28 Aralık 2009 Pazartesi

rüzgârda kırılacak şemsiyeler iste benden

büyük fırtınalar ülkesinin kül renkli sabahlarına tutsak adam
yılgınlığın çılgın yığıntılarından sıyrıl artık
kendine gel
rüzgârda kırılacak şemsiyeler iste benden
yangında yakılacak kitaplar
dağların gizil renkli düşlerinde yosun tutmuş hâtıralar iste
benden mutlaka kendine ait bir şeyler iste
yoruldum artık sana ait olan emanetleri taşımaktan

benden
rüzgârda kırılacak şemsiyeler
yangında yakılacak kitaplar
ve dağların gizil renkli düşlerinde yosun tutmuş hâtıralar istemesini istediğim adam
yollar senin ayak seslerini
dağlar sınırsız kahkahanın tınısını dinlemek istiyor
gözler tuz renkli umut istiyor senden
senin için
sadece senin için istiyor

hilmi bulunmaz
28 aralık 2009

23 Aralık 2009 Çarşamba

Yeni bir tiyatro örgütü kuruldu!

Devrimci Halk Tiyatrosu Opera ve Balesi Çalışanları ve Tiyatro Oyuncuları Meslek Beraberliği ve Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Cemiyeti ve Çağdaş Tiyatro Yapımcıları Loncası ve Avrupai Çocuk ve Gençlik Tiyatroları İnisiyatifi ve Sarı Rengi Seven Tiyatro İşçileri Sendikası Girişimi ve Trakya ve Anadolu Akademik Tiyatro Diplomasisi ve Madrid ile Mardin Sanat Üretimi İyiniyet Gösterisi ve Türki Cumhuriyetler Tiyatrolar Birliği'ni Yaşatma ve Güzelleştirme Vicdanını Canlandırma Hareketi

Şimdi henüz daha hiçbir mevzu konuda karar alamasa da, tiyatro örgütü teşkilatları enflasyonuna tepki ve reaksiyon göstermek için kurulup tesis edilen teşkilatımızın örgütlenmesi, tamamıyla özverili ve fedakar insanların mürekkep hâle gelip oluşum meydana getirebilmekle mümkün mertebe olasılaşacaktır.

DHTOBÇTOMBOYÇCÇTYLAÇGTİSRSTİSGTAATDMMSÜİGTCTBYGVCH
ADINA
MERKEZ KOMİTESİ GİRİŞİM TEŞEBBÜSÜ

18 Aralık 2009 Cuma

Yırtık Atlet

Sabri Can Locva
18 Aralık 2009


Kimi insanlar vardır yırtık don giyer, kimi insanlar vardır yırtık donla yerleri siler. Don deyip küçümsememeli; don yaşadığımız hayatı belirtir. Kimileri donla, kimileri donsuz yaşar.

***

Orta durumlu ufak bir mahallede yağmurlu bir sabah.

Yırtık atletli adam: Ağabeyim çok üşüyorum be. Allahın varsa bir ekmek parası.

Baba: Yürü git be adam, gene şarap alacaksın değil mi? Param neden boşa gitsin? Haydi, başka kapıya!

Yırtık atletli adam: Ağabeyim yapma, etme. Ben zaten şarap içmem ki. Ağabey hem 80 kuruştan batmazsın.

Baba: Ohooo, öyle her gün boşa 80 kuruş harcasam, benim halim ne olur? Hem düzgün bir insan olsan, bu durumlara düşmezdin.

Yırtık atletli adam: (Kızar.) Ağabey, insanlığıma laf ettirmem. Bende, sende olmadığı kadar insanlık var.

Baba: (Yakasına yapışır.) Hadi oradan be sefil. Bana, insan kılığındaki hayvanları anlatma.

Yırtık atletli adam: Asıl sen kendine bak! Tat kat giyinmişsin, hayvanlığın belli olmasın diye, bak bak (göğsünü gösterir) ben çırılçıplakım, neysem oyum yani.

Baba: Çırılçıplaklık atletinin yırtıklığından olmasın. (Kahkaha atar.)

Yırtık atletli adam: O yırtık dediğin atlet ne çıplaklıklar kapattı, ne haykırışlar gördü, ama hep sıcak kaldı, senin gibi donsuz gezmiyorum ya. Yırtık pırtık da olsa, bir atletim var.

