tys sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
tys sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

19 Eylül 2007 Çarşamba

Yazarlar anlatıyor...

Geleneği gençler anlamlı kılar


Mustafa Kara


Türkiye Yazarlar Sendikası, tartışmalı bir genel kurulun ardından yeni yönetimini belirledi. TYS’nin yeni Genel Başkanı Enver Ercan ile sıcağı sıcağına, TYS’yi, genel kuruldaki tartışmaları ve yeni dönem hedeflerini konuştuk. TYS gibi köklü bir örgütün “geleneği gençlerin anlamlı kıldığını ve filiz veremiyorsa geleneğin tarih olacağının bilincinde olduğunu” vurgulayan Enver Ercan, TYS’ye emeği geçmiş herkesi kucaklamak istediklerini ve TYS’nin onların da katılımıyla daha yetkin bir düzeye geleceğini söylüyor.

Türkiye Yazarlar Sendikası, tartışmalı bir genel kurulun ardından yeni yönetimini belirledi. Seçim ve geçmiş dönem için söylemek istedikleriniz var mı? Bir yazar örgütünde yaşanan “siyasal eğilim” tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Seçim bildirimizde de belirtmiştik: TYS’nin, 30 yılı aşkın bir geçmişi, geleneği ve tabii ki birikimi, kazanımları var. Her örgütte olabilecek aksaklıklar, yetersizlikler TYS’de de yaşandı, yaşanmıştır kuşkusuz. Ama bizim çıkış noktamız işin bu tarafı değil. Büyük haksızlık olur bu. Biz TYS’ye emeği geçmiş herkesi saygıyla, sevgiyle kucaklamak istiyoruz ve onların da katılımıyla, desteğiyle bu örgütü daha yetkin bir düzeye getireceğiz.

Kongrelerde olur böyle şeyler. Maksadını aşan kimi sözleri, kongre heyecanına yormak en iyisi. Hepsi de yalnızca yazınsal anlamda değil, siyasal, toplumsal anlamda da mücadele vermiş onurlu insanlar. Eminim onlar da unutmuşlardır tartışmaları.

Ama kimi itirazlar olduğu duyumunu aldık.

Bildiğiniz gibi seçimlere üç liste girdi. Diğer başkan adayları Afşar Timuçin de, Feyza Hepçilingirler de bu ülkenin kendini kanıtlamış, saygın isimleri. Kendileriyle görüştüm, tebrik ettiler, her zaman yanımda olduklarını dile getirdiler. Listelerde yer alan isimler politikanın, örgütçülüğün de içinden gelen, kimlikleri olan kişiler. Başkanlarından bağımsız hareket edeceklerine ihtimal vermek istemiyorum. Çünkü TYS’yi şaibeli bir duruma sokabilecek bir davranış ancak kişisel hırsa girer ki, ne TYS, ne de edebiyat kamuoyu bağışlar bunu.

Böyle bir gelişme karşısında tavrınız ne olur?

Bu konuda daha fazla konuşmayı anlamsız buluyorum. Burası TYS, üyeleri de yazarlar, şairler. Birtakım teknik kuralların arkasına sığınıp hareket etmezler. Varoluşlarıyla çelişirler çünkü.

Kültür sanat üzerindeki baskılar, kitap yakma girişimlerine ya da Nâzım Hikmet şiiri okuyan gençleri gözaltına almaya kadar vardı. Genel kurulda da hemen hemen tüm konuşmacılar “emperyalist kültür kuşatması”na değindiler. Medya ve yayın dünyasındaki tekelleşme de ayrı bir sorun. Tüm bu sorunlara dair neler düşünüyorsunuz?

Bu konular kapsamlı, etkin çalışmalar gerektiriyor. Alanlarında uzman kişilerle temaslara başladık. Kamuoyunun ufkunu genişleten ve yönlendiren bir tavır sergilememiz şart. Zihinsel üretim kapasitesi olan kişiler de ve bu üretimi yansıtacak yayın organlarımız da mevcut. Yönetimi yeni devraldık, yakında kurullarımızı oluşturup çalışma programımızı açıklayacağız.

TYS’de görece genç bir yönetim göze çarpıyor. TYS’nin üye profilini geliştirmeye, üyeleri daha etkin kılmaya ve özellikle de genç yazarlara yönelik bir çalışmanız olacak mı?

TYS, yeni isimlere her zaman açık olmuş bir örgüt. Geleneğinde bu hep var. Geleneği gençlerin anlamlı kıldığının, filiz veremiyorsa tarih olacağının bilincindedir. Biz bu yaklaşımı hızla geliştirmek istiyoruz. Çünkü size bir çırpıda en az 100 kişi sayarım, yazınsal kimlikleriyle TYS’ye üye olsa geleneğimizi daha da anlamlı kılabilecek. O arkadaşları sendikaya kazandırmak zorundayız. Hiçbirisinin böyle bir daveti geri çevireceğini sanmıyorum. Seçim bildirimizde bunu söylemiştik zaten.

Yine de bu hemen mümkün olabilecek mi?

Mecburuz. Hem üyelere bu sözü verdik, hem de Sennur Sezer seçimi kazandığımızda kutlarken ilk söz olarak “O insanları sendikaya getirme de gör bakalım” dedi. Ben Sennur Sezer’i 20 yıldır tanıyorum, başka şansımız yok!

tıkla

Yazarlar tartışıyor...

'Enver Ercan gayrı meşruluğu kabul etti'


Haber7'nin gündeme getirdiği TYS içindeki yönetim kargaşası ve kavgalarla ilgili tartışmalar sürüyor. Seyyit Nezir, TYS Genel Başkanı Enver Ercan'ın aldığı son kararla yönetimin gayrımeşruluğunu kabul ettiğini savundu.

31 Mayıs 2007 11:08


“Enver Ercan Başkanlığı’ndaki yeni TYS yönetimi Olağanüstü Genel Kurul Kararı aldı” haberi üzerine, TYS içinde muhalefeti yürüten ve 19 Mayıs’taki Kongreyi hukuk dışı bularak terk eden Birleşik Özne Girişimi’nin sözcüsü Seyyit Nezir'in yaptığı basın açıklaması:

“Enver Ercan, Yönetiminin Gayri Meşru Olduğunu Kabullenmiştir”

“Yeni TYS yönetiminin gayri meşru olduğunu daha önce İnternet üzerinden açıklamıştık. 700 üyeli bir sendika, üstelik bu TYS ise, 61 oyla seçilmiş bir yönetim kurulunca yönetilemez, hele Orhan Pamuk’un adıyla özelleştirilmeye çalışılırsa, bunu becermek hiç mümkün olmazdı. Nitekim 19 Mayıs’taki Genel Kurul’a büyük üye çoğunluğu katılmayarak tepkisini göstermiş, Enver Ercan kendine oy veren üyelerin bile genel kurula katılmalarını sağlayamamış, bu kez % 5 oyla tek liste girerek kendini seçtirmiştir. Kimi “sol gazete”lerin yazarları da görülmemiş bir yalakalık örneği sergileyerek TYS üyesi yüzlerce yazarın Enver Ercan’a destek verdiği, bozguna uğrayan muhalefetin Kongre’yi terk ettiği görüntüsü yaymaya çalışmıştır. Ne ki mızrak çuvala sığmamıştır!

