TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

15 Mayıs 2009 Cuma

ÇÖP ADAM TİMUR'UN ÇÖP KUTULARI!

TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 1
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 2
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 3
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 4
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 5
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 6
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 7
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 8
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 9
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 10
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 11
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 12
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 13
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 64
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 65
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 66
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 67
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 68
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 69
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 70
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 71
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 72
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 73
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 74
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 75
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 76
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 77
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 78
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 79
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 80
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 81
Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın kankası, Burak Caney ruhlu Vandal Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) dayanılmaz çöp kutusu / 82
TİMUR'UN DİĞER ÇÖP KUTULARI

25 Mart 2009 Çarşamba

KURHAN'IN ÇÖP KUTUSU / 1

Tiyatrom’un Kapanması Ne Anlama Geliyor?


Ömer F. Kurhan
25 Mart 2009


Daha önce sıra dışı ve esin verici bir tiyatro sitesi olarak Tiyatrom’un kapanmasını ele alacağımı söylemiştim. Bu sözümü biraz gecikmeli olarak bu yazıda yerine getirmeye çalışacağım.

Ertuğrul Timur 2008 Mart ayında Tiyatrom’u kapatmaya hazırlanırken yedi tane yazı yayımladı. Kapanışın ilan edildiği hafta her gün bir yazı yazıldı. Bunlar “VEDA SAYISI”nda yayımlandı ve www.tiyatrom.com/index3.htm linkinden ulaşmak mümkün.

Bu yedi yazının ilkinde, Bulunmaz-Büktel ikilisinin Tiyatrom’a dönük bıktırıcı saldırılarının kapanmada belirleyici olmasa da yıpratıcı bir faktör olduğunu belirtildi. Fakat asıl şikâyet konusu bu saldırı karşısında tiyatro çevrelerinin duyarsızlığı ve müdahaleden uzak durmaları.

Temel faktörler ise ikinci yazıda açıklanmış: “Ekip kuramadık. Dışardan yazı röportaj yollayan sayısı arttı ama bu ekip anlamına gelmeyen eklektik katkılardı ki, işi azaltmak bir yana bana düşen işi daha da arttırıyordu.”

Aynı yazıda dönemsel olarak Türkiye tiyatro ortamının açmazlarına vurgu yapılmış ve sadece Tiyatrom’u kapatmak değil, tümden tiyatro ortamından çekilmek gibi bir tavır sergilenmiş: “Ve hepsinden önemlisi de… bu ilk siteyi açıştaki amaçlarımı düşününce çok da güvencim kalmadı tiyatro dünyasına.”

Tiyatrom’un kapanış tarihinin 27 Mart Dünya Tiyatro Günü olarak tespit edilmesini, bir uyarı ve protesto olarak okumak mümkün.

Bugün, Üstün Akmen gibi pozitif enerji yaymaya çalışan tiyatro eleştirmenleri dahi Türkiye tiyatrosuna dönük gelecek endişesi içinde olduklarını açıklamak zorunda kalıyorlar. Bunlar Tiyatrom’un kapanışını doğrulayan çıkışlardır: 2000’lerdeki tiyatro patlaması ne aydınlanma ne de politik duyarlılık adına pek bir şey vaat etmiyor. Dolayısıyla, Tiyatrom devam etse bile yine bir ekip kurulamayacak ve organik geri besleme kanalları açılamayacaktı.

Ortada ciddi bir kirlenme ve nitelik sorunu var. Bundan en fazla geleceği temsil eden genç kuşaklar etkileniyor ve sadece bugün değil, yarınlar da riske atılıyor.

Benim bu konudaki görüşüm yıllardır bellidir: 2000’lerdeki tiyatro patlamasına entelektüel ve politik yaratıcılık eşlik etmedi. Tiyatrom’un kapanması da bu olgu ile doğrudan bağlantılıdır. Hâlâ ihtiyaç duyulan, aydınlanma ve politik duyarlılık adına yaratıcı ve öncü dinamiklerin örgütlenmesidir.