Baba: Hatırlat da onu da alayım senden bizim hanım belki evi siler. (Tekrar kahkaha atar.)

Yırtık atletli adam: Doğru sizin evde don da yoktur şimdi, onu da veririz, yüreğimiz bizi ısıtır.

Baba: Ay! Edebiyatını yiyeyim ne biliyorsun da böyle konuşuyorsun.

Yırtık atletli adam: Sizin bilmediğiniz tek şeyi biliyorum.

Baba: (Merak eder.) Neyi biliyorsun ulan? Neyi bildiğini söyle de, biz de bilelim.

Yırtık atletli adam: Hayatı biliyorum be ağabeyim, hayatı biliyorum.

Baba: (Sinirlenir.) Sen hiçbir bok bilmezsin! Ne kiran var, ne de çocuğun! Bütün gün burada zıbarıyorsun, her gün başka bir yerde takılıyorsun, hadi yaylan benim çok işim var.

Yırtık atletli adam: (Arkasından.) Senin de bizim gibilere işin düşer, hayatı anlarsın, edebiyatın nerede olduğunu işte o zaman öğrenirsin.

Yırtık atletli adam: (Kendi kendine.) Bugün de aç kaldık e ne yapalım, biz de yüreğimizle doyarız. Yol gözüktü, bu olay bugün için ağır oldu, bir yere geçip yatayım da kendilerini insan sananları daha fazla korkutmayayım.

Okul çıkışı öğrenciler kendi aralarında şakalaşırlarken, biri Yırtık Atletli Adam'ın bir kuytuda uyuduğunu fark eder, koşarak yanına gider ve...

Çocuk: Ağabey sen burada üşümüyor musun?

Yırtık atletli adam: Kimsin ulan sen, ne hakla bana soru soruyorsun?

Çocuk: Pardon ağabey, rahatsız mı ettim?

Yırtık atletli adam: (Şaşırır) Hayır rahatsız etmedin delikanlı. Yine beni pataklamaya geldiler sandım.

Çocuk: Ağabey seni dövüyorlar mı?

Yırtık atletli adam: Boş ver delikanlı, bu bizim kaderimiz. Hadi çek git. Seni görmesinler yanımda sana da bağırırlar, kimbilir belki seni de döverler.

Çocuk: Bağırsınlar, dövsünler be ağabey. Umurumda değil.

Yırtık atletli adam: (Şaşırır) Vay be, ilk defa biri beni destekledi. Benim yüzümden hayata rest çekti.

Çocuk: (Sessizce kulağına yaklaşır.) Ağabey, sessizce yaşamaktan bıktım, her gün senin yanına gelebilir miyim?

Yırtık atletli adam: (Kendi kendine) Yani yırtık atlet giymek istiyor.

Çocuk: Efendim ağabey.

Yırtık donlu adam: (Toparlanır.) Yok bir şey delikanlı. Kendi kendime söyleniyordum. Bu günüm biraz kötü başladı da...

Çocuk: Ne oldu ki?

Yırtık atletli adam: Zaten benim her günüm böyle başlar, ama bu sefer kendini insan sananlar biraz fazla ileri gittiler.

Çocuk: Ağabey seni dövdüler mi?

Yırtık atletli adam: (Gülümser. Fakat içi yanıyordur.) Her gün dövüyorlar zaten, bugün yırtık atletime laf ettiler.

Çocuk: Yapma ya! Ağabey senin bir ailen yok mu?

Yırtık atletli adam: Olmaz mı delikanlı?

Çocuk: Peki neredeler?

Yırtık atletli adam: İşte buradalar.

Çocuk: Ağabey ben neden göremiyorum?

Yırtık atletli adam: Delikanlı, benim ailem bütün sokaklar. Özellikle boş, bomboş olanları.

Çocuk: Diğer türlü ailen yok mu? Yani nasıl derler? Bayağı, herkesin ailesi nasılsa...

Yırtık atletli adam: Evlat bizim gibilerin aileleri olmaz.

Anne: Can! Oğlum çabuk buraya gel.

Yırtık Atletli Adam: Delikanlı, annen çağırıyor, sonra görüşürüz.