“Bilindiği gibi, başlayabilmesi için 228 üyenin bulunması gereken Genel Kurul öncesinde 180 üye için sahte imza atılmasını öneren Enver Ercan, BÖG sözcüsü Yetkin Aröz’ün apaçık suç niteliğindeki böyle bir öneriyi tartışmak bile istemeyişi üzerine yoklama yapmaksızın hukuk dışı bir Kongre’yi başlatarak TYS’yi özelleştirme çabalarını resmileştirmek istemiş, bu uğurda pek çok saygın üyenin adını, daha sonra da basını kullanmaya kalkışmış, ancak üye çoğunluğunun sürekli yükselen tepkisi ve BÖG’ün kararlı mahkeme girişimi karşısında TYS’yi yönetemeyeceğini görmüş, kendisini destekleme amacıyla yazılanların aleyhte delil oluşturması üzerine tutum değiştirmiştir. Davayı ilk duruşmada kaybedeceğini ve Kurultay’ın yenileneceğini gören Enver Ercan, “erken Kongre” kararı alarak, yangından mal kaçırma niyetlerini unutturmak üzere yavuz hırsızlığa soyunmuştur. BÖG’ün iki kongredir ısrarla savunduğu ‘Yönetim kurullarının çok daha geniş katılımlı genel kurullarda seçilmesi gerekir.’ ilkesini de sahiplenmiş görünerek, mevcut yönetimin ‘önünü tıkamaya çalışan yaklaşımlar’dan korunmaya çalışmaktadır. Enver Ercan yönetiminin önünün tıkandığı doğrudur. Çünkü bu kadar hukukdışılık ancak Soroscu mafyokraside yönetim tahsil etmekle mümkündür. BÖG’ün sözcülerini hukuk savaşımından kimi ayak oyunlarıyla vazgeçirtmeyi ummak bir ham hayaldir. TYS yönetimi yaptıklarının hesabını önce mahkemede ve yasa önünde kamuoyuna, daha sonra da Kurultay’da üyelere verecektir.

“Bu arada, 15. Olağan Genel Kurul’da muhalefet görevi yürüten Birleşik Özne Girişimini bu tutumlarından ötürü suçlayarak, yönetimin Kongre’de ne söz ne de önerge hakkı tanıdığı Sadık Albayrak, Seyyit Nezir ve Yetkin Aröz’ü sanık sandalyesine oturtan gazeteler de TYS yönetiminin her yaptığını desteklemekle okurlarına karşı güç durumda kalmışlardır. Özellikle TYS’deki olaylar konusunda 3 maymunu oynayan Cumhuriyet başta olmak üzere, okuruna dezenformasyonu reva gören yazarları yüzünden Birgün, Evrensel, Radikal vb. gazeteler Enver Ercan yönetiminin bu kararı karşısında açmaza düşmüşlerdir.”

(Haber7)

tıkla

Yazarlar hesaplaşıyor...

Bay Başkan’a sorularla yanıtımdır…


Bülent Habora


TYS Genel Başkanı Bay Enver Ercan’la bir söyleşi yapmış Mustafa Kara, Evrensel Gazetesi’nde (25 Mayıs 2006)… Benim “TYS ve demokrasi” başlıklı yazım çok kızdırmış Bay Başkan’ı. Ve yüklendikçe yükleniyor bana. Oysa geçen yıl ki Genel Kurul sonrası yazdığım “TYS Kongresi’nin ardından” başlıklı yazımda (Evrensel, 8.6.2005) bir 10. paragraf vardı ki, az yenilir-yutulur değildi. Ama o yazı kızdırmamıştı, Bay Başkan’ı. Ve “Hayır, Bülent Habora’nın söyledikleri külliyen yalan,” diyememişti. Neyse, “Sükût ikrardan gelir…”

Bay Başkan’ın söyleşisi üzerine öncelikle bir açıklama yapmak istiyorum. “Konuyla ilgili basına yansıyan yorumlar, eğer üyesi oldukları sendika üzerinde soru işaretleri doğuracak cinstense çok dikkatli davranmaları gerekirdi,” diyor Bay Başkan. O yazımı okuyanlar görürler ki, Türkiye Yazarlar Sendikası değil, Yönetim Kurulu’ndaki iki kişinin davranışlarıdır, sözünü etmek istediğim. TYS, Aziz Nesin’lerin, Demirtaş Ceyhun’ların, Şükran Kurdakul’ların, Güngör Gençay’ların, Cengiz Bektaş’ların ve diğer birçok üyenin kurduğu, geliştirdiği önemli, saygın bir kuruluştur. Buna Genel Başkan da olsa, Birinci Yardımcı da olsa kimse set çekemez.

Gelelim 30 Nisan 2006’ya, İzmir TÜYAP Kitap Fuarı’nın son gününe. O gün TYS Yönetim Kurulu’ndan Başkan E. Ercan, üye C. Boynukara, M. Alphan, M. Köz, TYS standına geliyorlar. Orada İzmir TYS Temsilciler Kurulu vardır, Başkan M. Erten, üye A. Gönen, R. Uğur, F. İşlek. Konuşurlar. Ve ben, birinci ağızlardan o günkü konuşmaları öğrendim.

Şimdi, yanıt yerine geçecek olan sorularımı soruyorum:

1) Bay Başkan, İzmir’de kurulduğundan bu yana seçimle işbaşına gelen Temsilciler Kurulu’nu görevden almaya ne zaman karar verdiniz? 14 yıldır İzmir’de olduğum halde tanıma şerefine nail olmadığım ve hiçbir TYS toplantısına ya da etkinliğine katılmayan F. Özelli adına ne zaman karar verdiniz? F. Özelli, TYS’ye ne zaman ve nerede üye oldu?

2) Gazeteci M. Kara, “İzmirli yazarların yaptığı açıklamanın hemen öncesinde yazarımız Bülent Habora’nın yazdığı yazı etkili olmuştur belki de…” dedikten sonra Bay Başkan şöyle diyor: “Ama kulaktan dolma, yalan yanlış bilgiler onlar. Zaten kendisi bu konuda en baştan sıkıntılıydı, seçimden hemen sonra yine gazetenizde yazdığı yazıda, ‘Şimdi bunlar buraya temsilci atarlar’ türünden şeyler söylemişti. Rahatının kaçacağını biliyordu.” Bay Başkan, M. Erten de, A. Gönen de, R. Uğur da, F. İşlek de benim tanıdığım en doğrucu insanlardandır. Ne kariyer meraklısıdırlar, ne de televizyonlarda, gazetelerde gözükmek meraklısı… Onlar yalan-yanlış söylemedikleri gibi, söylediklerinden de kıvırtmazlar… Gelelim bana. Rahatımın kaçacağını bildiğinizi söylüyorsunuz. Nasıl bir “Rahatlık” bu? Ben son üç yıldır ne TYS Temsilcisi’yim, ne de Temsilciler Kurulu’nda bir görev sahibiyim. Sıradan bir üyenin ne gibi rahatlığı olabilir? Sanırım sözünüzün arkasında durur, benim rahatımın kaçacağını nasıl bildiğinizi açıklarsınız…

3) Aynı bölümde, sanırım yine benden söz ediyor, Bay Başkan. “Birilerinin düzeni, tezgâhı bozulabilir bu süreçte. Bozulmalı da,” diyor. Nasıl bir düzen, nasıl bir tezgâh? Sözü edilen ben değilsem, kim bu düzenci, kim bu tezgâhçı?

