tüm dillerde notalar, halaylar, danslar, Halk Kültür Merkezleri Kültür Şenliği'nde buluşacak...

Kürtçe, Lazca, Türkçe, Ermenice, Romanca, Arapça ve dünyanın diğeri kabul edilen bütün dilleri ve renkleri, insanca bir yaşam ve özgür bir ülke umuduyla, 19 Ekim 2007 tarihinde Fırat Kültür Merkezi'nde Halk Kültür Merkezleri'nin düzenlediği şenlikte bir araya gelecek… Coğrafyamızın tüm halkları, dilleri, notaları ve danslarıyla bir kardeşlik ve dayanışma çemberi oluşturacak, ellerimiz ve yüreklerimiz halkların kardeşliği için buluşacak…

Ege, Balkan ve Yunan ezgileriyle Muammer Ketencoğlu, Karadeniz ezgileriyle Grup Helesa, Kürtçe türküleriyle Koma Çiya, Ermenice modern halk türküleriyle Bartev, Roman müzikleriyle Ahırkapı Roman Orkestrası, Arapça ve Türkçe türküleriyle Grup Diyar ve Halk Dansları Gösterileri sergilenecek...

Bu türkü, bu halay, bu horon, bu dans, halkların kardeşliği içindir...

Halk Kültür Merkezleri'nin düzenlediği şenlikte buluşmak ümidiyle…

19 Ekim 2007 Cuma
Saat 19:00
Fırat Kültür Merkezi
Yeniçeriler Cad. Çemberlitaş alışveriş merkezi
(Çemberlitaş Tramvay Durağı Arkası) No: 1
Çemberlitaş

İLETİŞİM TEL: 0212 2440191 - 0212 3211843 - 0212 6293136
0212 6322319 - 0216 4417544

HALK KÜLTÜR MERKEZLERİ


tıkla: Gölge Tiyatro

Homeros saati; yedinci çalışma (ikinci bölüm)

Homeros saati; yedinci çalışma (birinci bölüm)

15 Ekim 2007 Pazartesi

Caney caney caney!...

Internet Canavarı ve Sanal Kahraman Burak Caney, gücünü kanıtlamak için, burada daha önce yayımlanan yazıyı hack'ledi. Yeniden yazıyoruz!...


Burak Caney diyordu ki: "Dinsizin hakkından Burak Caney gelir."

Peki, Internet Canavarı Burak Caney'in hakkından kim geldi?...

Türkiye tiyatrosunun çürümüşlüğünün özeti, Internet tiyatroculuğunun sümüğü, "kiralık yazar", alçak işbirlikçi, insan müsvettesi Burak Caney'in kimleri temsil ettiğini çok iyi biliyoruz. Burak Caney'in kimliksiz kimliğini yüzde doksan dokuz saptadık!...

Burak Caney'e ne tür ceza vereceğimizi henüz tam olarak karar vermedik. Karar verme aşamasındayız. Cezasını verdikten sonra, sıra diğer Internet Canavarları'na gelecek. Onları da münasip bir biçimde cezalandıracağız!...

Burak Caney'i, bir kez daha sanal mezarlığa gömdük. Diğerlerini de gömeceğiz. Hiç kabadayılık, hacker'lık falan yapmaya kalkmasınlar. Ellerini kırarız...

Grup Yorum - CEMO

Sosyalist gibi konuşup kapitalist gibi yaşayanlar

Aşağıdaki yazıyı, ben yazmadım. Hoşuma gittiği için yayımladım...


GrupYORUM


Birkaç yıl önce; Rauf Tamer köşesinde, solu temsil eden kişilerin aslında, solun değerlerine uygun yaşamadığını; sosyalist gibi konuşup, kapitalist gibi yaşadıklarını yazmıştı. Rauf Tamer'in kişiliğini ayrıca anlatmaya gerek yok. Eğer bu düzen, sömürü ve talan düzeniyse; eğer bu düzen, hırsızlığa teşvik ediyorsa, Rauf Tamer de, köşesinde bunu alkışlayan, böylesi bir düzenin devamlılığı için kalem oynatan bir kişidir. Tamer, bununla da yetinmemiş, bu kirli işlerin bir parçası da olmuştur. İşte bu Rauf Tamer, bütün solu, özü sözü bir olmamakla karalamıştır.

Peki Rauf Tamer gibilerin referansı nedir?

Kirlenmenin alabildiğine hızla yayıldığı bir dünyada, kuşkusuz solda durduğunu iddia eden birçok kişi ve kesim de bu kirlenmeden payını alıyor. Bir yanda, siyasetten, örgütlenmeye, yaşam biçimine dek, saflığı ve temizliği savunanlar; diğer yanda, solun içine de sızmış olan, kirlenme ve yozlaşma. Burjuva politikalarıyla hayatı yorumlayan reformizm; solun değerlerini, burjuvaziden aldığı köhnemiş ahlak ve politikalarla çürütüyor. Dili, yaşayışı, politik çözümlemeleriyle, yozlaşmış, pis bir politikacılık, sol adına ortaya çıkıyor; solu temsil ettiğini iddia ediyor. Devrimciliğin değerleri zedeleniyor. Tüm bu başlıklar altında, devrimcilik kirletiliyor. Emperyalizmin kültürü, diliyle, ahlakıyla beyinleri zehirliyor. Düzenin vitrinindeki solculuk işte böyle bir şey. Bunun için, Rauf Tamer gibiler değerlerimize dil uzatabiliyor.

...

5 Kasım 2002 tarihli, Radikal Gazetesi'nin kültür sanat sayfasında, Aslı Atasoy imzalı mini bir dosya yayınlandı. Dünyada, özellikle yaşadığımız günlerde yaşanan politik gelişmelerle, "ideolojik müzik" yapanların güçlü çıkışlar yaptığından; Türkiye'de ise politik çalkantılara rağmen, politik müziğin ivme kaybettiğinden hareket eden Atasoy; teybini, içinde bizim de yeraldığımız birçok sanatçıya uzatıp, görüş almış. Aslı Atasoy, Türkiye'de politik müziğin ölüm ve kahramanlık gibi temalara odaklandığını, kadın, eşcinsellik, aşk, küreselleşme gibi konuların gözardı edildiğini belirtiyor.

Olabilir. İnsanlar durdukları yerden değerlendirme hakkına sahip olabilirler ama bu yaptıkları değerlendirmenin doğru olacağı anlamına gelmez. Ancak biz, bu yazıda, bunların üzerinde durmayacak, değinip geçeceğiz. Asıl gelmek istediğimiz konu, bu röportajlar içinde yer alan, Yapımcı Bülent Forta'nın söyledikleri. Bugün, ÖDP'nin yönetim mekanizmalarında yer alan Forta, Türkiye'de '80 öncesi süreçten bu yana politik arenada varolmuştur. Bu yüzden, Forta'nın görüşleri, bir müzik yapımcısı olmanın ötesindedir. Kendisinden bağımsız olarak, politik bir bakışı da yansıtmaktadır.