Tiyatrom’un sekiz yıllık tiyatro yayıncılığı deneyiminin karşı karşıya kaldığı açmaz sübjektif değildir. Bir şekilde zaten çürüdükçe çürüyen sisteme adapte olmalar, yenilenme adına ithal ikameci “yenilikler” peşinde koşmalar, siyasal tiyatro adına nostaljik anma ve kutlamalar ya da sol tiyatro adına ulusalcılaşıp AKP’ye yüklenir gibi yapmalar gerçekte çözüm değildi ve olamadı.

Tiyatroların çeşitlenmesi de sayısı da arttı, ama kültürel-politik bir nitelik sıçraması kaydedilemedi. Tiyatrom da bu nicelik patlamasına ayna tutmak zorunda kaldı. Kültürel politik bir duruşla gündeme müdahil olmaya ya da gündem yaratmaya kalktığında, hiçbir zaman yeterli katılım ya da desteği bulamadı.

Tiyatrom, Ertuğrul Timur’un “tek kişilik örgüt” gibi denilen olağanüstü performansı sayesinde dinamik ve öncü bir değişken olmayı başarmıştı. Fakat genel tavır şudur: Bir yayın organı çıksın, orada tanıtımımız yapılsın, yazıyorsak arada sırada yazılarımız da yayımlansın, ama bu yayın organına nitelik kazandırmak için oturup uğraşmaya ne vaktimiz ne de enerjimiz var.

Tiyatro yayıncılığına toplumsal aydınlanma işlevi yükleme ve kapsamlı bir şekilde tiyatro sanatıyla geri besleme ilişkisi kurma sorunları her zaman gündemde kalmaya devam edecektir. Sorun oturup gerçekten bu meseleyi ele almak ve ona göre bir yol tutturmak.

Bu işe gerçekten kimler istekli ve bir şeyler yapma uğraşında; en başta onların bir araya gelip konuşmaya başlaması, hedeflerin de ona göre belirlenmesi lazım.

Tiyatrom kapanırken şu söylense daha iyi olabilirmiş: Ben hâlâ buradayım; bu işi gerçekten paylaşarak ve hakkını vererek yapmak isteyenler öne çıksın.

Şahsen ben Tiyatrom’un sekiz yıllık tiyatro yayıncılığı deneyiminin sonlandırılmasını bir meydan okuma olarak değerlendirme eğilimindeyim.

mailto:fkurhan@gmail.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Teatral Kirlenmenin Önüne Geçilmesinde Kamusal Ciddiyet Esastır
Eski Tiyatrom Editörü Ertuğrul Timur’a Bir İtiraz ve Çağrı
Tiyatro Yayıncılığına Kısa Bir Bakış

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı'nın tiyatrodergisi.com.tr sitesi)