4) Gelenekten dem vurulacağını, birilerinin demokrasi havarisi kesileceğini biliyormuş, Bay Başkan. Ve “Bülent Habora mani” yine ortaya çıkıyor: “Hatta bu kişinin Bülent Habora olacağını kestirmek için kâhin olmaya gerek yoktu,” diyor. Neymişim ben, diye soruyorum kendi kendime. Ve devam ediyor: “Karşısındakini karalayan, aşağılayan, baştan sona gerçekle ilgisi olmayan bir yazı yazdı,” diyor. Nerede karalamışım, aşağılamışım, bunu da açıklar sanırım Bay Başkan… Ayrıca, söylediklerim baştan sona yalansa, niçin, “Hayır, Cuma Boynukara, ‘Tüm Egeli yazarların isterlerse sendikadan istifa edebileceklerini, bunun kendilerini üzmeyeceği’ni söylememiştir, Bülent Habora yalan söylüyor,” demedi?

5) Şimdi gelelim, “Rahatının kaçacağını bilen” ve “Demokrasi havarisi” olan Bülent Habora’nın “Tezgâh”ına. Benim yazım 10 Mayıs’ta Evrensel’de çıkıyor. Yazı çıkmadan 4 gün önce (Büyük harfle yazıyorum, anlaşılsın diye: 4 GÜN ÖNCE) basın açıklaması yapılıyor. Şimdi bende de “Bülent Habora mani” başlayacak. Yazım yayınlanmadan, hatta yazmadan önce, İzmir’in kalburüstü yazarları, “Aaa, Bülent Habora yazı yazacak, biz de basın açıklaması yapalım,” diyerek imza topluyorlar. İmzacı saygın yazarların arasında 3 yıldır görmediğim Sefa Taşkın var, Erkan Sevinç var vd…. Bu “Bülent Habora mani”yi görünce, kendimde bir şeyler görmeye başladım. Bay Başkan 2 kez daha böyle gaz verse, önümüzdeki seçimde milletvekili adayı olabilirim. Hatta 4 kez gaz verse Cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunurum. Çıkmayan, hatta yazılmayan yazımla ben böylesine etkin olduktan sonra… Sahi Bay Başkan, ne düşünüyorsunuz bu yorumum hakkında?

6) Sınıflı yazarlar ilgili yine “Bülent Habora mani” çıkıyor ortaya. “O, Habora’nın bilinçaltının dışavurumu. Habora başka şeyler de söylüyor,” deyip, aylarca toplanmadıklarını ileri sürmemi eleştiriyor. Bay Başkan’a bir bulmaca sorusu: Bir şairimiz size, “Ben 4 ay önce üyelik için başvurdum, hâlâ bir yanıt yok,” deyince siz ne yanıt verdiniz?

7) Tüzük Kurultayı’nın yapılmayışını söylemem üzerine, “Çalışmalar yapıldı, yeterli sayıda üye gelmediği için, 3’te 2 çoğunluk gerekiyor, kongre olmadı,” diye kısaca geçiştiriyor Bay Başkan. Şimdi Bay Başkan, soruyorum size bir “Demokrasi havarisi” olarak: “Üyeniz olan, rahatının kaçacağını bilen Bülent Habora’ya Tüzük Kurultayı’nın tarihini bildirdiniz mi?Ne zaman bildirdiniz? Hangi yollarla bildirdiniz? Ben artık yaşlandım Bay Başkan, bu bildiriminizi anımsamıyor olabilirim. Siz gençsiniz, muhakkak bilirsiniz…”

Daha çok sorum olacaktı. Ama Evrensel okurlarını sıkmak istemiyorum. Nasıl olsa ben fırsat buldukça, her yerde ve her zaman gündeme getireceğim Bay Başkan’ı ve sağ kolu Bay Cuma Boynukara’yı. Çünkü ben, saygın olan örgütümün, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Aziz Nesin’lere ve diğerlerine layık bir kurum olarak yaşamasını istiyorum, yozlaşmasını istemiyorum…

1 Ekim 2007 Pazartesi

TYS'nin kongresi çok şenlikli olacak

"Bu ülkeye komünizm gerekirse, onu da biz getiririz!" diyen kapitalist mantık, her yerde karşımıza çıkıyor. "Bu ülkeye radikal gerekirse, onu da biz oluştururuz." diyen mantığın peşinden giden düzen yazarları, herşeye karşın, yazarların önemli bir kalesi olan Türkiye Yazarlar Sendikası hakkında yazarken, tam bir kapitalist mantıkla hareket ediyorlar...

Aydın Doğan'ın sesi olan Radikal gazetesinin verdiği güvence ve "özgürlük" ile kalem oynatan Kemal Yılmaz, yazarları küçümseyen, hiçimseyen bir cesaretle kaleme sarılmış ve yazarları; Enver Ercancılar ile Seyyit Nezirciler olarak ikiye ayırmış. Ben de bir üye olarak, kendimi ne Enver Ercancı, ne de Seyyit Nezirci olarak görmememe karşın, gittim ve oyumu kullandım...

Hatta Kemal Yılmaz'a şunu da söylemek istiyorum: 12 Eylül Faşizmi öncesi Halkın Yolu gazetesi okuru olmama, bu gazetenin okurlarının Enver Hocacı olarak adlandırılmalarına karşın, kendimi ne Enver Hocacı ne de Mao Zedungcu olarak tanımladım...

Tarihin cilvesine yada tecellisine bakın ki, bir zamanlar "Halkın Sülalesi" içinde bulunan Halkın Kurtuluşu okurlarına da Enver Hocacılar deniliyordu. O derginin okurlarının ruhu, şimdi Enver Ercancılar olarak piyasaya çıkarsa, pek şaşırmayacağız...

Patronların çıkarı için yayın yapan Radikal'den aktarıyoruz:


Kemal Yılmaz

24/09/2007


Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Nasıl mı?