Forta, Türkiye'de politik müziğin,'70'lerde, halk müziğinden beslenerek şekillendiğini ve bu müziğin geciktiğini belirtiyor. '80 sonrası ise, ağırlıklı olarak grup müziğinin belirdiğini, '85'le birlikte tıkanmanın başladığını ve "getto"laştığını vurguluyor. Bulutsuzluk Özlemi'nin kendini tekrar ettiğini, Yorum'un dinleyici kitlesinin daraldığını vurguluyor. Değerlendirme kendisine aittir. Bu arada, Yorum'un enteresan bir vaka olduğunu, bir dönem okul işlevini gördüğünü belirtmeden de edemiyor. Bu yazıyla, Forta'nın, yeni şarkılar çıkması konusunda umutsuz olduğunu öğreniyoruz. Biz araya girelim ve Forta'nın tespit ettiği tıkanmanın başladığı '85'te, Grup Yorum'un kurulduğunu ekleyelim. Forta, asıl önemli sözünü söylüyor ve tüm dünyada dinlenebilecek bir müzik yapılmadığını, daha çok "sol gettoya" hitap edildiğini belirtiyor.

Devrimciliğin yükselen değer olmaktan çıktığı, dönemlerin olmazsa olmazıdır. Küçük burjuvazi arayışlara başlar. Kelimeler, tanımlamalarda keşfe çıkılır. Politikaya "yeni" soluklar getirilir. Zorluklar karşısında, "başka türlü bir şey" aranır. Türkiye'de, özellikle 12 Eylül sonrası birçok siyasi hareket bu noktaya savrulmuştur. İlk başlarda, masumane bir arayış, yeni bir örgütlenme üzerine tartışma gibi görünen bu durum. Bugün gelinen noktada, emperyalizmin pompaladığı sivil toplumculuğa saplanmıştır. Bunun en bariz örneği, Bülent Forta'nın da dahil olduğu siyasi geleneğin, bugün geldiği noktadır.

Bugün gelinen noktada, tüm liberaller, sivil toplumcular solda durur gibi görünürler. Fakat, bu ropörtajda kullanılan "getto" ifadesi bile hayata bakışın nasıl farklılaştığının, göstergesidir. Devrimciliğin büyüdüğü, örgütlenmenin yayıldığı yerlerde sivil toplumculuk ve liberalizm hayat bulamaz. Bugün, Forta'nın kullandığı bu üslup, halkın örgütsüzlüğünün yarattığı bir üsluptur. Halkın örgütlülüğünde coşan ve yine abartılı tespitler yapan bu anlayış, kendince umutsuz bulduğu dönemlerde, solu gettolaşmakla eleştirir. Kendi yaptığı siyaseti ise alabildiğine olumlar. Ne gariptir ki, onların siyasetini halk hiç anlamaz. O yüzden de, tespitlerinde tepeden bakan bir üslup hakimdir. Forta, devrimcileri gettolaşmakla eleştiriyor. Biz de sormadan edemiyoruz. Burası, 1940'ların Polonya'sı mı? Yoksa buhranlı yılların Amerika'sı mı? Forta, sınıflarüstü ve siyasetler üstü bir havada böyle bir tespit yapıyor. Aslında bu üslubu tespit olarak nitelemek onu fazla ciddiye almak olur. Forta, siyasi bir kişiliktir. Ama tüm avrupa solcuları gibi siyasi olmaktan öte bir sosyolog gibi konuşmaktadır. İktidar hedefi olan hiçbir siyasi anlayış böylesine kolay sözler edemez. Söylediklerinin doğru olduğunu kabul etsek bile, içinde, özeleştiri taşımayan sorumsuz bir cümledir.

Bülent Forta, bu tespiti, müzik yapımcısı olarak mı böyle konuşuyor? ÖDP saflarında siyaset yapan, bir kimlikle mi söylüyor? Bidiğimiz kadarıyla ÖDP, kendini "en sol" olarak niteleyen bir parti. Öyleyse, gettolaşmamızdaki payı nedir? Ya da en solcular bu gettolaşmadan payını almamış mıdır? Seçim döneminde, meydanlarda, neden bu tespitlerini duyamadık diye merak ediyoruz. Acaba biz mi diyalektik düşünemiyoruz?

Bu siyaset biçiminde iktidar hedefi yoktur. İktidar hedefi olmayan bir solculuk düşünülemez. İktidar hedefi olmayan bir solculuk olsa olsa sivil toplumculuktur. Biliyoruz ki, Forta'nın siyasi geleneği 12 Eylül mahkemelerinde iktidar hedefleri olmadığını belirtmişlerdir. Bugün, emperyalizmin denetiminde ve icazetinde siyaset yapma biçimidir bu akıllı solculuk. Emperyalizmin onayladığı kadar muhalif, emperyalizmin onayladığı kadar solcu. Dengelerin "en solu"ndaki siyasettir bu O yüzden de, devrimcilik, geri kalmış bir iddiadır onlar için. Marjinalleşmiş bir hayat tarzıdır. Ne garip değil mi? Bir yandan,iktidar da bu söylemlerle ve siyasetle devrimcileri halktan yalıtmaya çalışıyor. Katliamlar, F tipleriyle devrimcileri yıldırmayı, düşüncelerinden soyutlamayı ve halktan koparmayı amaçlıyor. Bir yandan da, Forta gibi dost görünenler, "getto" diyerek güya devrimcileri aşağılamaya çalışıyor.

Bu kafaları tanıyoruz. Bu kafalar, solun görmüş geçirmiş akıl hocalarıdır. Hiçbir zaman sosyalizmi istememiş, burjuva demokrasisinin hülyalı semalarında dolaşmıştır. İstedikleri asıl olarak burjuva demokrasisidir. Onun için, Avrupa Birliği gözlerini ışıtmıştır. Çünkü, yorgundurlar. Çünkü, sanırlar ki, AB demokrasisinde solda siyaset meydanı bunlara kalacaktır. Burjuvaziyle, burjuvazinin arenasında at oynatmaya çalışırlar, beceremezler. Yüzlerine gözlerine bulaştırırlar.

Fakat, asla vazgeçmezler. Çünkü, siyaseti bir geçim kapısı olarak görürler. Varlıklarını, reddiyeye borçludur. Reddettikleri kendileri bile olsa. Bunlar, siyasetin hiçbir yerine sızamadıklarında, oturdukları apartmanın yöneticiliği için kıyasıya bir savaş verirler.

Diyelim ki sol gettolaştı. Peki öyle olsun. Peki o başımıza musallat ettiğiniz Beyoğlu solculuğu nedir? Beyoğlu'na sıkışıp kalmış solculuk mu bizi kurtuluşa ulaştıracak. Diyelim ki sol gettolaştı. Öyleyse, neden gettolardan oy istemenin manası nedir?

