2 Haziran 2009 Salı

Hilmi Bulunmaz
2 Haziran 2009


Tüm çiğliklerine, tüm acemiliklerine karşın, Orçun Masatçı, önem verdiğim insanlardan biri. Masatçı’ya önem vermemin tek bir nedeni var; devrimci dille konuşması. Masatçı’nın herhangi bir sanatsal üretimine tanık olmadığım, herhangi bir oyununu izlemediğim için, sanatsal bir değerlendirme yapma şansına sahip değilim.

Masatçı, örgütlülükten yana gönül düşürdüğü için, sürekli olarak kendisine “avans verdim”; örnekse, Türkiye Tiyatrolar Birliği, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a olmadık hakaretler, iftiralar, kalleşliklerde bulunan Burak Caney’e ödül verdiğinde bile, Masatçı’ya avans vermeye çalıştım.

Neyse…

Benim tiyatro yayıncılarından açıklık ve şeffaflık istememle birlikte (Bakınız: Bulunmaz, "Anamur, Demirbaş, Demirkanlı, Güner ve Yalaz, dergilerinin tirajını açıklamak için matbaalardan aldıkları gerçek faturalarını beyan etmek zorundalar!"), hemen hemen tüm tiyatro yayıncıları, kuyruklarına taktıkları kuyruk acıları da yedeğine alarak, beni ve benimle birlikte Theope yazarı ve ülkemizin en tanınmış tiyatro profesörü Özdemir Nutku’nun iftirasına uğramış Coşkun Büktel’i, “KINIYORUZ!” başlıklı aldatıcı bir linç kampanyasıyla imha etmek istediklerinde, Masatçı da bu kampanyadaki yerini aldı. Almakla kalmadı, bir de benim ve yöneticisi olduğum Bulunmaz Tiyatro hakkında, olumsuzlayıcı bir yazı kaleme aldı. Bu yazısını da, linç kampanyasının ana sponsorlarının sitelerinde yayınlamakla birlikte, bize de gönderdi. Biz de “sıfır sansür”den yana olduğumuz için, bu yazının virgülüne bile dokunmadan hemen yayınladık.

Masatçı’nın "Hilmi Bulunmaz’a" başlığını attığı ve hiç özen göstermeyip, yazınsal emeğe değer vermediği yazısını, hem avans vermemiz ve hem de işlerimizin yoğun olması nedeniyle, ancak yanıtlayabiliyoruz.

Masatçı, diyor ki:

..........Ey emeğe değer veren tiyatro !bir kaç şey sormak isterim size. emek ve sosyalizm üzre !öncelikle linç çağrıcısı diye bahsettiğiniz ve 2 gün üst üste oyunları yasaklanan ve 3. gününde basın açıklaması yapıldıktan sonra yönetmeni ve açıklamayı desteklemeye gelen bir gsf öğrencisi gözaltına alındığında sosyalist tepki verme yetinizi mi kaybetmiştiniz. yoksa sokak tiyatrosunun yasaklanması ya da bir sanatçının gözlatına alınması sizin için yeterli derecede tepki verilecek bir olay değil mi?

Masatçı’yı değerlendirelim:

"Ey emeğe değer veren tiyatro !" diye başlaman, bizim açımızdan son derecede sevindirici. Çünkü biz, Bulunmaz Tiyatro olarak, gerçekten emeğe değer veren bir tiyatroyuz. Bizimle polemiğe girerken, "sosyalizm" sözünü kullanma zorunluluğu duyman da, sevindirici. Senden, Yenikapı Tiyatrosu’ndan ve Türkiye Tiyatrolar Birliği’nden linç çağrıcısı diye bahsetmemin nedeni, başta yalan makinesi Mustafa Demirkanlı, sansür makinesi Ertuğrul Timur, biley makinesi Ömer Kurhan olmak üzere, emeğe ve sosyalizme karşıt insanların dümen suyundan gitmeniz. Oyunlarınızın yasaklanmasına gelince, sadece sizin değil, her görüşten insanın oyunlarının yasaklanmasından yana değiliz. Ben, tiyatro yaptığım için, onlarca kez gözaltına alınıp çeşitli işkenceler gördüm. Bir zamanlar, Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü, “ikinci adresim”di. Ben gözaltındayken görmeye gelen, birkaç kişinin dışında hiçbir zaman olmadı. Bunun başat nedeni, benden hiçbir zaman böyle bir talep gelmedi. Ben, zâten yaptığım işlerin bir sonucu olarak “ikinci adresim”den emindim. Beni ve oyuncularımı, hatta izleyicilerimi gözaltındayken ziyarete gelmediler yada bu konuda kamuoyu oluşturmadılar diye, kimseyi ama hiç kimseyi eleştirdiğimi anımsamıyorum. Hele ki, emek adına, sosyalizm adına hiç kimseye serzenişte bulunmadım. Yanlış anımsıyorsam, okurlardan ve senden özür dilerim. Özetle, gülü seven dikenine katlanır. Ben, 1972 yılından bu yana tiyatro yaparak, 1989 yılından bu yana Bulunmaz Tiyatro’yu yaşatarak, kurduğu tüm kurumların baskına uğraması, mühürlenmesi, o kurumlara karakol kurulması, içindekilerin sürekli olarak taciz edilip gözaltına alınarak işkence yapılması nedeniyle, şu anda, neredeyse sanat yapamaz durumdayım. Polisin, gözaltının, mührün, işkencenin “olmadığı” yada “yetmediği” yerde de karşıma linç çağrıcıları çıkıyor. Yalan makinesi, küfürbaz, emek hırsızı Mustafa Demirkanlı, sansür makinesi, iftiracı, 3. Abdülhamid Ahmet Ertuğrul Timur, “Bileyci”, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman savunucusu, karanlık işçisi, kuş dilinden bile daha karmaşık dil olan Mimesis dili misyoneri Ömer F. Kurhan gibi “günahkârlar”, fiziksel işkencenin “olmadığı” yada “yetmediği” yerde devreye girip, devriyelik yapıyorlar. Sen de bu devriyelik yapmak için devreye girenlere, ne yazık ki “alet” oluyorsun. Senin tüm sempatik hallerine, seni sevmemi gerektiren devrimci diline karşın, seni (de) eleştirmek zorunda kalıyorum. Hem de isteme istemeye. Ne var ki, tarihe karşı sorumluluğum bunu zorunlu kılıyor!

Masatçı, diyor ki:

..........sosyalistler bilindiği üzere hayata sınıflar üzerinden bakarlar. ezilenlerin kendi kaderlerini tayin hakkı ve pozitif ayrımcılık sosyalist olmanın en önemli ayraçlarından biridir. bu bağlamda da kadın hiç şüphesiz ki kapitalizmin en fazla ezlienleri arasında gelir. ve şüphesiz ki küfür de bir erkek egemen söylem vardır. size yapılanlar anlattığınız kadarıyla çirkindir. size ya da bir başkasına küfür edilmesi tahammül edilemez bir şeydir. ama sosyalist kendine küfür edene nasıl bir karşılık verir, biçimi ne olur bunun? bir taraftan savunduğu değerleri yıkan küfüre mi sarılır ? bunu ilk kim başlattıysa başlatsın küfürün içinde kuşkusuz kadının aşağılanması söz konusudur. oysa sosyalistler kadının kurtuluşunu da kendilerinde görürler. ve yine sosyalistler toplumun öncüsü olmaya, yığınları kitlelestirmeye soyunmuşlardır. haliyle söylemlerinden çok onları var eden davranış biçimleridir. tıpkı Kazım Koyuncu'nun söylediği gibi "belki size katılmazlar ama farkındadırlar, orda biri farklı yürüyordur". işte bu sebeplerden dolayı küfüre karşı gelmek ve ona karşı savaş açmak bir sosyalistin öncelikli görevleri arasında gelir.sosyalistler kendi sorunlarına saplanıp kalmazlar. dünyayı kendi etraflarında dönüyormuş gibi düşünmezler. başkalarının yaşadığı olaylara karşı da susmaz tepki verirler. oysa dünyanın kendi etrafında döndüğünü sananlar elbette kendilerini emeğin birinci savunucusu rolüne ve sosyalist kimliğinin sahibi rolüne çevireceklerdir.