21 Mayıs 2007 tarihli yazımda bazı yazarların Türkiye Yazarlar Sendikası seçimlerinde CHP'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki taktiğini uyguladığını yazmıştım. Önce çıkan kısmın özetini yapayım. 19 Mayıs'taki TYS seçiminde muhalefet lideri rolünde şair Seyyit Nezir üstlenmişti. Yıllardır her kongrede aday olan ama seçilemeyen Seyyit Nezir bir süredir muhalefetini e-postalarla sürdürüyordu. TYS yönetiminin Hrant Dink cenazesine katılmasını, Agos'a taziyeye gitmesini, Çağlayan mitingine TYS pankartıyla katılmamasını eleştiren Seyyit Nezir, bu kez seçimlere CHP taktiğiyle gelmişti. Başkan oturumu açmaya yeltenince Seyyit Nezir ve arkadaşları itiraz ettiler.

Sendikalar Kanunu'na göre toplantı salonunda üçte bir üyenin bizzat olması gerektiğini kastederek "Burada 230 yok, toplantı yapılamaz" diye bağırmış, tartışmalar sonucunda yasal yollara başvuracaklarını söyleyip oturumu terk etmişlerdi. Sonra seçim yapılmış ve başka aday olmayınca Enver Ercan'ın listesi seçilmişti. Bu çalkantılı kongreden sonra başkan Enver Ercan, demokrat tavrını göstermiş ve ilk yönetim kurulu toplantısında olağanüstü genel kurul kararı almıştı. Seyyit Nezir de bu gelişme üzerine 'Sonunda Enver Ercan yönetiminin gayrimeşru olduğunu kabullendi' şeklinde bir basın açıklaması yapmış ve beni de yalakalıkla suçlamıştı: "Kimi 'sol gazete'lerin yazarları da görülmemiş bir yalakalık örneği sergileyerek TYS üyesi yüzlerce yazarın Enver Ercan'a destek verdiği, bozguna uğrayan muhalefetin kongreyi terk ettiği görüntüsü yaymaya çalışmıştır. Ne ki mızrak çuvala sığmamıştır!"

Şimdi TYS'nin olağanüstü genel kurul zamanı geldi çattı. Enver Ercancılarla Seyyit Nezirciler 29-30 Eylül'deki kongrede yeniden kapışacak. Kim kazanacak ben de çok merak ediyorum. Ama tabii seçime geçilebilmesi için üye sayısının 3'te 1'inin yani 228 kişinin toplantıda hazır bulunması gerekiyor. Mail kutuma düşen Metin Cengiz imzalı mail'de duyarlı sendika üyeleri göreve çağrılıyor ve eğer genel kurulda 3'te 1 çoğunluk sağlanmazsa sendikanın kapanma tehlikesine dikkat çekiyor. Sendikanın kapanmasına gönlüm razı olmadığından burada Cengiz'in çağrısını aktarmayı bir borç biliyorum: "Değerli sendika üyeleri, Yazarlar Sendikası'nın olağanüstü genel kurulu (29-30 Eylül) büyük önem taşıyor. Bu seçimi önemli kılan ise TYS'nin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmasıdır. Seyyit Nezir ve arkadaşlarının elbette demokratik hakları olan seçimlere katılmak yerine, sendikayı ele geçirmek, beceremezlerse önünü tıkamak için bütün yolları mubah görmeleridir. Bu dar siyasi grubun sendikaya karşı oynadığı oyunların boşa çıkarılması gerektiğine, bu amaçla da üyelerimizin seçimlere katılarak üyesi oldukları sendikaya karşı hem görevlerini yerine getirmelerini, hem de desteklerini oya dönüştürmelerini istiyoruz, bekliyoruz. Sendika tüzüğüne göre 3'te 1 çoğunluğun, yani 228 üyenin, genel kurulda hazır bulunması gerekiyor. Üyelerin 29 Eylül sabahı en geç saat 10.00'da toplantı salonuna gelmiş ve hazirun listesini imzalamış olması gerekmektedir. Toplantı yeri Çağaloğlu'ndaki Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'dir."

TYS'nin olağanüstü genel kurulu hayli şenlikli olacak, yazarınız gelişmeleri salondan bildirecek.

30 Eylül 2007 Pazar

Kapatma tehdidinden kurtulduk

Sennur Sezer

Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Enver Ercan, hafta sonunda yapılacak olağanüstü genel kurul öncesinde sorularımızı yanıtladı.

Türkiye Yazarlar Sendikası, bir süredir seçimleri, tartışmaları, davaları ile gündemde. Birkaç ay arayla toplanan genel kurul öncesinde, Genel Başkan Enver Ercan’la yaptıklarını ve yapamadıklarını konuştuk. Kendilerine yöneltilen eleştirilere yanıt veren Ercan, her kongre sonrasında açılan kapatma davaları meselesini kökünden çözdükleri müjdesini de verdi. Ercan, sorularımızı yanıtladı...

Bu hafta sonu olağanüstü genel kurulunuz yapılacak. Üyelere nasıl bir çağrıda bulunmak istiyorsunuz?

Üyelerin en başta görevlerini yerine getirip 29 Eylül Cumartesi sabahı en geç saat 10.00’da, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Türkocağı Caddesi, Cağaloğlu’ndaki adresindeki toplantı salonunda olmalarını bekliyoruz. Genel kurulu açtıktan sonra TYS’nin geleceğine ilişkin birbirimize söyleyeceğimiz, anlatacağımız çok şey olacak tabii ki. Ama önce salonda en az 228 kişi olmamız gerekiyor. Biz TYS’nin önünü tıkama girişimlerine izin vermedik, şimdi üyelerimizin gelip yürüyüşümüze katılmalarını istemek hakkımız.

2 buçuk yıllık bir çalışma dönemi geçirdiniz. Övgülerin yanı sıra eleştiriler de aldınız. Bu süreçteki çalışmalarınızı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yoğun bir dönem geçirdik ve çok daha iyilerini yapmak zorunda olduğumuz iyi işler yaptık. Elbette eksiklerimiz de oldu, eleştiriler de aldık. Bundan doğal ne olabilirdi ki? Oturup değerlendirdik, haklı bulduklarımızı hemen hayata geçirdik. Sözgelimi, böyle yapıcı eleştirilerden birini Güngör Gençay yöneltmişti. Örgüt bilinci bunu gerektirirdi zaten. Kendisine bir kez daha teşekkür ederim. Düzeysiz ve haksız eleştirilere ise zaman zaman topluca yanıt verdik. Bunun tek nedeni, kamuoyunda “Sükut ikrardan doğar” izlenimi uyanmasın diyedir. Yoksa, hiçbiri dikkate alınacak türden değildi. Somut konuşmayı severim: Sözgelimi, Bülent Habora habire konuştu. Peki ne söyledi, hangi yapıcı eleştiriyi yöneltti? Benim ne kadar basiretsiz, beş para etmez biri olduğumu, ünlem işaretleriyle süslenmiş, ironik sandığı bir dille anlattı durdu. Bazı kişiler, ne yazık ki “abi” olmayı beceremiyorlar. Bizim onların deneyimlerine ihtiyacımız varken, az gelişmiş ülke aydını kompleksinden kurtulamayıp “Bizden başka herkes sahtekardır, mutlaka örgütü, ülkeyi satar” güdüsüyle öylece yaşayıp gidiyorlar. Hem genel kurula gelmeyeceksin, hem de “Sendikayı kayyuma düşürecek hale getirdiler” diye ahkam keseceksin, bu en hafifinden ayıptır.