***

Bir Sansür Balonu

Tiyatro alanında sık sık söylentiler ortaya atılır. Bunların kamusal olarak ne kadar ciddiye alınıp alınmayacağını bir yerde basın yayın organlarına taşınması ve tartışmaya değer bulması tayin eder. İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda Sönmez Atasoy’un Yahya Kemal’i konu alan “Kendi Gök Kubbemiz” adlı eserinin sansüre uğradığı iddiası, ilk defa 5 Mart 2009 tarihli “Bayram Değil Seyran Değil… Şehir Tiyatrosu Yahya Kemal’i Niçin Öptü?” yazısıyla Nedim Saban tarafından ortaya atıldı. Ve uzun süre gündemde kaldı. Ben bu tartışmaya giderek külleniyor gözüyle bakıyordum. Fakat Tiyatro Dünyası’nda yazmaya başlayan Rıfkı Demirelli ısrarla sansür iddiasını gündemde tutuyor. Bu bir bakıma iyi oldu. Nedim Saban ve Rıfkı Demirelli’nin yazıları tiyatro alanında olup bitenler karşısında ilkesel yaklaşımın nasıl da kolayca aşınabildiğini gösteriyor. Yahya Kemal’in bir şiirinin “Kendi Gök Kubbemiz” oyunumdan çıkarılmasının yazarın iradesini çiğneyen bariz bir metin sansürü olmadığını daha en başta anlamıştık. Sansür edildiği söylenen şiirin gösteriye sonradan eklendiğini ve 2008-2009 sezonu gösterimlerinden çıkarıldığını da biliyoruz. Bu noktada merak edilen, bu çıkarma işleminin gösteri kadrosuna dışardan zorla dayatılıp dayatılmadığı oldu. Fakat açıklamalar gösterdi ki böyle bir durum yok. Bu durumda hâlâ Yahya Kemal’in şiiri sansür kurbanı oldu diyebilir miyiz? Daha da önemlisi, bu iddiayı ortaya atanların dönüp bu konuda yanıldık ya da yanıltıldık demeleri gerekmez mi? Fakat böyle bir açıklama yok. Aksine İ.B.B. Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’nin örtülü bir diktatörlük kurduğu ve gösteri kadrosunun buna boyun eğdiğini ima eden ısrarlı söylemler var. Yani sansür iddiası komplo teorileriyle sürdürülüyor. Bu durumda, sansür iddialarına ev sahipliği yapan Tiyatro Dünyası’nın editöryal çizgisini sorgulamak kaçınılmaz hale geliyor. Tamam, Tiyatro Dünyası, Yahya Kemal’in sansüre uğradığı iddiasını bazı yazarlar aracılığıyla az çok gündemleştirdi. Fakat artık işin habercilik kısmına odaklanarak bir sonuca ulaşması gerekmiyor mu? Ortada kanıt diye sunulan belgeler, yazılı beyanlar, köşe yazıları vs. var, ama Tiyatro Dünyası şöyle ya da böyle bir sonuca ulaşamıyor. Söz konusu olan sanatsal, felsefi ya da kültürel-politik görüş ayrılıkları olsa bu durumu tuhaf karşılamak yanlış olur. Fakat söz konusu olan evrensel bir ilke olan ifade özgürlüğü ile ilgili. Bu durumda İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nı sansür şaibesi altında bırakmak sıradan bir eylem olarak kabul edilebilir mi? Tiyatro camiamızın sorunu şu: Evet, yer yer ilkesel çıkışlar yapılabiliyor. Örneğin Akşam gazetesi yazarı Aykut Işıklar İsrail katliamcılığını da kullanarak Nedim Saban’a Yahudi karşıtı ırkçı ifadelerle yüklendiğinde, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin öncülüğünde bir protesto gerçekleştirildi. Pek düzgün organize edilemese de, bir imza kampanyasıyla daha geniş kesimlerin protestoya katılımını sağlayan bir çıkış da yapıldı. Fakat benim istisnai bulduğum bu tip çıkışlar şu gerçeği değiştirmiyor: İlkesel aşınmalar hep ağır basmakta, söylenti ve dedi kodu kural haline gelmektedir. Yahya Kemal sansür edildi iddiasının, İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda bitmesi beklenmemesi gereken iktidar çekişmelerinin ürünü olduğunu söylemek mümkün. Bu tavır, etik ve hukuki denetimden yoksun iktidar savaşlarına prim verdiği ölçüde teatral kirlenmeyi de teşvik ediyor. Bu arada ciddiyetle üzerine gidilmesi gereken vakalar da gümbürtüye gidiyor. Bu sadece profesyonel tiyatro bölgesinin sorunu değil; amatör” ve muhalif denilen tiyatro bölgelerine bakıldığında da benzer olaylar yaşanıyor. Her yerde olduğu gibi İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda da iktidar çekişmelerinin yaşanması doğaldır. Fakat bu oyunun kurallarının olması gerekir. Örneğin iktidar çekişmesinde sansür bir araca dönüşüyorsa bu kabul edilemez. Aynı şekilde, temelsiz bir şekilde sansür iddialarının ortaya atılması da kabul edilemez. Bu tip yaklaşımlar daha doğru alternatiflerin üretimine değil, kirlenmeye hizmet eder. Daha önce çeşitli vesilelerle İ.B.B. Şehir Tiyatrolar çatısı altında yaşanan “Yedi Tepeli Aşk”ın bir sansür dayatması yaşadığını dile getirmiştim. Aynı dönemde çeşitli hassasiyetler nedeniyle açıkça gösterimi engellenen başka oyunlar da vardı. Niçin bunlar değil de “Yedi Tepeli Aşk” gündemi öne çıktı? Pekiyi çıktı da ne oldu? Tiyatro camiamız gümbür gümbür bir muhalafetle sansür dayatmasına, nihayetinde bu dayatmaya boyun eğilmesine ve oradan da başka engellemelere mi odaklandı? Mesele şu: Mevcut İ.B.B. Şehir Tiyatroları yönetiminin bir şekilde yıpratılıp iktidardan düşürülmesi gerekiyor. Bu nedenle yönetimin ölümcül hatalar yapması gerekiyor. Öyle ki, yeri geldiğinde sansür balonu uçurmakta sakınca görülmüyor. Evet, iktidarı ala aşağı etmek gibi bir istek ve hararet olduğu kesin; ama yerine ne koyacaksın ya da alternatif olarak neyi öneriyorsun, öneriyorsan niçin harekete geçmiyorsun belli değil. İktidar düşsün bir, sonrasına bakarız. Durum aynen yüksek siyaset sahnesinde olan bitenlere benziyor. Türkiye’de CHP ne kadar muhalefetse, Orhan Alkaya karşıtları da o kadar muhalefet. Olur olmaz itiraz et; gerisi tufan… Pekiyi Alkaya AKP mi? O da değil. Öyleyse bu olan bitenlerin anlamı ne? Geçenlerde Tiyatro Dünyası editörü Can Törtop’un Genco Erkal’la yaptığı söyleşinin ses kaydını dinledim. Genco Erkal’ın bir tespiti dikkatimi çekti. Uzun süre Dostlar Tiyatrosu genç seyircilerle buluşmakta zorlanmış. Fakat Beckett’in “Oyun Sonu” adlı eseri sahnelendiğinde arzulanan buluşma bir şekilde gerçekleşmiş. Doğrudur; tiyatro alanında dünya ve memleket meselelerini biraz ciddiye alan ve açmazlar karşısında umutsuzluğa kapılan gençler absürd tiyatroya yöneliyorlar. “Umurum mu?” demeye çalışanlar ise yine Genco Erkal’ın deyimiyle “kakara kikiri”lerle oyalanıyorlar - ki bu trend “Recep İvedik” fenomeniyle tavana vurmuş durumda. Yani ortada dünyayı değiştirmek isteyen belirgin bir gençlik dinamiği yok. Bir adım daha atarak, değişimi ve aydınlanmayı teşvik eden güçlü entelektüel çevreler var mı, bir de onu sorgulamak lazım – ki bu genç nesilleri aşıp da gençlerden şikayet edenleri bağlayan bir sorun. İ.B.B. Şehir Tiyatroları hakkında dönen tartışmalar da absürdizm ve kakara kikiri’ler arasında bir yerlerde dönüyor. Bu açmazın üstesinden gelmenin yolları var elbette. Bir tanesi de örneğin sansür ile sansür balonu arasındaki ayrımı gözetmek ve ona göre tutum geliştirmek.