Tabi bu siyasete bizim aklımız basmaz. Burjuvaziden öykünme siyaset anlayışı tüm hücrelerine sinmiştir. Bu seçimin iki galibi çıkınca, burjuva medya bastırıp liderler istifa etmeli deyince ve bir iki partiden bu sinyal gelince, ÖDP "lideri" de, kurultaya gideceğini açıkladı. Her şeyiyle burjuvazinin kuyruğuna takılmış, bir siyaset anlayışı. Meclise giremediniz, geçen seçimde girememiştiniz. O zaman geçen seçimde niye istifa etmezsiniz? Kuşkusuz, buna da bir cevap vardır ama biz anlamayız.

Bu siyasi gelenek, kendi kültürünü yaratmıştır. En azından bunu başarmıştır. Sağdan soldan alınma da olsa bir kültürü vardır. Eskiden bir dili de vardı. Örneğin, geşmişte, ayakları yine de ülke toprağına basardı. Getto demezlerdi. Tekkeci derlerdi. Şimdi getto diyorlar. Biz o tabirleri bile özledik.

Yazımızın başında, Rauf Tamer'in yazdıklarından bahsetmiştik. Bir tarafta, rüzgarın yönüne göre eğilip bükülmeden mücadele edenler, bir yandan da rüzgar gülleri. Ve maalesef bizim vitrinimiz diye bunlar sunuluyor. Biz sesimizi daha gür çıkarmadıkça, biz daha çok örgütlenmedikçe olmadıkça bu ayıp sürecek. Solu onlar temsil ediyor gibi görünecek. İnsanın ne olduğunu yetenekleri ve etiketi değil seçenekleri ve tercihleri belirler. Onlar seçimini yapmıştır. Biz, onları sivil toplumcu düşleriyle başbaşa bırakacağız. Bizim de günümüz gelecek...

tıkla

14 Ekim 2007 Pazar

Caney'i sanal mezarlığa yeniden gömdük!...

(...) Burak Caney kod adlı Internet Teröristi, mail gruplarının sağladığı "olanaktan" yararlanarak, ortaya çıkabilme cesareti gösterdi. Bize ve bizim savunduğumuz değerlere hakaret etmeye yeltenen Burak Caney'i, ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük... (...) tıkla

Yukarıdaki yazıyı, 1 Mart 2007 tarihinde yazdım. Altına bir kez daha imza atıyorum!...

Peki o yazıyı yayımlayınca ne oldu?... Mustafa Demirkanlı denen finans kapital çanağı yalayıcısı bana ve Coşkun Büktel'e saldırdı. (tıkla) Neden?... Perde önünde banal tiyatro yayını yaparken, perde arkasında sanal yayın yapan Burak Caney ile özdeşleşen bir ruha sahipti Demirkanlı...

Demirkanlı'nın link'ini verdiğimiz yazısında nasıl bir iftira vardı?... Aktaralım:


(...) Burak Caney isimli (takma isim olduğunu sandığım) biri, bir süre önce Perde Arkası diye bir site kurup, bu ikiliyle, onların anlayacağı dilden ama berbat bir dil ve üslupla yayın yaptı. Bilmiyorum ama, sanırım Hilmi Bulunmaz’ın çok önceden tanıdığı ve aralarında bir husumet olduğunu sanıyorum, çok iyi tanıdığına göre. Ara sıra bakardım. Sonra site hacklendi. Siteyi H. Hilmi Bulunmaz kendilerinin hacklediğini açıkladı. Kendi abukluklarını yayımlamadığımız için bizi sansürcü diye suçlayan Büktel ise, görmedi-duymadı. Hiç sesini bile çıkartmadı. Oysa, Bulunmaz’ın sitesini satır satır okuduğunu ve sürekli alıntılar yaparak, ne kadar dürüst bir yayıncı olduğunu anlatıp dururdu. Bir anlamda, yayınevi-matbaa eşkıyalarca basıldı, üretim araçları yakıldı, yıkıldı ama Coşkun Büktel’den arkadaşına bir tek tepki gelmedi, sessizce onayladı yani. İşte, Büktel’in hackerlarla kol kolalığının belgesi. Birini susturmak için sitesini basıp hacklemek kadar, buna sessiz kalmak da ahlaksızlıktır. Bu ahlaksızlara da bu konuda daha fazla söylenecek söz bulamıyorum. (...)


Mustafa Demirkanlı'nın saldırısına ortak olmak istemelerine karşın, aynı cesareti gösteremeyen başka banalcılar da vardı. Ne var ki, onlarda henüz cesaret duygusu gelişmemişti... Şu anda yüzde doksan dokuz emin olduğumuz, ne var ki, yüzde yüz emin olamadığımız için adını açıklamak istemediğimiz kişilerin de ensesine yapışmak üzereyiz!...

Ben, hiçbir zaman hacker'lık yapacak denli zavallı bir insan olmadım, olmayacağım. Ben, yazarlığımın gücüyle, insanları, analarından doğduğuna pişman edebilecek güce sahibim. Bana kumpas kuranlar, banal yada sanal biçimde bana saldırabilirler. Ancak, ağızlarının payını anında alırlar. Yazılarımın gücüyle, onları sanal mezarlığa gömerim. Daha önce gömdüm, yine gömerim...

Örnekse Mustafa Demirkanlı, benden illallah etti. (tıkla)

Ertuğrul Timur, Coşkun Büktel'e karşı sanal suç işlediği için şimşeklerimi üzerine çekti, o da illallah etti. (tıkla)

Kocaman Prof. Dr. Semih Çelenk, Internet ortamını terk etmek zorunda kaldı. (tıkla)

Orhan Aydın, bir iki kılçık atıp, kendini kızağa çekti. (tıkla)

Ve daha bir sürü...

Kendine, kendi adına güvenen varsa, karşıma çıkar. Kendine, kendi adına güvenemeyen de "kiralık yazar" tutar ve karşıma çıkarır. Ne var ki, karşıma çıkanlar, mutlaka sanal mezarlığa gömülür... Mutlaka gömerim... Ben, tek başıma gömerim. Hiç kimseye güvenmeden. Hele hele hacker'lara güvenerek asla!... Çünkü ben çanak yalamıyor, kuyruk sallamıyor, kemik beklemiyorum!...

Milliyet fena etkilenmiş!...

Bunu mu demek istediniz? müfredat

Koca Milliyet gazetesi "müfredar" dediğine göre, bilinmeyen bir sözcük bulunmuş demektir!... Dilimize hayırlı uğurlu olsun!...

tıkla: Edebiyatın 'yeni müfredat'la imtihanı

13 Ekim 2007 Cumartesi

Kültür Sanat Kurumları

Aşağıdaki yazı, benim tarafımdan yazılmadı. Hoşuma gittiği için, yazarından izin alıp, küçük düzeltmelerle, ÜretiYorum sitesinden aktardım... (Hilmi Bulunmaz)


Yöneten sınıflar, yığınların hayal kurmasının önemini iyi bilmektedir. Bu hayal, iktidarın istediği türden olmazsa, tehlikeli olur. Gelecek tasavvurunu; “devrim” diye şekillendiren kitlelerden ölesiye korktukları için, yığın kültürü üzerine hiçbir müdahaleden çekinmezler.