Seyyit Nezir için bir şey söylemek istemiyorum. Düzeysizliğini belden aşağı ifadelere kadar indirdi çünkü. Konuşursam, okurlarınıza saygısızlık etmiş olurum.

Eleştirilerden başladınız…

Övgüler için elbette teşekkür ederiz, çalışırken bize güç verdi, daha yapacak çok işimiz var çünkü.

Bakın, benim daha önceden sendikacılık, dernekçilik adına pek faaliyetim olmamıştı. Bu nedenle de hatırlarsanız, seçimi kazandığımız 2005 kongresinden önce TYS’yi çekip çevirecek bir yönetim oluşturmak için çok çaba sarf ettim. Hatta gerekirse listede yer almayabileceğimi de ifade ettim. Cengiz abi (Bektaş) tanıktır.

İş başa düşünce, listemizi ve bildirimizi cuma gecesi hazırladık, cumartesi sabahı kongreye katıldık. Açıkçası seçilmeseydik üzülmezdim; dostlarımıza verdiğimiz sözü tutmuş, görevimizi yapmıştık çünkü. Üyeler oylarını bizden yana kullanmamışlarsa, ne diyebilirdik ki?

Ama kazanınca taşın altına elimizi koyacaktık elbette. Saldırgan, kin kusan eleştirilerden çekinecek değildik ya. Biz işimizi ciddiye alırız ve gereken neyse onu yaparız. Tabii ki tüzüğümüzün belirlediği çerçevede. Yine somut konuşayım: 200 dolayında yazınsal, toplumsal, politik etkinlik yapmışız. Geleneğine uygun tavırlar geliştirmeyi başardığımız, sesimizi duyurabildiğimiz ve en önemlisi ciddiye alındığımız için yaptığımız işlerin yalnızca yazılı basındaki yankısı 4-5 büyük klasör tutuyor. NTV, CNBC gibi kanallara 2, 3. haber olarak girmenin çok da kolay olmadığını siz de bilirsiniz. Cumhurbaşkanından kültür bakanına, muhalefet liderinden diğer parti liderlerine, sivil toplum kuruluşlarına kadar her kesimden kurum ve kuruluşun, sözünü dikkate aldığı bir yazar örgütüyüz bugün. Kötü mü?

Bilgisayarı yenilenmiş, web sitesi geliştirilmiş, kendisine ait projeksiyon makinesi ve kamerası olan, başkanla direkt konuşulabilen, cep telefonu hattına sahip bir yazar örgütüyüz bugün. Kötü mü?

En önemlisi de her kongreden sonra, hakkımızda açılan kapatma davaları nedeniyle korkuya kapılıp “Sendikayı dernek mi yapsak, akademiye mi dönüştürsek” diye hararetle tartışır dururduk ya, avukatımız Kamil Tekin Sürek’in büyük desteğiyle -ki hepimiz kendisine teşekkür borçluyuz- bu meseleyi kökünden hallettik. Artık böyle bir dava açılamayacak. Türkiye Yazarlar Sendikası hep vardı ve bundan sonra da hep sendika olarak var olacak. Kötü mü?

Eksiklerimiz yok mu? Çok… Hem iç işlerimizde, hem dışa dönük çalışmalarımızda yeni yapılanmalara gitmemiz gerekiyor. Bunlar saptanmış durumda zaten. Yeniden seçilirsek üstesinden geliriz hepsinin; seçilemezsek, yeni yönetime raporumuzu sunarız. İstedikleri takdirde her zaman yanlarında oluruz.

Seçilemezseniz, ılımlı bir muhalefet yapacaksınız anlamına mı geliyor bu?

Elbette. TYS’de muhalefet, bir yazar örgütü üyesi duyarlılığıyla yapılabilir ancak. Yıkıcı, kırıcı olmadan; yazar olmanın bilinci ve inceliğiyle. Eğer eleştirimiz olursa, tabii ki bir sonraki kongrede yöneltiriz. Ama görev yaptıkları süreçte hep yanlarında oluruz. Zaten örgüt bilincinden önce kendinin bilincinde olması lazım insanın. Biz öyle bir disiplin ve terbiyeden geliyoruz. Sosyalistim diyorsanız, bunu hem kişiliğinizle hem de eylemlerinizle kanıtlamanız gerekir. Sosyalizmi omzunuza attığınız pardösü gibi taşıyorsanız, sıkıya geldiğinizde ya da işinize gelmediğinde omzunuzdan atar, sıvışırsınız. “Biz seçilmedik ki, bize ne” diyen, en başta ahlaksızdır; sosyalistim dese ne yazar?

Ya seçilirseniz?..

En zor soru bu işte! Hem ulusal, hem uluslararası alanda önümüze öyle hedefler koyduk ki yalnızca uluslararası alanda 10 projemiz var. Ulusal alanda kaç projemiz olduğunu siz düşünün artık.

En başta, şu kapatılma korkusundan kurtulduğumuz için üye olarak destek vermeye hazır yazar-şair dostlarımızı bünyemize katacağız. Yine hemen, sendikanın yazışma, üye kayıt formları, üye bilgileri, gelir-gider hesapları gibi iç işleyişiyle ilgili her şeyi profesyonel anlayışla bilgisayar ortamına taşıyacağız.

Yapacağımız ilk “dış” işi de söylersem, “Nasıl Bir TYS” sorusuna en net yanıtı vermiş olurum: Ekim ayında, Frankfurt Kitap Fuarı’nda, bu yılın konuk ülkesi Katalanlardan 2008 için bayrağı devralırken Türk şiirinin gelişimini, TYS Başkanı olarak ben anlatacağım. Bildiğiniz gibi TYS, bir yıl önce hazırlıklarına başlanan bu projenin Türkiye adına yürütme kurulunun 5 üyesinden biri.

(İstanbul/EVRENSEL)

tıkla

29 Eylül 2007 Cumartesi

Yazar oldum!...

Tam kestiremiyorum; sanırım on yılı aşkındır Türkiye Yazarlar Sendikası üyesiyim. Belleğim beni yanıltmıyorsa, hiçbir zaman aidat ödemedim. Hiçbir seçime katılmadım. Üye değilken, fazlasıyla katkıda bulunduğum TYS'ye üye olduktan sonra, selam vermek için bile bir kez uğramadım... Bunun birçok nedeni var. Ancak, en büyük nedeni; kendimi orada duyumsayamamam...

Gün geldi; TYS'nin kapanacağı söylentisi her yanı sardı. 12 Eylül Faşizmi'nin gölgesi egemen olsa da, kendisi iyi saatte olsunların konuğu olduğundan, kapanma olasılığı, iki kat canımı sıktı...