Çocuk: (Umutlanır.) Görüşeceğiz değil mi?

Yırtık atletli adam: Görüşeceğiz.

Anne: (Kızar.) O adamın yanında ne işin var? Can, o adamlar bizim gibi değil.

Çocuk: (Kendi kendine.) Doğru, değiller. Çünkü onlar gerçek insanlar. Onların yaşamlarında hiçbir bir sahte an yok.

Bir başka okul çıkışı saatinde Can'ı almaya babası gider ve karşısına çıkan adamın dün sabah tartıştığı Yırtık Atletli Adam olduğunu görür.

Baba: (Çok sinirlenir.) Ulan sen ne biçim bir adamsın, ben sana benimle uğraşma demedim mi? Tamam senden öyle kurtulamadıysam nasıl kurtulacağımı şimdi göreceksin.

Çocuk babasının elinden tutar, fakat babası onu hiç umursamaz.

Çocuk: (Arkasından.) Uf! Baba, hep aynısın, hiç dinlemiyorsun.

Yırtık atletli adam: Dur delikanlı, biz böyle lafları çok duyduk, en fazla döverler.

Çocuk: Ama ağabey benim babamı tanımıyorsun.

Yırtık atletli adam: Tanısam ne değişecek?

Çocuk: Çok şey.

Yırtık atletli adam: Neden?

Çocuk: Çünkü benim babam bir avukat.

Yırtık atletli adam: Yani bu sefer sadece dövmeyecekler diyorsun. (Korkusuzca gülümser.)

Çocuk: Evet.

Baba birkaç dakika sonra yanında iki polisle gelir ve hep beraber karakola yönelirler.

Komiser: Ooo Sefa Bey hoş geldiniz.

Baba: Hoş bulacağız inşallah komiserim. (Gülümserler.)

Komiser: Problem nedir?

Baba: Komiserim işim başımdan aşkın bir de bu sefille uğraşıyorum. (Yırtık atletli adamı gösterir.) Sen işini bilirsin, al şunu başımdan.

Komiser: Anladım Sefa Bey, böyleleriyle Mehmet ilgileniyor. (Bağırır.) Mehmet! Evlat al şu sefili, senin sıcak kollarına emanet ediyorum. (Üçü de kahkaha atarlar.)

Mehmet: Tabii komiserim, zevkle. (Kahkaha atar.)

Çocuk: Ama baba hiç dinlemiyorsun.

Baba: Sus senin ifadeni evde alacağım.

Yırtık atletli adam: Bırak delikanlı, ben böyle durumlara alışkınım.

Mehmet: (Karnına yumruk atar.) Bakalım bana da alışabilecek misin? (Kahkaha atar, adamın kollarını büker ve sahnenin dışına çıkarlar.)

Uzun bir sohbet ve kahve faslı sonrası...

Baba: Sağ olun komiserim, sizin işiniz de bana düşer, o zaman ben de sizin işinizi görürüm.(Kahkaha atarlar.)

Komiser: Tabii ki de Sefa Bey, bir elin nesi var, iki memurun sesi var. (Kahkaha atarlar.)

Karakoldan çıktıklarında çocuk anlaşılamayacak bir şey yapar ve babasının elinden özgürce çekip elini uçar gider. Boş sokaklara doğru koşar ve herkes oyun bitti deyip dışarı çıkarken yırtık atletli adam sahneye gelir.

Yırtık atletli adam: Ne acı bir şeydir kendi çıkarlarınca insanları yargılamak

Bu ülke böyle oldukça insanlar bir olamayacak. Zengin, fakir ne fark eder? Uçurumdan atlasa ikisi de ölür, bu bencillikler neyi çözer? İkisinde de aynı can, aynı kan, aynı beyin var. Fakat birinde yürek yok, birinde var. Kim kim olmadığını anlamadıkça, böyle oyunlar yazılmaya devam edecek. Hey! Sen, bu oyunu okuyan / izleyen! Ne kadar insansın? Aynaya bakınca ne görüyorsun, uykuya dalınca ne hayal ediyorsun? Sen sıcak yuvanda rahatsızken, onlar buz gibi soğukta rahattırlar mı zannediyorsun?