Kültür Sanat Mücadelesi


Aslında bu konuda söylenecek o kadar çok söz var ki; bugün için devrimci hareket öznelinde, en muğlak kalmış konuların başında şüphesiz Kültür Sanat alanı gelmektedir. Her devrimci yapı, bir yandan kongre / konferanslar da boş geçmeme adına, bir şeyler ekleyerek geçiştirir bu alanı; diğer bir yanda da bugün için adeta, varolmanın görüntüsü olmuştur Kültür Sanat Merkezi açıp, işletme. Oysa ki sınıf bilinçli devrimciler için, Kültür Sanat alanı apayrı bir mücadeleler alanıdır. Ve ona göre mevzilenmeyi gerektiren stratejik bir duruştur aslında.

Devrimci kültür sanat kurumları özü itibariyle geleceğin yaşam biçiminin imgesel açılımlarının bugünden şekillendirileceği kurumlardır. Devrimci kültür sanat kurumları bunu yaparken bütün bir mücadelenin parçası ve tamamlayıcısı olursa bunu hayata geçirebilir ancak. Yani devrimci mücadeleyi bir bütün olarak sahiplenip kavrayan, geliştiren ve hedefe varmada tüm gücünü ve emeğini veren, mücadele ettiği geleceğin toplumunun devrimci değerlerini ilişki ve işleyişini bugünden bünyesinde taşıyan, yeni insanı ve bu yeni insanı oluşturacak devrimci kültürü yaratacak olan kurumlardır. Şayet ki devrimci kültür sanat kurumlarına bu cepheden baktığımızda, kuşkusuz ki, bugüne kadarki kültür sanat anlayışımızda da gerek teorik, gerekse pratik olarak çok şeyi yeniden gözden geçirmemiz gerekecektir.

Bugün devrimci hareketin geldiği nokta üzerinden varolan kültür sanat kurumlarına baktığımızda tablo çok da iç açıcı değildir. Hemen her yapı, bir şekilde kültür sanat kurumu açmıştır. Bunların kimileri kitleselleşip, ileri değerler yaratabilmiş; kimileri ise sadece yapının varlık belgesi olmanın ötesine gidememiştir. En çok kitleselleşenlerden BEKSAV, Kadıköy'de boğaz manzaralı lüks bir binaya dönüşürken; NKV (sanırım Nazım Kültür Merkezi - Hilmi Bulunmaz) Salsa dersleriyle giderek küçükburjuvazinin temsilciliğine soyunmakta; İDİL ise, kendi süreci özneliyle daralmaktadır. Geçmişin Grup Yorum'u, bugün biletix gibi burjuva şirketlere konserlerini organize ettirmektedir. Geri kalan kurumlar ise saz / gitar, halkoyunu kursu işlevinin ötesine geçememektedir. Durum böyle olunca, elbette ki devrimci kültür ve sanat kurumları tartışma konusu olacaktır.

Burjuvazi açısından kültür sanat elit bir tabakanın mesleği / işidir. Devrimciler açısından ise işçilerin günlük olağan süreçlerinin bir parçasıdır. Zaten gerek burjuvazi ile gerekse küçükburjuva devrimciliği ile devrimci kültür sanat anlayışının ayrışma noktası burasıdır. Çünkü devrimcileştirilememiş bir kültürün temsil ettiği insan tipi, yeni insanı temsil edemez. Buralardan nasıl bir kültür sanat kurumu sorusunun cevaplarını aramaya başlayabiliriz.

Her şeyden önce, şunu asla gözden kaçırmamak gerekir ki, yeni bir yaşam, yeni bir kültür, birilerinin bir yerlerde oturarak teorize edeceği bir şey olamaz. Bu şayet kültürse, sanatsa, bu asla olamaz. Kitlelerin gelecek düşüne uygun düşecek kültür sanat anlayışı yada biçimi ancak kitlelerin verdiği devrimci mücadelenin içinden onun bir parçası olarak çıkar. Bu da kültür sanat kurumlarının devrimci mücadelenin neresinde olduğu ile özdeştir. Örneğin her siyaset bir şekilde fabrikalarda mahallelerde çalışma yürütür. Ama kaç tanesi o mahallenin resmini mahalle halkıyla çizer, fabrikanın oyununu işçilerle yazar oynar. Bildiri dağıttırdığımız kaç işçiye şarkılarımızı söyletebilmişizdir. Bugün bu ülkede kaç tane işçinin kitabı var. Fakat bir etkinlik organize edince ilk önce biletleri mahallelere fabrikalara nasıl satarız tartışılır. Sendikalara biletler yollanır apar topar. Sonra gazetelerde etkinliğimize halk, işçiler akın etti haberleri boy boy yer alır.

Devrimci kültür sanat kurumları şüphesiz kültürün sanatın her alanında örnekler verecektir. Edebiyat, resim, müzik, tiyatro, sinema, heykel vs. bunlar aynı zamanda insanın insanlaşma sürecinde değerler yaratan araçlardır. Notaların insanın yüreğinde açtığı etkiyi, resmin insanı alıp sürüklemesini nasıl yadsıyabiliriz. Ama devrimci kültür yada sosyalizmin kültürü gibi derin iddialar taşıyorsak eğer o zaman bu değerler sosyalizmin inşasını kuracak yığınların ortak değerleri olabilir ancak. Bu da yığınların içerisinden yaşayarak gelen deneyimler bütünüyle kurgulanır. Öyleyse devrimcilerin bugun asli önemdeki görevleri başında devrimci mücadelenin bir aracı olarak, devrimci kültür sanat anlayışını kitlelerin içerisine taşımak oradan gelen deneyimlerle yaratılan değerlere ilerici öz katmak ve birikimlerimizi yeniden kitlelerle paylaşmak gibi bir görevle karşı karşıyayız. Biraz daha açarsak bugün için öğrenci gençlikle sınırlı görünen kültür merkezlerimizi fabrikalara ve mahallelere açmak kültür sanat üretimlerimizi yaşamın üretildiği alanlardan yaşamı üretenlerle üretmek.

Sonuç olarak devrimci kültür devrimci mücadelenin ana damarlarından biridir. Ve devrimci mücadelenin deneyimleriyle ilerler gelişir. İşte devrimci kültür sanat kurumlarımız bildirilerimizi taşıdığımız fabrikalara mahallelere şarkılarımızı şiirlerimizi taşıdıkça devrimci kültür hakim kültür olarak gelişir emekçilerin arasında.

Yazıyı paylaş

tıkla: Kültür Sanat Kurumları

Burak Caney karabatak oldu!...

Foto: Caney'in saptırma taktiğine alet olan sözde "Remzi Şahin"!...