TYS'nin kapanmaması için 228 (salt çoğunluk sayısı) bulunmalı ve Olağanüstü Genel Kurul yapılmalıydı. Bugün (29 Eylül 2007), TYS'nin toplantısına katılmak üzere, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti toplantı salonuna gittim: 50 TL aidatımı ödedim. Orada bulunduğuma dair imzamı attım. Divan seçimi yapılırken oy kullandım...

Yaklaşık bir saat bulunduğum mekan beni sıktı. Süreç beni sıktı. Durum beni sıktı. İlişkiler yada ilişkisizlikler beni sıktı. Neden?...

Toplumun önderi olduğunu sandığım yazarlar (ben de!), toplumdan uzak... Toplumun, düşünsel anlamda "kaymak tabakası" yazarlar (ben de!), terzinin söküğünü dikemediği durumda... Ve daha bir sürü durum...

Neyse ki, uzun yıllardır göremediğim insanları gördüm. Onlarcasıyla sohbet ettim. Anımsadıklarım: Nuray Gök Aksamaz, Ahmet Can Akyol, Suna Aras, Yılmaz Arslan, Nihat Ateş, İdris Atmaca, Cuma Boynukara, Osman Bozkurt, Yılmaz Elmas, Mine Ergen, Cezmi Ersöz, Güngör Gençay, Şenel Gökçe, Cengiz Gündoğdu, Bülent Habora, Ali Kaya, Mustafa Köz, Sabri Kuşkonmaz, Kemal Özer, Mustafa Suphi, Leyla Şahin, Berrin Taş, Tevfik Taş, Afşar Timuçin, Hıfzı Topuz, Öner Yağcı...

Oldum olası iktidarlardan hoşlanmadığımdan olsa gerek, Enver Ercan'ın Divan'ını değil, Afşar Timuçin'in Divan'ını destekledim...

Divan seçimi gerçekleşir gerçekleşmez kendimi sokağa attım... Oh, mis gibi bir hava... Halk, kendi gerçekliğinde müthiş bir kımıltı halinde... Dünya varmış!...

Bir yandan, hızlı hızlı yürüyor ve bir yandan da, bana sentetik gelen durumu düşünüyordum. Yüzlerce yazarın tümünü tanıyordum. Orada olmayan binlercesini de... Hemen tümüyle yolumuz bir biçimde kesişmişti. Bir kısmıyla "ortak işler" yapmıştık:

Cengiz Gündoğdu - Berrin Taş (İnsancıl dergisi) ile birlikte işler yapmıştık: İnsancıl dergisinde, 18 sayı, aralıksız olarak yazı yazdım. İnsancıl binasına sürekli olarak gidip geldim. İnsancıl ile Bulunmaz Kültür Merkezi olarak (yine) birlikte Okuma Tiyatrosu gerçekleştirdik. Hem de uzun zaman sürdü bu tiyatro çalışması. Birlikte Felsefe Seminerleri yaptık. Va daha bir sürü iş...

Güngör Gençay (Gerçek Sanat) ile de birçok işe birlikte imza attık: Gerçek Sanat dergisinde 13 sayı yazı yazdım. Gerçek Sanat yayınlarının okunmasına katkıda bulundum. Gerçek Sanat da, Bulunmaz Kültür Merkezi'ne katkıda bulundu...

Aydın Öztürk (Berfin Bahar) ile de bazı işlere "ortak imza" attık...

Cezmi Ersöz ile 1970'li yılların sonunda birlikte tiyatro yapmaya çalıştık...

Mine Ergen, tiyatro çalışmalarıma katılan bir oyuncuydu...

Nuray Gök Aksamaz, tüm dergilerime omuz veren önemli bir şair...

Nihat Ateş ile hem İnsancıl'da birlikte işler yaptık ve hem de benim sahibi olduğum MuM dergisinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü...

Sabri Kuşkonmaz; tüm dergilerime, kültür merkezine, tiyatroma, yayınevime omuz verdiği gibi, tüm hukuksal davalarıma da, savunman olarak çok büyük katkılarda bulundu...

Hıfzı Topuz'un "Lumumba" adlı yapıtı, tiyatro çalışmalarıma yön veren önemli bir yapıt olarak, belleğimdeki yerini koruyor...

Afşar Timuçin ve Kemal Özer'in, Bulunmaz Kültür Merkezi'ne felsefi, estetik, poetik... önemli katkıları oldu...

Yukarıda adlarını sıraladığım diğer şair ve yazarlar, ayrıca unuttuklarım yada anımsayamadıklarım, tümü kurumlarıma katkıda bulundular...

Sonra?... Sonra ayrılık...

Bunun birçok nedeni var. Nesnel nedenleri olduğu gibi, öznel nedenleri de var. Düzenin dayatmasından kaynaklanan nedenler olduğu gibi, yazar olmanın verdiği dayanılmaz incelikten kaynaklanan nedenler de var...

Hem yürüdüm, hem temiz havayı ciğerlerime çektim ve hem de yukarıdaki anıların hücumuna uğradım... Hüzünlendim...

Sünnet olan çocuğa Müslüman, vaftiz olan çocuğa Hıristiyan dedikleri gibi, ben de seçime katılarak yazar oldum!...

Yarın sabah (30 Eylül 2007) seçim için, yine TYS toplantısına katılacağım. Yarın yine hüzünleneceğim...

28 Ağustos 2007 Salı

Türkiye Yazarlar Sendikası tavır koydu...

Egemenler, kültür alanında da boş durmuyor. Bir yandan gerici kültür oluştururken, diğer yandan devrimci kültür mirasına saldıran egemenler, ölülerimiz üzerinden de, kalleşliklerini sürdürüyor...

Burjuvazinin kuruluşları, her fırsatta karalama kampanyası yapıyor. Bize de direnmek ve karşı koymak düşüyor...

Gerici Zaman gazetesinde çıkan bir haberi aktarıyoruz:


Aziz Nesin MİT'çi mi değil mi polemiği


'Aziz Nesin MİT elemanıydı' haberleri polemik konusu oldu. Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), yazar Aziz Nesin'le ilgili iddialara tepki gösterdi.