Ömer F. Kurhan fkurhan@gmail.com

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Tiyatrom’un Kapanması Ne Anlama Geliyor?
Teatral Kirlenmenin Önüne Geçilmesinde Kamusal Ciddiyet Esastır
Eski Tiyatrom Editörü Ertuğrul Timur’a Bir İtiraz ve Çağrı
Tiyatro Yayıncılığına Kısa Bir Bakış

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı'nın tiyatrodergisi.com.tr sitesi)

***

TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 1
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 2
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 3
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 4
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 5
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 6
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 7
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 8
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 9
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 10
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 11

***

DEMİRKANLI'NIN ÇÖP KUTUSU / 1

***

Çöp Biraderler; Yalancı Mustafa Çöp, Sansürcü Ahmet Ertuğrul Çöp, Karanlık İşçisi Ömer F. Çöp, aynı çöplükte buluşup seri iftira imâlatına başladılar!

23 Mart 2009 Pazartesi

DEMİRKANLI'NIN ÇÖP KUTUSU / 1


Okurlarla Bulunmaz Vesile İle Paylaşım

Hilmi Bulunmaz,zaman zaman amatör videosunun karşısında “döktürüyor”, geçenlerde yine böyle bir video kaydının başlığında adım olduğu için (Her zamanki gibi hakaret içeren) videoyu sabırla izledim. Bu vesile ile kısa notlarla okurlarla da bazı konuları paylaşmak istedim, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bu kuyumcu arkadaşın belki kafasını karıştırdığı birkaç okur vardır, onlar için gerçekleri paylaşmak istedim. 1. Tiyatro… Tiyatro… Dergi’sinin aldığı reklama yönelik, reklam aldığı için yayın yaptığını iddia ediyor bu amatör tiyatrocu ama soyut söylemleri dışında herhangi bir örneği yok, her zaman olduğu gibi. Zaten kendisini Sosyalist olarak lanse etmeye çalışan bu şahsın slogan düzeyinin ötesinde hiçbir konuda da bilgisi olmadığı çok aşikar. O örneklememiş, ben örnekleyeyim: a. 2000 yılında, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü İ. Rahmi Dilligil’in basında “1. Perde Operasyonu” olarak adlandırılan operasyon Tiyatro… Tiyatro…’nun ortaya çıkarttığı bir olaydır. O sırada da Devlet Tiyatroları’ndan reklam alıyorduk, tabii kesildi. Yani reklam için gazetecilik görevimizi ertelemedik. aa. Öncesinde İ. Rahmi Dilligil, Oyun yazarı Cuma Boynukara’yı aracı kılarak, her ay 3.000 dergi alma önerisinde bulundu, kabul ettik, abone servisimizi arasınlar indirim de yapar arkadaşlar, dedik. Yani, reddetmiş olduk doğal olarak. Diyaloga bile girmedik. (Haa bu arada abone servisi ve diğer bütün servisler toplam 2 kişiden oluşuyordu.) 2. Zamanın Bakanı İstemihan Talay devreye girerek, Oyun Yazarı Refik Erduran’ı aracı kılarak Dergi’ye maddi destek yapma isteğini iletti, kabul ettik, kendilerine basını davet ederek teşekkür plaketi de verebileceğimizi aktardık, çok mutlu olduğumuzu yineledik ama telefon kapanırken “Refik Ağabey, Sayın Bakan’ın yayın politikamıza müdahale etme gibi bir umudu yok değil mi?” diye soruverdik. Sonrasında arayan olmadı, biliyorduk zaten, bu yanıtı da bilmeden vermedik. a. Peki ne oldu? Kültür Bakanlığı desteğinde gerçekleştiriliyor olan, “1. Uluslararası İstanbul Çocuk Tiyatrosu Festivali ve Eğitim Programı” ve “1. Türkiye Çocuk Tiyatrosu Kurultayı”na verilen destek, projeler yürürken kesildi, tamamladık. Kesilen destek 60.000 dolardı. Dergi battı, uzun süre evimden çıkarttım. Cihangir’deki 3 katlı minik bir evimi sattım ama borçları hâlâ bitiremedim, aradan 9 yıl geçmesine rağmen. Bu durum kimseyi ilgilendirmez tabii ki, sadece kuyumculuk mesleğini icra edip, ev, araba vb yaşamsal gereksinimlerini karşılayıp, yetmedi bir de Devlet Desteğine başvurarak yıllarca devletten oyun yapacağım diye para alan Hilmi Bulunmaz’ın bilgisi olsun diye aktardım. Bulunmaz, biz yıllarca gizlediği bu gerçeği kamuoyuna açıklayınca, ne kadar acı çektiğini, kendini sözüm ona aşağılayarak savunduğunu sandı, oysa bu kadar acı çeken biri, gece rüyalarına girip uyku uyuyamayan bu kişi ilk önce, hata yaparak aldığını iddia ettiği desteği iade eder, önce bu yükten kurtulur önerisini yaptık, ama tıss yok, olmayacağını da biliyorduk zaten, o sadece dizilerde oynayanlara hakaret eder, biz ilan alıyoruz diye demediğini bırakmaz. Genel karakteridir. 