14 Aralık 2009 Pazartesi

şimdi ölüm var sırada

ağız dolusu gülüp
sağanak hâlinde yağan yağmur gibi ağladım
sert bir buğdayın kırılma sesi vardı kulaklarımda
beyaz bir gülün henüz doğmamış goncasını gördüm
şimdi ölüm var sırada
rahatça ölebilirim

ne bir imam gelsin başıma
ne bir papaz
bir kedi sesi yeter bana
bir de köpek hırıltısı
kedi sıçsın buhar kokan toprağıma
köpek işesin
nasıl olsa rahatça öldüm
bunu herkes bilsin

bir ağaç dikilsin üzerime
zayıf
çıplak
her zaman ilgiye muhtaç
bir ağaç dikilsin
üzerimdeki ağacın bir insan kolu gibi uzanan
zayıf
çıplak
ilgiye muhtaç dallarına
kuşlar konsunben döndükçe sert bir buğdayın kırılma sesiyle toprağın derininde
ağacın yaprakları titresin
sağanak hâlinde bir yağmur yağsın
benim
ağacın
zayıf
çıplak
ilgiye muhtaç dallarına
beyaz bir gül bekletmesin goncasını
doğursun


fotoğraf ve şiir: hilmi bulunmaz

13 Aralık 2009 Pazar


8 Aralık 2009 Salı

TOMEB'İN ÇÖP KUTUSU

TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI ANKARA BULUŞMASI ÜZERİNE


Erhan Gökgücü - TOMEB Başkanı (08.12.2009)


İstanbul’da 12 Eylül’de bazı kuruluşların önayak oldukları ve tiyatro sanatının sorunları için güç birliği amaçlı bir kurultay düzenlenmiş ve konu ile ilgili bazı kuruluşlar bir araya gelerek çalışmalar yaptıklarını ifade etmişlerdi..TOMEB İstanbul’daki buluşmaya bir bildiri ile katılarak görüşlerini bildirmişti. 21-22 Kasım günleri bu kez Ankara’da, Ankara Tiyatro Festivali içinde ve TAKSAV’ın ev sahipliğinde 2. Kurultay gerçekleşti. 2. Kurultayın daha başlangıcında TOMEB’in dikkatini 3 unsur çekti:

1-Katılım ağırlıklı olarak yurdun her yönünden gelen üniversite tiyatroları ile yarı profesyonel denilebilecek grup temsilcileri, bir kaç profesyonel özel tiyatro ve bunların oluşturdukları örgütlerden ve OYÇED’den oluşmuştu. Hem özel hem de ödenekli tiyatroyu temsil eden tek kuruluş TOMEB’di ve oluşumun kararlarının alınacağı bildirilen bu kurultaya TOMEB; İŞTİSAN, Kültür-Sanat Sen, DETİS ile Işık Der’in neden çağırılmadığı sorusuna doyurucu bir yanıt alamadı. TOBAV bir bildiri ile katılmıştı.

2- Toplantı Kurultay adını taşımak için gerekli her türlü yapısal organizasyondan uzaktı ve bunu TOMEB ifade etti. Gerçekten bu durum iki gün boyunca çalışma yöntemi üzerinde sık sık oturum yöntemi değişimi ve yapılacağı belirtilen çalıştayların oluşmaması, çalışılmaması ile kendini belli etti.

3- Salondaki üniversite tiyatrolarının ve özellikle profesyonel ölçütte Kürtçe tiyatro yapanların temsilcisi yalnızca kendi sorunları için aramızda bulunduklarını konuşmalarında belli ettiler; genel tiyatro hareketi adına öneri bulunmak bir yana, profesyonellerin sorun ve çözümlerinin tartışıldığı sürelerde açık ilgisizlikleri belirgindi.

Oturum, girişim komitesinin ve TAKSAV’ın kısa birer “Hoş geldiniz” konuşmasıyla açıldı ve Nedim Saban’ın ülkemizde bu günlerde tiyatro sanatının sıkıntılarını ve önümüzdeki tehlikeleri dile getirdiği sıcak, doğru ve güzel konuşmasıyla açıldı. Söz arasında şunu da belirteyim, Orhan Aydın bu toplantıya hazırlıklı gelen ve bu nedenle etkin ve gerekeni söyleyen ender temsilcilerden biriydi.