Dün, TYS'den yapılan yazılı açıklamada, 23 Ağustos tarihli Tempo dergisinde eski MİT'çi Neşet Güriş ile yapılan röportajda, 98 yaşındaki Güriş'in Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin hakkında yaptığı açıklamaların gerçeği yansıtmadığı ifade edildi. "Sabahattin Ali'nin öldürülüşünü 'basit bir hırsızlık' olarak niteleyen Güriş'in, hemen ardından MİT'in alakası yok. Ama olayı safha safha biliyorduk. Cemal Akis isimli arkadaşımız suikast yerine kadar gitmişti." ifadelerini 'çelişkili beyan' olarak nitelendiren TYS, Aziz Nesin'le ilgili açıklamaların ise hiçbir kanıta dayanmadığını, bunun bir 'çamur atma'dan ibaret olduğunu ifade etti. TYS açıklamasında, Güriş'in sözünü ettiği tarihlerde, Nesin'in 19-20 yaşlarında olduğu ve Kuleli Askeri Lisesi'ni yeni bitirdiği (Ankara Harp Okulu'ndan 1937 yılında mezun olduğu, ordudan 1944 yılında ayrıldığı) belirtilerek söz konusu beyanların tarihsel olarak da gerçeği yansıtmadığı ifade ediliyor. TYS açıklamasında şöyle deniliyor: "60-70 yıl aradan sonra, yalnızca hatıralara dayanılarak yapılan açıklamaların, kanıt değeri de, hatta haber değeri de taşıyamayacağı herkesçe bilinir. Neşet Güriş'i, kanıt olmadan, dedikodu düzeyinde konuştuğu için kınıyor; röportajı yapan Enis Tayman'ı ise herhangi bir ansiklopediden bile kolayca sağlaması yapılabilecek sözleri gerçek kabul ettiği için, daha özenli olmaya davet ediyoruz." Tempo'nun geçen haftaki son sayısında yer alan röportajda eski MİT'çi Neşet Güriş, Aziz Nesin'in MİT elemanı olduğunu, maaşını da kendisinin götürdüğünü iddia etmişti.


tıkla: Zaman

22 Ağustos 2008 Cuma

Engizitör Enver Ercan'ın kulakları çınlamıştır!...

Not: Başlığı biz attık!... (Hilmi Bulunmaz)


BU "ENGİZİTÖRLER" TARAFINDAN ELENMİŞ OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM


Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye Organizasyonu Yazarlar Komitesi, Coşkun Büktel'i eledi


Coşkun Büktel
30 Temmuz 2008


"Bütün renkleriyle Türkiye" sloganıyla iş başına gelen ve "Theope" yazarı Büktel'in "yasak bir renk" olduğunu ve her platformda her türlü yöntemle (iftira dahil) engellenmesi gerektiğini bir kez daha kanıtlayan (önceki vak'alar için, örneğin, bakınız: "Özdemir Nutku iftirası", "Ölüleri Gömün skandalı") "yazarlar(?) komitesinde" şunlar var:


Enver Ercan..................Moderatör (TYS Başkanı)

Halil İbrahim Özcan....Uluslararası PEN Türkiye

İhsan Işık.......................İLESAM Başkanı

Gökhan Cengizhan.......Edebiyatçılar Derneği Başkanı

Adnan Özer....................EDİSAM Başkanı

Ahmet Kot.....................Türkiye Yazarlar Birliği

Egemen Berköz.............BESAM Başkanı


Nâzım Hikmet Oratoryosu'nun 100 kişilik orkestrasını Frankfurt'a göndermemesini, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, halkın parasını ekonomik kullanmak gibi vatansever görünümlü bir gerekçeyle bile açıklayabilir; ama hiçbir rengi bulunmayan Hasan Erkek'i yazar diye Frankfurt'a gönderip de, Türkiye'nin rengi şahsına münhasır en özgün birkaç yazarından biri olan Coşkun Büktel'i, her zaman ve her platformda yapıldığı gibi, yasaklayan (aforoz eden) yukarıda adlarını sıraladığımız orta zekâlı yetenek savarları, "yazarlar komitesi" payesi lütfederek göreve getirmesini ve somut sanatsal kriterlere destek vermek yerine, (kültür pazarını "kabile arasında" paylaşmış) tecimenlere destek vermesini ve devlet desteğini (kediye ciğer teslim edercesine) demirbaş tecimenlerin kutsal ittifakına teslim etmesini, hiçbir gerekçeyle (hatta hiçbir bahaneyle bile) açıklayamaz.

Çünkü yeryüzünde hiçbir yaratık, Hasan Erkek'in Coşkun Büktel'den daha yaratıcı, daha usta, daha önemli, daha dürüst, daha donanımlı, daha verimli ya da daha kıdemli bir yazar olduğunu, kendini maskara etmeden iddia edemez. Erkek'in Büktel'den ancak daha "uyumlu ve itaatli" bir yazar olduğu söylenebilir. Ama Büktel gibi itaatsiz yazarlar yine her zamanki gibi aforoz ediliyorsa ve Frankfurt'ta Türkiye'yi temsil etmenin aranan kriteri "uyum ve itaat" olarak belirleniyorsa; bilinmelidir ki, bu kriterler, uluslararası alanda ülkemize ve Kültür bakanlığımıza onur değil, ancak utanç getirebilir.

Bakan Ertuğrul Günay verdiği sözden cayarak Nâzım Hikmet Oratoryosu'nu Frankfurt'a göndermiyor oluşuna sureti haktan görünen bir mazeret üretebilir ve kendini utançtan kurtarabilir; ama kültür "pazarımızın" her zamanki demirbaş "engizitörlerini" yazarlar komitesi sıfatıyla göreve getirmiş olmasının utancından hiçbir zaman kurtulamayacak; bu utancı da, "Ölüleri Gömün skandalı"nın utancını taşıyacağı üzere, tıpkı bir Gorbaçov lekesi kadar silinmez ama Gorbaçov lekesinden çok daha kirli bir leke olarak, yalnızca hayatı boyunca değil, "ebediyen" taşıyacak. CB

***

Ayrıca bakınız: TYS'nin kongresi çok şenlikli olacak

4 Ekim 2007 Perşembe

TYS'de iktidara gelenler...

Yukarıda fotoğrafı görülen Türkiye Yazarlar Sendikası yöneticilerine oy vermedim...

Oy vermediğim yöneticiler:

Enver Ercan
Öner Ciravoğlu
Mustafa Köz
Mehrizat Poyraz
İlhan Gülek
Tevfik Taş
Nurullah Can
Nurduran Duman
Şenel Gökçe

tıkla

28 Nisan 2007 Cumartesi

Sabri Kuşkonmaz

Üzerine bir türlü sindiremediği avukatlığı sayesinde evine ekmek götürür. Zaman zaman da kıyma götürür…

Şair, denemeci, sinemacı, öykücü, eleştirmen…dir. Yüreğinin derininde sipsiye sığınmış efeler vardır. Bir gözü denize, bir gözü dağlara bakar. Yüzünün kımıltısızlığında her an bir yanardağ patlar. Hem de Türkçe…

Besam, Pen ve T.Y.S. gibi önemli kuruluşlarda sorumluluklar alan Sabri, “geyik muhabbeti”nden hiçbir zaman hoşlanmaz. O’nun bulunduğu yerde, mutlaka üretim vardır. Hiçbir şey olmazsa, “insan derisiyle kaplı anayasa” gündeme gelir…

Bulunmaz Kültür Merkezi açıldığı günden başlayarak, her anlamda Sabri Kuşkonmaz’ı yanıbaşımızda gördük. Tüm saldırılara hukuksal anlamda yanıt verme yürekliliğini göstermiş, adeta bizlere rehber öğretmenlik yapmıştır. O’nun bulunduğu zamanlar daha yürekli hissediyorduk kendimizi…