3. Nurullah Tuncer’in ilk Sanat Yönetmeni olduğu dönemde, yardımcısı Kemal Kocatürk aleyhlerinde yayın yapıyoruz diye görüşmeye davet etti, gittim, şikayetlerini sıraladı, dinledim, sonrasında parmağını kaldırarak; “Kim patron herkes öğrenecek.” dedi , güldük, yapacağı tek şey vardı onu yaptı, ilanları durdurdu. Biz yolumuza devam ettik. 4. Tiyatro… Tiyatro…’nun ilk sayısından bu yana derginin içinde olan, bir dönem Yayın Yönetmenliğ’ni de yürütmüş olan Orhan Alkaya’nın göreve atandığı zaman göğsümü gere gere tabii ki yanında olduk, inandık ama ne zaman yanlış yaptı, gerek dergide gerekse de portalda eleştirilerimizi yöneltmekten bir an olsun geri durmadık. Belki Hilmi Bulunmaz hoşnut olmamıştır dilimizden, eleştirimiz içinde hakaret olmaması tatmin etmemiştir Bulunmaz’ı, ama ne yapabilirim ben eleştiri ile küfür, hakaret arasında fark olduğunu düşünüyorum. (Tüm bu anlattıklarım dergi arşivinde vardır, zamanında yayınlanmış bilgilerdir.) Yeri gelmişken: a. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğu için sürekli yanlış yorum yapıyor Bulunmaz, okurlarını ve yakınındaki gençleri yanıltıyor. aa) Devlet Kurumları ilanlarını Basın Yayın Genel Müdürlüğü aracılığıyla verirler, bu yasa gereğidir. Basın Yayın Genel Müdürlüğü’nün bir yayın organını listesine alabilmesi için 2 aylık dergilerin 6 sayı ara vermeksizin yayınlanmış olmaları gerekir, diğer periyotlar için farklı süreler vardır. Sürekli, “neden Tiyatro… Tiyatro…’ya reklam veriyorsunuz da Yeni Tiyatro’ya vermiyorsunuz?” diye haykırıp durdu Bulunmaz, aklı sıra eşitlik adına muhalefet yaptı ama bu tavrı bilgisizliğinden olduğu kadar Tiyatro… Tiyatro…’ya öfkesindendi. Yeni Tiyatro Dergisi 6 aylık periyodu aşınca listeye girdi ve ilanlarını alabilir konuma geldi, alıyor da, alması da gerekir. Bulunmaz’ın bu tavrı gerçekten eşitlik adına mıydı? bb) İ.B.B. Şehir Tiyatroları, Bulunmaz’ın yine bilgisizliğinden ve öfkesinden kaynaklanan iddiasındaki gibi 2 dergiyle (Tiyatro… Tiyatro… ve Sahne) yıllık anlaşma yapmamaktadır, hiçbir dergiyle yapmamaktadır. Her ay ilan verip veremeyeceğini belirlemektedirler. Bu konuda da bilgisiz olduğu için, yine okurlarını yanıltmakta, ama zaten Bulunmaz’ın esas derdi okura doğru bilgi vermek değil, doğru veya yanlış hiç önemli değil, şahsıma ve dergiye saldırmak, küfretmek için bir neden yaratmak, hiçbir şey bulamazsa dergideki tashihleri ele alır yine karalayacak bir şeyler buldum diye avunur. cc) Bu ay (Mart 2009) İ.B.B. Şehir Tiyatroları, hiçbir dergiye (Milliyet Sanat dahil) ilan vermedi, bütçe Belediye’den onaylandığı için, onaylanmadı yanıtı bize de geldi. Peki, Tiyatro… Tiyatro…’da ki ilan neyin nesi? O ilanı ücretsiz olarak yayımladık, bilgilenme hakkınızı kullanarak Basın İlan Kurumu İstanbul Şubesi’ne başvurabilirsiniz. Size gerekli yanıtı, belgeleriyle verirler. 5. İlan aldığımız tüm tiyatro kurumlarının oyunlarına yönelik olumlunun yanı sıra olumsuz eleştiriler de dergi arşivinde durmakta, zaten yayın yönetmeni eleştirmenlerin hiçbir sözcüğüne müdahale etmemektedir, arzu ederseniz arşiv herkese açıktır, isteyen, istediği kadar çalışabilir, özellikle tek yanlı olarak sadece Bulunmaz’ı dinleyen genç beyinler.. 