Oturumun 1.gününde TOMEB, bazı temsilcilerin değişikliği nedeniyle İstanbul’daki toplantıya ilettiği görüşlerini okudu, açıkladı. Bu yazı temelde güç birliğine gereksinim olduğu, ancak önce ilkelerin, sonra işleyiş modelinin saptanması ve KESK-DİSK bünyelerinde örgütlenmenin yararı ile nihai hedefin ülkemizin koşullarına adapte edilmiş bir sanatlar konseyi yasası olması doğrultusundaydı. TOMEB bu dönemde yaygın olan ”herkesin kapısının önünü temizlemesiyle sanat sokağının temiz olamayacağı” görüşünü sundu; salt tiyatro değil tüm sanatsal sorunların nihai hedef olması gerekliliğini belirtti ve 2.gün ise ilk bildirisinin açıklaması ve nihai hedef için model önerisini sundu.Bu yazı aşağıdadır.

Ağırlıklı olarak bir çatı örgütü kurma fikrine önce TOMEB, OYÇED ve Orhan Aydın karşı durdular. Orhan Aydın sendikalaşmayı savundu ve genel kurulu yeni bir çatı örgütü kurma fikrinden TOMEB’in ayrı statülerdeki kurum ve kuruluşların yasal olarak bir araya gelemeyecekleri açıklamasına oturumdaki hukukçunun da katılması ile, olgunun bir güç birliği girişimi şeklinde nitelenmesine karar verildi.

2 günlük konuşma ve tartışmalar sonucunda, konuşulan ve kağıda dökülen ilkeler ile işleyiş ve bir arada gereken tepkiyi verme yöntemleri üzerine kararların girişim komitesince yazıya dökülerek ilgili tüm sanat kuruluşlarına iletilmesi, bu karar önerilerinin yönetim kurullarınca irdelendikten sonra imza aşamasına gelinmesi kararına varıldı.

Bu bir araya gelişlerin ülkemizdeki tiyatro hareketi için yararlı olacağını düşünen TOMEB, yukarıda belirtilen eksikliklere karşın böylesi bir girişimin zorluğunu ve girişimcilerin iyi niyetini bildiğinden, söz konusu 2 kurultayı düzenleyenlere içtenlikle teşekkürü bir borç bilir ve bu ilk adımların ivme kazanması için elinden geleni yapacağını açıklar.

(Kaynak: iatp-g)

***

Ayrıca bakınız:
Bayrak faşistlerinin tarihinden
"Fransız kaşığıyla Türk boku yeme çabası"*
Havanda su dövenlerin sansürü

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

Tiyatroya Fransız kalan TOBAV'ın çöp kutusu!

Bulunmaz'ın notu: Türkiye dramatik yazarlığının Everest'i ve "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" Theope'nin yazarı Coşkun Büktel ile Bulunmaz Tiyatro yöneticisi, Avrupa Birliği emperyalizmi karşıtı, sosyalist sanatçı Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını imha etmek için, "KINIYORUZ!" aldatıcı başlıklı bir LİNÇ KAMPANYASI başlatan yalan makinesi, küfürbaz ve LİNÇ KAMPANYASI ana sponsoru Mustafa Şükrü Demirkanlı'nın kuyruğundan asla ayrılmayan TOBAV'a ait aşağıdaki metinde bulunan bazı sözcükleri, "TOBAV'ın dil bilinci"ni okurlarımıza teşhir etmek için biz kırmızılaştırdık!


***


TOBAV: “Devlet Tiyatroları Özerk Bir Yapı Olarak Kurulmuştur Siyasetin ve Bakanların Müdahelesine Kapalıdır”


Bayram öncesi, tiyatro kamuoyunun dikkatini çeken ve endişelendiren bir durum yaşandı.

Kültür ve Turizm Bakanı, Devlet Tiyatroları’nın varoluşu ile ilgili bazı açıklamalar yaptı.

Bu açıklamalar, tiyatro alanında uzmanlığını kanıtlamış kişi ve kuruşlarda rahatsızlık yarattı.

Öncelikle, “Devlet Tiyatrolarına verilen devlet desteğinin kaldırılarak, Anadolu’da tiyatro yapan guruplara dağıtılması halinde daha çok seyirciye ulaşılacağı” şeklinde beyan edilen düşünce, bir düşünce beyanından çok Bakanlığın resmi görüşü imiş gibi algılandı.