Internet Canavarı ve Sanal Kahraman Burak Caney, yapabileceği tüm alçaklığı yapıp, bayramın üçüncü günü olan bugün (14 Ekim 2007), "İYI BAYRAMLAR TÜRKIYE" diyerek, sırra kadem bastı!...

Yarasa yada karafatma gibi karanlıkları seven Burak Caney, her ne denli sanal biri olsa da, Türkiye tiyatrosunun çürümüşlüğünün özeti olarak, varlığını sürdürüyor. Şimdilik firar eden Burak Caney, kendisine verilen görevin bilincinde olduğundan, bir kıyıya saklandı ve kemiğini yalamayı sürdürüyor!...

Sıçtığı yere dek kovalamaya kararlı olduğumuz Burak Caney, kimliğinin deşifre edilmesinden korkuyor. Oysa korkmasına gerek yok: Şimdilik yüzde doksan dokuz bir netlikte kimliğini saptadık. Yüzde yüz'e ulaşmadan açıklamayacağız!...

Doğal ve yararlı işler yapmakta zorlanan, eline aldığı her işi yüzüne gözüne bulaştıran, özellikle tiyatro dünyasında kendisine verilen kemikleri yalamaktan başka işi olmayan meçhul (malum!) kişi Burak Caney kod adlı Internet Canavarı, attığı çamurların izine güvenip, karabatak olarak kaçacağını sanmasın!... Yineliyorum: Sıçtığı yere dek ko-va-la-ca-ğım!...

tıkla: İYI BAYRAMLAR TÜRKIYE

Burak Caney kemik yalamayı sürdürüyor!...

HİLMİ NEDEN KUDURDU?


Internet Canavarı ve Sanal Kahraman Burak Caney


Sitemiz öz hakiki Oyun yayına geçtikten sonra birçok forumda ve mail grupta tanıtılarak yüzlerce kişinin tanıması sağlandı önümüzdeki bir ayda da bu internette hissedilir bir şekilde belirginleşecek.

İşte Hilmi'yi deli edende bu. Çünkü Burak Caney imzası olan her yerde o biraz daha deşifre edilecek.

Yukarıda İNEK oyununda başrol oynayan (Başrol bir inekmiydi oyunu izlemedik bilemiyoruz) Hilmi'nin içyüzünü deşifre etmek için sitemizin daha fazla tanınmasını ve daha çok kişinin onu tanımasını bekliyoruz. Yakında bu seri başlayacak

İNEĞİN BAŞROLÜ HİLMİ NELER YAPTI?

* Sosyalist olduğunu iddia edip bir provakatör gibi yayın yapıp duran Hilmi Fırat Kültür Merkazi ve Amerikan güdümlü Ilımlı İslamı yayma misyoneri Fetullah Gülen cemaatiyle ortak oyunlar sahneleyip ortak kurslar açtı

* Medyaya çatarak muhalif bir kimlik görüntüsü ile kendini farklı tanıtmaya çalışan Hilmi yıllarca Basın Konseyi Basın Müzesinden beslendi. Basının kirli tarihine adını yazdırmış Nezih Demirkent'e sırtını yasladı buradan nemalandı. Ölümünün ardından methiyeler dizdi. Basın müzesini şahsi dükkanı gibi kullandı. Kızına kendine resim sergileri açtı

* Kapitalizme dair beylik klişe laflarla prim yapmaya çalışırken kapitalizmin en acımasız ve gereksiz alanı kuyum işinde yükseldi ithalat yapan bir firmanın başında çöreklenip havyarla beslendi (kendi anlatımından)

* Sosyalist söylemler, medya muhalifliği- kapitalist muhalifliği ile göstermelik muhalifliklerle slogansal sahte kahramanlık yapan ve kendine Lenin yada Che resimleriyle siper kazıp ardına gizlenen Hilmi bir yandan da eski siyasi oportünist çevresinin uzantısı ulusalcılara şirin görünüp dost kalmayı yakın ilişkilerde olmayı ihmal etmedi.
İneğin başrol oyuncusu Hilmi TÜM YAŞAMINDA sadece bu oyunla var olabilmiş kaynak : hilmibulunmaz.com da FOTOĞRAF - Tiyatro Oyunları sayfası

tıkla: HİLMİ NEDEN KUDURDU?


Hakan Yavuz'dan sitem
7 Nisan 2007


Önce, bize yollanan bir e-postayı aktaralım:

"Usta merhaba,
Ben Hakan... Hangi Hakan bu? diye sordun kendine, bundan eminim! Neyse... Belki onca Hakan arasından hangisi olduğumu sezersin. Internet siteni inceledim... Geçmişte yüzlerce insan, bilinçli veya rastlantısal olarak, onca emek harcadı. Sen, İnek oyununun fotoğrafları ile yetinmişsin... Orda bile bazı oyuncuların yok görüntüde! Seninle bir dönem birlikte çalışmış insanları, bu belgelikte göstermemen, umuyorum ki sadece teknik bir problemdir.Eşinize, Cemal ve Eylül'e sevgiler, kolay gelsin.

NOT: BANA GÖRE EN İYİ ŞİİRLERİN "DALGALARIN SESİ KULAK DELİYOR" kitabındakiler.

Sene 1993. Bir gün işe gitmek için sabah 7:30'da otobüse bindim. O zaman Bulunmaz Tiyatro'daydım. Elimde o kitap, otobüste oturmuş okuyordum. Yanımdaki adam da sezdirmeden okuyormuş. Bir süre sonra bana; elindeki kitapla bu kitabı takas etmeyi önerdi. Ben de 3.kez okuduğum kitabı değiştirmekte bir sakınca bulmamıştım. Ama sonra bir tane daha edinemediğim için şimdi yadırgıyorum kendimi."

Şimdi, küçük bir açıklama yapalım:

Merhaba,
Tamamıyla yanılıyorsun! Hangi Hakan bu? sorusunu sormadım. Böyle sorular soracak denli sezgiden uzak biri değilim...

Internet sitemi(zi) izlediğin için sevindim... İnek oyunu, resmi faşizmin tüm saldırılarına karşın, en çok eli ayağı düzgün oyunlarımızın başında geldiğinden, onun bir "ayrıcalığı" var. Bunu yadsıyamam... Ne var ki, bir baba, nasıl ki her çocuğunu ayrı ayrı severse, ben de tüm oyunlarımı, çok hem de pekçok seviyorum...

tıkla: Hakan Yavuz'dan sitem


Bulunmaz Tiyatro

Vikipedi, özgür ansiklopedi

Bulunmaz Tiyatro

Doğumu
1 Mayıs 1989İstanbul

İstanbul'da bulunan toplumcu tiyatro. 1 Mayıs 1989'da Hüseyin Hilmi Bulunmaz tarafından kuruldu. Uzun yıllar Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Bertolt Brecht gibi toplumcu yazarların oyunlarını sahneledi.