6. Özel kuruluşlarla –pek işimiz olmaz ama- ilan aldığımız için kayırdığımıza da örnek verebilirsiniz, siz bu örneği bulamazsınız ama ben size tersi örneği vereyim. Yapı Kredi Sigorta yıllardır, Nisan ayında (Afife Tiyatro Ödülleri) arka kapağa reklam verir ama ben kendi yazılarımda zaman zaman sert eleştirilerimi yayınlayıp yayınlamamayı düşünmedim bile, ama Yapı Kredi Sigorta eleştirilerimi okudu, yararlandı veya bir kenara attı bilemem ama ilanı keserim demedi, kesmedi de. 7. Şişli Belediyesi “Muhsin Ertuğrul Ödülleri” ile ilgili arka kapağa ilan verdi, dergi baskıya girmek üzereyken bu tören olduğu için, sadece sonuçları haber olarak verebildik, portalda işlendi, eleştiriler yapıldı -ki en ağırı Yayın Kurulu Üyemiz Üstün Akmen tarafından yapılmıştır- bu sayıda ele alınacak, gerekli eleştiriler yapılacaktır ama lütfen hakaret ve küfür edecek miyiz diye beklemesin Bulunmaz ve yakın mesai arkadaşları , sadece eleştireceğiz, seneye reklam verirler mi vermezler mi diye de düşünecek kimse yok aramızda. 8. Bu sayı neden daha fazla reklam var, onu da açıklayayım; eşim (Tekstil tasarımcısıdır.) işsiz kaldı epey bir süredir, bu kriz ortamında iş bulma umudu da azalınca, derginin reklam müdürlüğünü üstlendi, pek iyi gidiyor, umarım kendi rekorumuzu kırar bir süre sonra. (Rekorumuz 24.5 sayfaydı, ilan olarak.) 9. Kendi profesyonel işi altın ticareti ve elmas kalemleri olan bu şahsı bizim aldığımız reklamlar neden bu kadar ilgilendiriyor bir türlü anlamadım. Ben hobi olarak yapmıyorum ki bu işi, bu iş benim profesyonel mesleğim, keşke ben de kapitalizmin temel metası olan altınla ilgilenebileydim de, elmas kalemleri ihracatı yapabilseydim de tuzum kuru olarak göbeğimi kaşıya kaşıya konuşup, (Bu sadece bir anlam yüklenerek söylenen bir laf değil, video kaydınızdan aklımda kalan görüntüler.) kayda alıp yayımlayabilseydim. Emperyalizmin ağababalarının eşlerine veya sevgililerine sunacakları hizmeti sunabilseydim ne iyi olurdu. Konuştuğum, konuşurken hakaret ettiğim alanda hiçbir üretim yapmadan sadece sanal kahramanlık yapabilseydim ne güzel olurdu. 10. Şu Peter Brook meselesini daha ne kadar kullanacak bu kuyumcu acaba? Ofisime geldi anlattım, bizi Peter Brook’u tanımıyor olarak suçlamasını, Peter Brook’la yapılmış söyleşinin yayınlandığı (Deri için yapılmış söyleşi, çeviri değil) ve kapakta Brook olan sayıyı gösterdim. Hataları bu kadar diline pelesenk etmeden önce 5 sayı olarak çıkarttığı “Oyun” dergisine bir daha baksa, oradaki tashihleri saysa. Sanırım yakın arkadaşının, Coşkun Büktel’in, özensiz bir dergi diye eleştirdiği ve “Ben bu oyunda yokum” diye de bir yazı yazdığını hatırlasa. 11. Bu son olsun, sizi daha fazla sıkmayayım, bu yeteneksiz (tiyatro anlamında) ama kapitalizmin, sadece kapitalist olmak isteyenler sonsuz olarak sunduğu olanaklarla var olabilen bu iş adamı neden her şeyi kendinden menkul sayıyor? Dergi’deki bir tashihi gördüğünde, ilk gören ve uyaran kendi olduğunu düşünecek kadar narsist bu adamı tek yanlı dinlemeyle bilgilendiğini sanan genç beyinler ne yazık ki bu adamın söylediklerini gerçek sanıyor. Bu kapitalist, kapitalizmin en diri mesleğini icra eden Kuyumcu Bulunmaz daha dergiye ulaşmadan biz dergiyi kırmızıya boyamış oluyoruz bile, düzeltme gerektirenleri de bir sonraki sayıda düzeltiyoruz. Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün ama gerek yok, fakat bir şey isteyebilirim bu kapitalist kuyumcudan; inanç olarak değil, umarak değil, hıncını kusması için değil, somut örneklerle Tiyatro… Tiyatro…’nun ilan aldığı için herhangi bir olayı görmediğini, para karşılığı gözlerini yumduğunu önce kendine sonra bize gösterebilir mi acaba? İşte 200 sayı arşivde duruyor. Bu kapitalist kuyumcu orada, biz ve dergi arşivimiz de burada. Not: Bu yazıya, kapitalizmin ilk yeşerttiği mesleğinin sahibi Hilmi Bulunmaz değil satı satır, genel olarak bile yanıt vermeyecek. Peki, ne yapacak? Bana ve dergime yaptığı ve yapacağı hakaretlerle kendini haklı kıldığını sanacak, Show yaparak gözlerini boyayacak kendini gerçek biri sanan insanları, önemli olan etrafındaki genç beyinler de buna inanacak, acı olan bu. Onlar da yavaş yavaş Burak Caneyleşecek, ustam dedikleri o korkak ve sinsi birinin var olma çabasının birer aktörü olacak