Oysa bu düşüncenin Sayın Bakanın kişisel görüşü olduğu açıktı.

Ancak yine de bu görüşün bakanlığı etkileyeceği, Bakanlığın, Sayın Bakanın düşüncelerinden etkileneceği şeklinde haklı bir endişe yaratması da normaldir.

Kaldı ki söz konusu kişisel düşünce, çalışma alanı ve uzmanlık konusu Tiyatro olan kişilerde ve sivil toplum kuruluşlarında da rahatsızlık yarattı.

Sayın Bakanın bu konularda açıklama yapmadan önce, uzmanlık kuruluşları ve sivil toplum kuruluşları ile görüş alış verişinde bulunması, konuyla ilgili etraflı bilgilenmesi gerekirdi.

Sanatta kalite ve kantite sorunun bizler ve ülkemiz açısından nasıl değerlendirildiğini, bu değerlendirme sonucunda varılacak sistem uygulamalarının neler olabileceği konusunda yaklaşık 30 yıla varan bir zaman dilimi içinde yapılmış olan çalışmalar hakkında bilgilenmesi gerekirdi.

TOBAV Sayın Bakana, Devlet Tiyatroları’nın bir memur kuruluşu olmadığını anlatan, kuruluş kanunu ve konuk olduğu 657 sayılı yasa ile çelişen noktaları dile getiren bir çalışma dosyası vermiş idi. Kaldı ki mensuplarının komşu haklar nedeni ile fikri haklar yasası kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olan bir kurumun “devlet memuru” veya “devlet dairesi” olarak değerlendirilmesi söz konusu bile olmamalıdır.

İşte bu temel ayrıntı gözden kaçırıldığında, siyaseten kültür ve turizm bakanı olanlar, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünü, Bakanlığın memurlarının çalıştığı bir devlet dairesi olarak görme eğilimine girmektedirler. Hatta bir bakan bu konuda “Parayı ben vericem, onlar özerk olacaklar öyle mi !” Ardından “davul benim boynumda olacak tokmak onların elinde !” diyerek görüşünü pekiştirmiştir.

Devlet kavramı ve verilen paranın kendi parası olmadığını, parayı verenin de kendisi olmadığını düşünmemiş hatta, devleti de kendi malı zannetmeye başlamıştı o bakan ! Sanat alanına sahipsiz bir bostana girmiş gibi, özensiz yaklaşımlarda bulunan bu bakan, çok tepki aldı ! Görevinden ayrıldı ! Bizler, Sayın Ertuğrul Günay’ın bu bakanlığa getirilmesine, bu nedenlerle sevinmiştik. Bu yaşadığımız özensizliklerin, hatalı yaklaşımların ve bilgi alışverişinde bulunulmama döneminin biteceğini düşünmüştük. Pek çok olumlu gelişme de oldu. Bunları yazılı olarak da yeri geldiğinde belirttik.


daha anlaşılır bir dünya için sanat

art for better understanding of the world


Ancak, bayram öncesi Sayın Bakan’ın , Devlet Tiyatrolarının Kürtçe oyun oynaması konusundaki açıklamaları bizleri şaşırttı. Bu da demokratik ülkelerde örneği görülmemiş bir açıklamaydı. Acaba, İngiltere Kültür Bakanı da bunu yapıyor mu ? Kraliyet Sanat Tiyatrosunun hangi dilde oyun oynayacağı konusunda görüşünü, bu tiyatronun yöneticilerine danışmadan, sivil toplum kuruluşları ve meslek birliklerinden görüş almadan mı yapıyor?

Afrikalı sömürgeleriyle karışımı zenginlik olarak görmesine rağmen, dil konusunda tutucu olan Fransız’lara ne demeli ? Andre Malraux ya da Jack Lang, Commedie Frances in Arapça oyun oynayabileceği konusunda hiç beyanat vermiş midir acaba ? Nerede AB kriterleri? Kültür alanında sanat alanında hiç kriter yok mu ? Yoksa ortada kriter filan da mı yok? Ülkesinde etnik çeşitlilik olan ülkelerin tiyatrosu ile ilgili bir inceleme yapılmış olsaydı, bakanlık dünya da böyle bir uygulamanın olmadığını bilirdi ! Ne geçmiş Sovyetler Birliğinde, ne Rusya Federasyonu’nda, ne İngiltere’de, ne Amerika’da, ne Fransa’da !... Örnekler çoğaltılabilir.