1 Mayıs 1989 yılında perdelerini Franz Kafka'nın Dönüşüm adlı oyunu ile açtı. İstanbul - Galatasaray'da Beyoğlu Han'daki yerinde uzun yıllar faaliyet gösterdikten sonra 1995 yılında yine Galatasaray'da Aznavur Pasajı'ndaki yerine geçti. Bugün tiyatro ve tiyatro eğitim faaliyetlerine Galatasaray - Yeniçarşı Caddesi 20/3 adresinde devam etmektedir.

Aziz Nesin'in yazdığı Sen Gara Değilsin (yöneten: Hüseyin Hilmi Bulunmaz, oyuncular: Akın Güneş, Halit Karaata, Murat Turhan, Sait Deniz) ve Nazım Hikmet'in yazdığı İnek (yöneten: Hüseyin Hilmi Bulunmaz, oyuncular: Akın Güneş, Mete Özdemir, Cemal Bulunmaz, Nil Nuran Kurtdere, Didem German, Nuray Yavuz) başyapıtları olarak tüm Türkiye'de ilgiyle izlendi.

Son yıllarda uluslararası arenaya ağırlık veren Bulunmaz Tiyatro Türkçe, İngilizce ve Rusça oyunlar sergilemektedir.

Kurucu ve Genel Sanat Yönetmeni Hüseyin Hilmi Bulunmaz'ın tiyatrocu olmak isteyen gençlerle oyunculuk çalışmaları sürmektedir.

Dış bağlantılar

http://www.bulunmaztiyatro.com
http://www.hilmibulunmaz.com
"
http://tr.wikipedia.org/wiki/Bulunmaz_Tiyatro"'dan alındı

tıkla: Vikipedi


Yönettiklerim

İnek (Nazım Hikmet)
Memleketimden İnsan Manzaraları (Nazım Hikmet)
Toros Canavarı (Aziz Nesin)
Sen Gara Değilsin (Aziz Nesin)
Berber Hayri (Aziz Nesin)
Hazırol (Aziz Nesin)
Yaşasın Kavuniçi (Aziz Nesin)
Hadi Öldürsen Canikom (Aziz Nesin)
Dikkat Köpek Var (Melih Cevdet Anday)
Mikadonun Çöpleri (Melih Cevdet Anday)
Yağmur Sıkıntısı (Oktay Rıfat)
Carrar Ananın Tüfekleri (Bertolt Brecht)
Dönüşüm (Franz Kafka)
Bir Evlenme Teklifi (Anton P. Çehov)
Ayı (Anton P. Çehov)
Kutlama (Anton P. Çehov)
Kuğunun Şarkısı (Anton P. Çehov)
Tütünün Zararları (Anton P. Çehov)
Martı (Anton P. Çehov)
Güvercinin Türküsü Beyoğlunda Söylenmez (Bülent Demir)
Bir Yazarın Deli Defteri (Bülent Demir)
Masa (Hilmi Bulunmaz)
Yürümek (Hilmi Bulunmaz)
Düş (Hilmi Bulunmaz)
Savaşa Hayır (Hilmi Bulunmaz)
Sihirli Sandık (Hilmi Bulunmaz)
Önce Ekmek Önce Oyun (Hilmi Bulunmaz)
İnsanlar Bahçesi (Hilmi Bulunmaz)
Öyle Bir Öykü (Sait Faik)
Düşenin Dostu (Sedat Simavi)
Böyle Buyurdu Zerdüşt (Friedrich Nietzsche)

tıkla

Burak Caney fotoğraf sergisi!... / 2


Burak Caney'in "yaratıcı zekasından"(!) fışkırmış olan görsel sanat şaheserlerini iftiharla sunuyoruz!...


Burak Caney, bu fotoğrafımı aşağıdaki hale sokmuştur.

Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!...

(Ayrıca bakınız:

"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 1"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 2"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 3"

"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 4"

"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 5")

12 Ekim 2007 Cuma

Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / "Seçme eserler"

.
Burak Caney'in "yaratıcı zekasından"(!) fışkırmış olan görsel sanat şaheserlerini iftiharla sunuyoruz!
Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!
.Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!
.
Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!
.
Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!
.
Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!
.
Burak Caney takma adı ardına gizlenmiş korkak sapığı hala destekleyen herkes orospu çocuğudur!

Burak Caney Amerika'ya iltica etti!...

Türkiye tiyatrosunun çürümüşlüğünü temsil eden Burak Caney, işi büyüttü: Amerika'daki 2008 başkanlık seçimlerini karıştırmaya dek, el atmadığı yer bırakmadı: (tıkla)

Türkiye basınına dek yansıyan Amerikan seçimlerinin magazinleşmesini, ancak Burak Caney sağlayabilirdi!... Bunun bilincinde olan Internet Canavarı, Sanal Kahraman olmanın verdiği avantajla, büyük bir hızla Amerika'ya iltica etti!... Geride sadece sahte bir kimlik ve gözü yaşlı sahte tiyatrocular bırakan Burak Caney, soluğu, hizmet etmekten büyük zevk duyduğu Amerika'da aldı!...

Amerika'ya iltica ederken, aceleden bazı harfleri düşüren Burak Caney, sanırım, en kısa zamanda bu harflerini almak için, Irak üzerinden ülkemize sızacak. Peki bu harfler ne?... A, B, C, D, E, M, T... Düşürdüğü harflerin sayısı arttıkça, zamanla okurlarımıza sunacağız!...

Konu biraz gizemli gelebilir okurlara. Bu da son derecede doğal. Zaten, Burak Caney de, tıpkı "yokülke" gibi "yokinsan" yada çürüyen tiyatronun anlamsız yüzü. Biz, eğlencemizi okurlarımızla paylaşmaktan büyük keyif alıyoruz!...

Internet Canavarı ve Sanal Kahraman Burak Caney, diğer sitelerimize (Oyun, Bulunmaz Tiyatro) musallat olmasına karşın, bu sitemize (Hilmi Bulunmaz) bulaşmadığından ve bu sitemizin çok daha elverişli (bireysel site) olmasından ötürü, buradan takip edilip, okurlarımıza anlatılacak...


tıkla:
1) Oyun
2) Bulunmaz Tiyatro
3) Kişisel tartışma: Burak Caney vs...
4) Sahte ve Sanal Oyun

11 Ekim 2007 Perşembe

İkinci Cumhuriyetçiler vaaz verecek!...

Ezilenlerin sesini duyurmak için değil, kendi özgürlüklerini garanti altına alıp, burjuvaziye eklemlenmenin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için yayımlanacak olan Taraf gazetesi, kırpıntı haline gelmiş kazanımların da yok olmasına yardımcı olacak!...

Sovyetlerin dağılması ile tek kutuplu hale gelen dünya; emperyalizmin adını Küreselleşme yada Globalizm olarak dayatıp, tüm dünya aydınlarını da kendi sularına çekmek için, her türlü yaptırımı uyguluyor!...

Emeğin iktidarına giden yolu tıkayacak olan Taraf gazetesi, "demokrasi" sözcüğünün sıcaklığına sarınarak, halk karşıtı yayın yapacak!...


İkinci Cumhuriyetçiler 'Taraf' olacak!