Masatçı’yı değerlendirelim:

Bana sosyalizm dersi vermeye kalkman, senin çiğliğini ve acemiliğini gösterir. Ancak, her şeye karşın, dedim ya; sendeki devrimci dili seviyorum. Sadece sosyalistler değil; kapitalistler de sınıflar üzerinden bakarlar. Örnekse, kapitalizmin çanak yalayıcısı Mustafa Demirkanlı, AKBANK çanağı yalayabilmek için finans kapitalin önünde diz çökmek zorundadır. Yine örnekse sosyalist Hilmi Bulunmaz, ne AKBANK’ın, ne Devlet Tiyatroları’nın, ne de Şehir Tiyatroları’nın önünde, asla diz çökmedi, diz çökmüyor ve diz çökmeyecek. Sen, Yenikapı Tiyatrosu ve Türkiye Tiyatrolar Birliği, AKBANK’ın önünde diz çöken yalan makinesi Mustafa Demirkanlı’yla işbirliği yaptığın için, bana sosyalizm dersi veremezsin. Sen bana sosyalizm dersi verebilmen için, öncelikle ve ivedilikle, Türkiye tiyatrosunu hızla, hem de şimşek hızıyla kirleten Demirkanlı, Timur, Kurhan gibi zavallılardan uzaklaşman gerekir. Hayat şunu dayatıyor; ya özde kirli, sözde temiz yayıncılarla birlikte olacaksın yada özde ve sözde temiz yayıncılarla, yani bizimle olacaksın. Tarih bunu dayatıyor; toplum bunu dayatıyor; en önemlisi sosyalizm mücadelesi bunu dayatıyor.

Senin küfür dediğin, benim hak edene hak ettiğini vermek dediğim konuya gelince; benim, o zamanlar 15 yaşında olan kızıma olmadık küfürler eden, kızımın kişiliğiyle oynayan alçaklara, Türkiye Tiyatrolar Birliği ödül verirken, ben de sizler gibi davranıp, o alçaklara ödül veremezdim. Hele hele Erkan Yücel’in adını asla kirletemezdim. Senin 15 yaşındaki kızına olmadık cinsel saldırılarda bulunduklarında, sen dilediğin gibi davranırsın. Kusura bakma ama ben Hazreti İsa değilim. Bir yanağıma bir tokat atana, diğer yanağımı uzatamam. Bana bir tokat atana, ben beş tokat atarım.

Masatçı, diyor ki:

..........aşağıdaki sorulara cevabınızı bekliyoruz;

Masatçı’yı değerlendirelim:

Şimdi gelelim, sorularının yanıtlarına.

Masatçı, soruyor:

..........Manisa Şehir Tiyatrosunun kapatılması karşısındaki tiyatronuzun açıklaması nedir ?

Masatçı’yı yanıtlayalım:

Manisa Şehir Tiyatrosu’yla ilgili herhangi bir bilgi bize ulaşmadı. Ancak, Internet ortamından izledik. Sadece Manisa Şehir Tiyatrosu’nun kapatılmasına değil; hiçbir tiyatronun kapatılmasından yana değiliz.

Masatçı, soruyor:

..........sokak tiyatrosunun yasaklanması karşısında tiyatronuzun açıklaması nedir ?

Masatçı’ya yanıtlayalım:

Yineliyoruz; tiyatroların yasaklanmasına karşıyız.

Masatçı, soruyor:

..........anadilde sanat üstüne tiyatronuzun açıklaması nedir ?

Masatçı’yı yanıtlayalım:

Ne olabilir ki? Tabii ki, en doğal insan hakkı. Karşıtını nasıl savunabiliriz. Herkes anadilinde sanat yapabilmeli.

Masatçı, soruyor:

..........sanatçıların gözaltına alınması hakkında tiyatronuzun açıklaması nedir ?hangi sosyalist eylemde dayanışma gösterdiniz ?