Bir çocuğun, yeni bir oyun öğrendiğinde, en yakınına gösterebilme coşkusunu sürekli olarak yüreğinde taşıyan Sabri, daha taslak durumunda olan şiirlerini bile bizlerle üleşmekten erinmez, zevk alırdı. Hala da öyle…

İki ayağımızın bir postala sığmak zorunda kaldığı günlerde, nasıl bir sonuç alabileceğini tam kestiremese de yayınevimizin “iş” yapması adına önemli yapıtlarından biri olan “Postallar” adlı kısa film öykülerini bize bastırtmıştı. Çeşitli dizgi yanlışlarına sahip olan kitabını yine de bağrına basma babacanlığını göstermişti…

Yüreğimize işlemeyen mührün gerisinde bulunan tiyatro salonunda, küçük olanaklarla çektiği kısa filmlerinde oyuncu olarak görev aldığım için çok hoşnutum. İlk yönetmenlik denemesi olan bu kısa filmler Sabri’ye önemli deneyim kazandırdı…

Gazi Mahallesi, Metin Göktepe… gibi önemli toplumsal olayların ardılı olan davalara, her türlü “tehlike”sine karşın katılan Sabri Kuşkonmaz, faşizmin her türlüsüne karşı mücadele azmiyle donanmış genlere sahiptir. Dedik ya, efe ruhlu delikanlıdır…

Hem İstanbul Barosu (zorunluluk) ve hem de Çağdaş Hukukçular Derneği’ne üyedir. Para canlısı değil, insan canlısıdır. O yüzden zaman zaman iflas aşamasına gelir. Hukuk bilgisinin dışında önemli bir parasal yatırım gerektirmeyen bir mesleğe sahip olduğundan, bir türlü iflas etme yetisini geliştiremez.

Fethiyeli Ramazan Güngör’ün hemşehrisidir. Ramazan Güngör, çok önemli bir müzisyendir. Kalan Müzik’in sayesinde ölümsüzler kervanına katılan Güngör de Sabri Kuşkonmaz’ın hemşehrisidir. Ha, bu arada, (az da olsa) Sabri Kuşkonmaz sipsi çalar. İstanbul’da kurulu bulunan Muğlalılar Derneği’ne de üye olan Sabri, çocukluğunda yaşayan bir düşbazdır…

Aynı zamanda iyi bir aşçı olduğu rivayet edilen Sabri, kötü bir “yiyici”dir. Her zaman tost yer, kuşburnu içer. Sürekli kuşburnu içmesinin etimolojik boyutunu anlamak kolaydır; bu içeceğin ilk hecesiyle, soyadının ilk hecesi aynıdır. Bu bağlamda Sabri, hececilerden sayılır.

(Bulunmaz Kültür Merkezi’nin bilinçli saldırı sonucu kapatılmasının ardından yazılmıştır, 2000)

Not: Düşüncelerim hiç değişmedi. (2007)

tıklayın: hilmibulunmaz.com

22 Ekim 2007 Pazartesi

eskiBROY 50. sayıda

Şubat 2005’te 49. sayısıyla yayınına ara vermiş olan eskiBROY Dergisi 50. sayısıyla (Ekim 2007) yayımına yeniden başladı.

“Kimlik Tasarımı ve Anayasa” adlı kapak konusuyla çıkan dergide Demirtaş Ceyhun’un “Milliyetçilikten Ulusçuluk’a Kimlik Tartışması” başlıklı yazısı, Türkiye’nin gündemine bu kavramın sokuluşunun 20 yıllık tarihini ele alırken, Anayasa değişikliğinin görünmeyen nedenleri de bu bağlamda tartışılıyor.

Seyyit Nezir’in söyleşi sorularını da yanıtlayan Demirtaş Ceyhun, Cumhuriyet’te yayımlanan yazılarının yankılarından yola çıkarak Anayasa tartışmalarında sergilediği farklı yaklaşımlarını açımlıyor.

Kemal Gülden’in “Kimlik Çatışmaları” yazısını Yetkin Aröz, Adnan Bingöl ve Muammer Akça’nın “Kimlik Tasarımı: Farklılığın Yeniden İcadı” konusunu işleyen yazıları ile Tamer İnce’nin “mahalle kavgası karakolda biter” vurgusuyla sonuçlandırdığı “Karakolda Ayna Var” yazısı izliyor...

Afşar Timuçin, Demokritos’un sözünden kalkarak, “Parnassos’da Hava Nasıl” denemesinde delilik ve şairlik ilişkisi üstünde duruyor.

B. Sadık Albayrak, “Ontolojik Sefalet ya da Tekelci Düzende Yazarın Durumu” adlı eleştirisinde, yazar ve ürünün metalaşma kıskacı karşısındaki durumunu ele alıyor.

Emre Falay, “Postmodern Dünyada İnternet, Bilgi ve Anlam Arayışı” yazısında, teknolojinin anlam dünyamız üzerindeki yıkıcı ve yok edici etkilerini vurguluyor.

Yusuf Deniz, “Ödüller ve Yanılsamalar”da ödülün niteliğiyle ödül verilenin şair olarak yönelimi arasında tutarlılık gözetilmeyişinin yol açtığı zedeleyici sonuçları tartışıyor.

Evin Okçuoğlu, Dil Bayramı’nın 75. yılı dolayısıyla yabancı dillerden sözcüklerin yazımındaki ilkesizliğe örneklerle dikkat çekiyor.

Feyza Gazneli, Sennur Sezer’in Dilsiz Dengbej yapıtından yola çıkarak savaşsız bir dünya için şiirin öncü işlevini anımsatıyor.

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan ve derginin armağanı olarak verilen Mutluluğun Gülümsemesi adlı şiir kitabı dolayısıyla İlat Yenidoğan’ın şair Ali Şerik’le söyleşisinin de yer aldığı dergide, TYS Genel Kurulları üstüne Yetkin Aröz, Seyyit Nezir ve İsmail Toksoy’un yazılarını, Bircan Coşkuner’in Attilâ İlhan’la bir anısından yola çıktığı “Aydın Yanılsaması” yazısı izliyor.

Ersan Erçelik, “Sisteme Ölülerden Eleştiri: Ölüler Ülkesi” yazısında, George A. Romero’nun filmlerini irdeliyor.

Dergideki ürünler arasında, Cafer Hergünsel’in “Kuş Sesi Çıkaran İstihbarat Anteni” ve Zühtü Kayalı’nın “Dedin” anlatılarının yanı sıra Güray Öz, Dursun Özden, Doğan Kılıçkaya, Süheyla Taşçıer, Yetkin Aröz, İsmet Alıcı, Ali Olpak, Perihan Yakar, Ali Şerik, Mustafa Işık, İlker Gören, İsmail Toksoy, Ogün Hakan, Atila Oğuz ve Hüseyin Çelikten’in şiirleri yer alıyor. Evin Okçuoğlu’nun Titos Patrikios’tan sunduğu “Son Haber” ile Ahmet Necdet ve Hamza Tanyuş’un Mevlana’dan Rübailer’i derginin çeviri şiir örnekleri olarak sunuluyor...