İkinci Cumhuriyetçi olarak nitelendirilen ekibin çıkaracağı gazetenin ismi 'Taraf' oldu. Yeni gazetenin çiçeği burnunda genel yayın yönetmen yardımcısı Yasemin Çongar, demokrasi ve özgürlüklerden yana taraf olacaklarına dikkat çekiyor.

"Doğrunun tarafsız olmadığına inanıyoruz." diyen Çongar, Taraf'ta demokrasiye inanmayan hiç kimsenin yazmayacağının altını çiziyor.

Ahmet Altan, Alev Er ve Yasemin Çongar önderliğinde hazırlıkları yapılan yeni gazetede çalışmalar son aşamaya geldi. Deneme baskıları yapılan gazetenin kasım ortasında yayımlanması planlanıyor. Ahmet Altan ve Alev Er ikilisi eş genel yayın yönetmeni olacak. Kısa süre önce Milliyet ve CNN Türk'ün Washington temsilciliğini bırakarak Türkiye'ye gelen Yasemin Çongar da Taraf'ın genel yayın yönetmen yardımcılığını yürütecek. Gazete, iç ve dış politika konularında köşe yazıları da kaleme alacak Çongar'ın yönetiminde olacak. Hazırlıkların başından beri ekibin içinde yer alan Nokta Dergisi eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş de köşe yazıları kaleme alacak. Metin Soysal da Taraf'ın diğer genel yayın yönetmen yardımcısı. Gazetenin sahipleri ise daha önce başlattıkları ucuz kitap yayını ile dikkatleri üzerine çeken Alkım Yayınları'ndan Başar ve Savaş Arslan kardeşler.

Türkiye'de yaygın medyada görülmeyen türden bir gazetecilik yapacaklarını belirten Yasemin Çongar'a göre Türkiye'de dürüst, cesur ve demokrat habercilik yeterince yapılmıyor. Medyada demokrasiden yana kararlı tavır alınamadığını kaydeden Çongar yayın ilkelerini ise şöyle sıralıyor: "Bu gazetenin hakikaten ayırt edici özelliği, farklı kesimlerden, farklı birikimlerden olabilir. Hatta bazı önceliklere sahip olacak; ama yazarları demokrat olacak. Bu gazetede demokrasiye inanmayan kimse yazmayacak."

1 YTL'lik fiyat, bağımsızlık garantisi

Kasım ortalarında yayımlanacak Taraf'ın satış fiyatı 1 YTL olarak belirlendi. Fiyatının fazla bulunabileceğine karşılık Çongar, fiyatın yayın bağımsızlığı ve ilana bağımlı olmamanın garantisi olacağını savunuyor.

12 Ekim 2007, Cuma

tıkla

8 Ekim 2007 Pazartesi

Homeros saati; altıncı çalışma... (İkinci bölüm)

Homeros saati; altıncı çalışma... (Birinci bölüm)

Hilmi Bulunmaz ile Kazım Şimşek söyleşisi...

konuşan köpek

bir köpek sordu
beni kimler öptü

yanıt verdim
beni kim öptüyse
bir fazlası öptü seni
çünkü herkesin öpücüğü
tazeliğini korudu bende
bir de ben öptüm seni
oldu bir fazlası

7 Ekim 2007 Pazar

Kültür Bakanlığı Fethullah Gülen'e bağlanmalı!...

Ertuğrul Günay'ın geçmişine aldananlar, onun değişim sağlayacağı kanısıyla avunuyorlar... Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, Amerikan patentiyle yönetimde bulunan AKP, ne denli şirin görünürse görünsün, ezilenlerin üzerindeki kırbacı elinden bırakmak istemiyor. Özellikle kültür alanında, yanılsama oluşturmak için vitrinini iyi döşeyen AKP, tatlı su solcularını da kafaya alarak, bildiği yoldan şaşmıyor...

Bildiği yoldan şaşmayacağını somut kanıtlarıyla, gözümüze sokarak belli eden AKP, köpeksiz köyde değneksiz gezebiliyor. Milliyet'ten aktarıyoruz:


Bakanlıktan Londra'da ''Fethullah Gülen''li Mevlana tanıtımı

Mevlana’nın doğumunun 800’üncü yıldönümü nedeniyle Londra’da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen gecede davetlilere, içinde Fethullah Gülen’in kitabının tanıtıldığı kitapçıklar dağıtıldı

ANKA

Londra’nın başlıca konser alanlarından Cadogan Hall’da, Cumartesi gecesi düzenlenen Mevlevi Sema gösterisini yaklaşık 800 kişi izledi. Gösteriyi izlemek üzere salona alınan davetlilerin her birinin koltuğuna içinde 2007 Mevlana Yılı ile ilgili tanıtım malzemelerinin bulunduğu birer çanta bırakıldı.

Üzerinde Mevlana Celaleddin Rumi’nin 800’üncü doğum yılı, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye logolarının bulunduğu çantaların içinden Mevlana Müzesi ile Vuslat, Kaside ve İlahiler CD’si, rozet, kalem, not defteri ve Sema gösterisini anlatan bir broşür çıktı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı logolu çantanın içinden çıkan “Rumi and his Sufi Path of Love" isimli kitapçıkta, Fethullah Gülen’in kitabının tanıtılması ise dikkat çekti. Amerika Birleşik Devletleri’nde, New Jersey’de basılan kitapçığın iç kapağında, ön sözünü Fethullah Gülen’in yazdığı “Fundamentals of Rumi’s Thought" isimli kitabın, arka iç kapağında is Fethullah Gülen tarafından kaleme alınan “Sufizm" kitabının tanıtımı yapıldı.

Semazenleri izlemek üzere salona gelen yerli yabancı bütün konuklara dağıtılan kitabın arkasında da Gülen’in Mevlana hakkındaki görüşüne yer verildi.

tıkla

6 Ekim 2007 Cumartesi

tiyatroyun sitesini kirletmek istiyorlar!...

OYUN dergisi sitesine girmek için www.tiyatroyun.blogspot.com (tek "0" ile) yazılıyor. Ne var ki, Internet Canavarı Burak Caney, www.tiyatrooyun.blogspot.com (çift "00" ile) yayına başlayıp, sitemizi kirletmek istiyor!...Lütfen dikkat: tek "o" ile yazın; www.tiyatroyun.blogspot.com

5 Ekim 2007 Cuma

Bertolt Brecht vs...

Üç Kuruşluk Opera / Kurt Weill - Bertolt Brecht

bir sır var

bilinmeyen bir yerden geliyorum
bilinmez bir yere gidiyorum

bir sır var

bilinmeyen yerin kavgası benim
bilinmez yerin kavgası ben

bir sır var

güneş vurur gözüme
gölgem düşer düşlere

bir sır var

yürürüm bilinmeyen yerden
bilinmeze yürürüm

bir sır var

oysa kuşlar bilir gerçeği
bir de sivri dilli yılanlar

bir sır var

konuşamam kuşlarla
sivri dilli yılanla

bir sır var

Globalcı Sanatçılar Eleştiriden Rencide Oldular

Bedri Baykam, sevdiğim biri değil. Hatta kızdığım biri... Özellikle, kadınları kullandığı "yapıtları" bayağı midemi bulandırıyor. Çıplak kadınlara yaptırdığı "çamur güreşi"ni unutmam olası değil!...