Ulusal tiyatrolar o ülkenin resmi dili ne ise o dil ile konuşurlar. Farklı diller için olanaklar yaratılacak ise bunun için yeni sistemler kurulur. Tıpkı TRT 6 in kurulması gibi. Eğer, durum belirtildiği şekilde değerlendirilecek olsaydı, TRT 6 in kurulması da gereksiz sayılmalıydı. Söz konusu yayınların TRT 1 tarafından yapılması sağlanırdı. Hatta, yayıncılığın gelişmesi açısından TRT ye verilen devlet desteği de kaldırılıp özel televizyonlara verilebilirdi. O zaman daha çok kişi TV izlerdi şeklinde genel yaklaşımlar yapılabilirdi.

Bizler, belirtmiş olduğumuz örnekler nedeniyle; Devlet Tiyatrolarının 60 cı yılının kutlandığı bu sanat sezonunda; bu mesleği yapanların birikimlerine, uzmanlığına ve sanatsal özerkliklerine saygı gösterilmesinin, en az diğer uzmanlık alanları kadar önemli olduğunu; tüm siyasilerimize ve kamu oyumuza duyurmayı çok önemli bir sorumluluk olarak değerlendiriyoruz. Tüm sanat akademilerini, meslek birliklerini, sivil toplum kuruluşlarını ve tüm tiyatroları da, gerçek bir demokrasi kültürü adına, bu sorumluluğa sahip çıkmaya davet ediyoruz.

TOBAV YÖNETİM KURULU

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)

***

Ayrıca bakınız:
Bayrak faşistlerinin tarihinden
"Fransız kaşığıyla Türk boku yeme çabası"*
Havanda su dövenlerin sansürü

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Linç imzacıları listesi

1 Aralık 2009 Salı

Olmayanı olmuş gibi, olanı olmamış gibi gösterme çabasının dayanılmaz hafifliği yada bir yalanın toplumsal anatomisi; O. Akgül - H. Bulunmaz diyalogu!

"YARDIMCI DOÇENT"LERİN ALLAH YARDIMCISI OLSUN!!!


Hilmi Bulunmaz
17 Eylül 2009


Kurucusu ve sahibi olduğum Sosyalist kimlikli OYUN dergisine editör olarak atama gafletinde bulunduğum Bulunmaz Tiyatro'nun "Yazarlık Kursu" öğrencilerinden Ozan Akgül, cin olmadan adam çarpmanın yanı sıra, yalan söylemeye de başladı. Yine kendisi gibi Bulunmaz Tiyatro'nun "Yazarlık Kursu" öğrencilerinden ve OYUN dergisine genel yayın yönetmeni olarak atama gafletinde bulunduğum, suç ortağı Toprak Karaoğlu'yla birlikte, OYUN dergisini "LENİN'sizleştirme"ye kalkıştıkları için, her ikisini de görevden uzaklaştırdım. Bu uzaklaştırılmayı içine bir türlü sindiremeyen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü birinci sınıf öğrencisi Akgül, eline aldığı kalemi bir oyuncak gibi kullanma alışkanlığında olduğundan, yazar olma yeteneğini bir türlü geliştiremiyor. Adını andığım bölümün başkanı Yardımcı Doçent (Doç) Doktor Kerem Karaboğa'ya, Tiyatro Eleştirisi ve Teorisi Anabilim Dalı Başkanı Yardımcı Doçent (Doç.) Doktor Fakiye Özsoysal'a, Dramaturji ve Dramatik Yazarlık Sanatı Anabilim Dalı Başkanı Yardımcı Doçent Doktor Yavuz Pekman'a Allah kuvvet versin, Allah yardım etsin! Bütün bu "Yardımcı Doçent"lerin Allah yardımcısı olsun!!!

***

Şimdi gelelim, Ozan Akgül'ün desteksiz yalanlarına verdiğimiz kanıtlı yanıtların diyalog biçimindeki kurgusuna:

Yazının devamını okumak için lütfen TIKLAYINIZ!