Masatçı’yı yanıtlayalım:

Sekiz yaşımdan beri çalışmak zorunda olmam, sosyalist eylemliliktir. On yedi yaşımdan beri tiyatro yapmam, sosyalist eylemliliktir. Yirmi yaşımdan beri, legal-illegal mücadele içerisinde bulunmam, sosyalist eylemliliktir. 12 Eylül Faşizmi döneminde gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra aylarca işkence görmem, sosyalist eylemliliktir. 1 Mayıs 1989 tarihinden bu yana Bulunmaz Tiyatro’yu, tüm işkencelere karşın ayakta tutmam, sosyalist eylemliliktir. Kültür Bakanlığı çanağını birkaç yalamak zorunda olmam (bok yemem) dışında bu çanağı sürekli olarak yalamamam, sosyalist eylemliliktir. Efes Pilsen tezgâhtarlığı yapmamam, sosyalist eylemliliktir. Lions ödülleri almamam, sosyalist eylemliliktir. Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Ömer Kurhan gibi tiyatro kirleticilerine karşı savaşım vermem, sosyalist eylemliliktir. BEKSAV, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, Tohum Kültür Merkezi, Mezopotamya Kültür Merkezi, Emek Kültür Merkezi, GESAM, Çağdaş Sanat Merkezi, Alternatif Kültür Merkezi gibi kültür kurumlarıyla birlikte, Bulunmaz Kültür Merkezi olarak, Kültür Merkezleri Platformu’nu kurup, kapitalist ve faşist kültüre karşı mücadele vermem, sosyalist eylemliliktir. MuM kültür-sanat dergisini, Sevi şiir dergisini, Burun karikatür ve mizah dergisini, Görsel İzdüşüm dergisini, OYUN dergisini, Günebakan dergisini yayınlamam, sosyalist eylemliliktir. İnsancıl dergisinde, Gündem gazetesinde, Gerçek-Sanat dergisinde, Berfin-Bahar dergisinde ve daha onlarca yayın organında yazmam, sosyalist eylemliktir. Yüzlerce, neredeyse binlerce oyuncu adayıyla tiyatro çalışması yürütmem, sosyalist eylemliliktir. Onlarca oyun yönetmem, sosyalist eylemliliktir. Yazar yetiştirmem, sosyalist eylemliliktir. Hemen hemen tüm oyunlarımızı ücretsiz olarak sunmam, sosyalist eylemliliktir. Üç kitap sahibi olmam, sosyalist eylemliliktir. Yağlıboya resim yapmam, sosyalist eylemliliktir. Onlarca kitap basın Bulunmaz Yayıncılık sahibi olmam, sosyalist eylemliliktir. Binlerce, belki on binlerce şiir yazmam, sosyalist eylemliliktir. Yüzlerce video çekip, halkı aydınlatmam, sosyalist eylemliliktir. Birçok Internet sitesi yayınlamam, sosyalist eylemliliktir. İnsanları, örgütlü mücadeleye özendirmek için; Amatör Tiyatrolar Çevresi, Amatör Tiyatrolar Birliği, Türkiye Tiyatrolar Birliği gibi örgütlerin haberlerini yayınlamam, sosyalist eylemliliktir. Atılım, soL gibi gazetelerden haber alıp yayınlamam, sosyalist eylemliliktir. Sorun Yayınları Kolektif’in “Sanat Cephesi”ne omuz vermem, sosyalist eylemliliktir. Okurlara, sosyalist yazarları önermem, sosyalist eylemliliktir. Maksim Gorki’nin izinden gitmem, sosyalist eylemliliktir. Lenin Yoldaş’ın fotoğrafını, sitemde ve dergimde baş tacı yapmam, sosyalist eylemliliktir. Halkın Yolu’ndan yürümem, sosyalist eylemliliktir. En önemlisi, hiç de zorunlu olmama karşın, her gün on üç saat çalışmam, sosyalist eylemliliktir.

Masatçı, soruyor:

..........5 mayısta herkesi dayanışmaya çağırdığımız basın açıklmasında neredeydiniz ?

Masatçı’yı yanıtlayalım:

Devrim yapmak, sosyalist olmak için, illa ki sizin yanınızda olmak zorunda değilim. Nasıl ki, siz linç çağrıcılarının kuyruğuna tutunduğunuzda, ben de aynı kuyruğa tutunmadığım gibi.

Masatçı, soruyor:

..........taksim nerede biliyor musunuz ?

Masatçı’yı yanıtlayalım:

Taksim’in nerede olduğunu bildiğimi biliyorum. Ancak sen; Demirkanlı, Timur ve Kurhan’ın hangi taksim’atla, neyi böldüklerini biliyor musunuz? O kapitalist gönüllülerin, hangi solu, hangi sağa teslim etmek için, ne hinoğlu hin hesaplar yaptıklarının farkında mısınız?