Siyasal ve ideolojik yakınlığımız bulunmamasına karşın, önemli bir konuya değindiği için, yazısına yer veriyorum:


Bedri Baykam


Önce bir parantezle CHP’li dostlarımdan özür diliyorum: Haluk Koç’un Genel Başkan adaylığı çıkışının gayri ciddiliği hakkında bir değerlendirmeyi önümüzdeki günlerde yapacağım. Baykal’ın yıllardır partiye sunamadığı “Parti içi demokrasi”nin öncülüğünü, Baykal’ın emirleri doğrultusunda o kapıları kapalı tutanlar üstlenemez!

Atatürk’e son saldırı sanat ortamından geldi. Küratör Hou Hanru, 2. Cumhuriyetçi “meslektaşlarının” kendisine altın platformda sunduğu sözde çok kesin ve değerli tarihsel bilgileri kafasına göre çalkalamış ve vurdumduymaz bir ukalalıkla kesin vargılarını ortaya koyuvermiş: “Kemalist proje tarafından savunulan modernleşme modelinin yine de sisteme dahil bazı çözülemez çelişkilerin ve ikilemlerle dolu, tepeden inme bir dayatma olması: reformların devrimci birer araç olarak gerekli olmasına rağmen yarı askeri bir şekilde dayatılması, demokrasi ilkesine aykırıydı”! Hou Hanru’yu bundan on beş yıl kadar önce Paris’te tanıdım. Uluslararası sanat ortamının “sen benim sırtımı kaşı, ben seninkini” mantığıyla piyasaya sunduğu şartlar üstünden kendine kariyer çizmeye çalışan genç bir küratördü. Artık global dünyanın bienal/kavram sipariş noktalarından biri oldu. Bu gibi alanlar sanat adamlarına çok pratik otobanlar sağlarlar. Hem globalizmi kullanırsınız, hem de onu eleştirir görünürsünüz.

Şu tesadüfe bakın ki, geçen hafta, “50 Yılımın Bilançosu”nu çıkarırken, bana bu yaşamda en büyük acıyı veren noktanın, entellerin oportünist ihanetleri olduğunu vurgulamıştım. İşte Hanru’nun sorumsuz metni, Marmara Üniversitesi dekanı Nazan Erkmen ve aynı üniversitenin bir çok öğretim üyesince bir bildiriyle kınandıktan sonra, bu “büyük takım” hemen ayaklandı!

Bu toplu karşı hücum, Erkmen ve arkadaşlarının görüşlerine içerikle karşılık vermeye gayret eden bir tavır filan da değildi. Bodoslama Hanru’nun anti-Kemalist söylemine destek verilirken, kınamayı yayınlayanlar, hemen 2.Cumhuriyetin alameti farikaları olan şablon kelimelerin hışmına uğradılar. Bu bildiriyi imzalatan güç “tepeden inmeci ‘çağdaş Türk aydını’ piyesini sürdürmeye meraklı hocalar”mış ve bu ‘devlet ideolojisi’nin yansımasıymış, bu Cumhuriyet’in kökenlerini eleştirmek doğal olarak Hanru’nun hakkıymış, Erkmen ve arkadaşları yasakçı zihniyetin sözcüleriymiş!

Bangır bangır “Sanat hiç bu kadar iyimser olmamıştı” sloganı ile yola çıkan bir bienal, en özgür şekilde milyonlarca Euro’ya mal olarak bu topraklarda yapılabilirken, bu devlet ve kurucusunun, bu işin baş aktöründen bu gülünç saldırıyı görmesinin neresi “iyimserlik” acaba?

Bir kere Garanti Platform’un başındaki Vasıf Kortun, Hanru’yu yönlendiren eski takım arkadaşı. Bu Cumhuriyete ve kurucusuna, onu savunanlara, yakın durmayı hiç sevmeyen Kortun’un Hanru’yla bu konuları da “etraflıca” konuşmuş olabileceği açık. “Atatürk put mu? Bu devletin kuruluşu tartışılmayacak mı?” diye Çinli küratörün avukatlığına soyunan Kortun dışında, İKSV de bu metnin Hanru’nun beyin imalatı olmadığını şu sözlerle kanıtlıyor. “Hanru’nun söz konusu düşüncelere Çağla Keyder, Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba gibi ‘önde gelen’ (!) bilim adamlarının kitaplarından yararlanarak geliştirdiğini” bizlere kanıtlıyor”. Olay o kadar komik ve açık ki… Hanru herhalde İlhan Selçuk, Alpaslan Işıklı ve bizlerle beslenecek değildi ya!

Hanru’ya soralım: Bu sergiyi İran’da açabilir misin? 22 Temmuz’u, bu Cumhuriyete karşı alınan rövanş olarak görüyormuşsun. Atatürk Cumhuriyeti’nin AKP’ye rağmen hala ayakta kalan kalıntıları sayesinde o dev erotik minyatür heykelleri Antrepo’ya koyabildiğini bile anlayamadın mı?

Bir çift laf da sevgili yazar çizer meslektaşlarıma: Arkadaşlar, ne bu tutuculuk, ne bu faşizm? Orhan Pamuk, Cumhuriyeti “terminatör” ilan ettiğinde, onun görüşlerini açıklaması, “düşünce özgürlüğü”oluyor, (ki biliyorsunuz bence de öyle) ama Nazan Erkmen Bienal ve Hanru’yu eleştirmek istediğinde, burada hemen alelacele takkeler ters yüz ediliyor ve bu sefer Erkmen ne yazık ki (!) “tutucu, dar kalıplı” bir insan olmakla suçlanıp, susturulmaya çalışılıyor.

En acı nokta yine ne biliyor musunuz? Kimi meslektaşlarımın bu eleştirileri mantık ve tarihsel içerikle yanıtlayacaklarına hemen “sanatı devlet ideolojisinin bir yansıması olarak gören zihniyetin temsilcileri” olarak değerlendirebilmeleri! Bu nasıl bir küstahlıktır! Onca saygın meslektaşına “bu fikirler senin değil, devletin, sen bunları savunamazsın” diye susturmaya çalışmak!

Bütün 2. Cumhuriyetçilerin temel ortak noktaları var: Eleştiriye kapalı olmaları, anti-demokrat olmaları, kara çarşafın körü körüne avukatı ve yayıcısı haline gelebilmeleri! Hanru’nun eleştirdiğimiz zavallılık ve türevlik kokan, önüne konmuş olduğu belli sözlerini ne kadar yazmaya hakkı varsa, herkesin de bir o kadar bu sözleri eleştirme hakkı vardır.