Mustafa Demirkanli


***

Sorum Basit: “Evet” ya da “Hayır”. Hangisi?


Mustafa Demirkanlı
23 Mart 2009


Büktel’i Her şeye Rağmen Adam Sanırdım

Kendilerinden menkul dürüstlük anlayışları iflas etti sananlar, iflasın ne olduğunu bilmiyor demektir. Rezil olduklarını düşünenler bu ülkede her şey olunur ama rezil olunmaz’ı bilmiyorlar demektir. Ertuğrul Timur, Tiyatro Dergisi’ni ve beni bu süreçte savunma ihtiyacı duymuş ve bir yazı ile meseleyi toparlamış, sağ olsun. Ama gerek yok, yazı ile, laf ile, söz ile bu ikiliye hiçbir şey anlatılamaz, gerek de yok, onlar zaten kendilerini anlatıyorlar, “geri zekalıların bile anlayacağı” bir biçimde. Onun için yapılması gereken tek şey son on günün yazışmalarına bakmak.

Ertuğrul Timur, Tiyatrom’un yayınına son verdikten sonra, tiyatrodan elini eteğini çekti, doğru da yaptı. Bir yıl sonra Bulunmaz&Büktel ikilisi saldıracak kimseyi bulamadıkları bir süreçte –ki onların tek besini birilerine saldırmaktır, tek başına kendilerini ifade edemezler- Timur’a sataştılar, Timur çok az tanık olduğum öfkesiyle, saldırılarının her birine detay detay yanıt verdi. Takip edenlerin bildiği gibi, Timur’un cevap haklarını engellediler, engellemekle kalmadılar “Çöp kutusu” icat edip yazılarını oraya attılar, akıllarınca aşağıladılar. Bizim yapmamız gereken, gerek Timur’a gerekse de aynı terbiyesiz ve seviyesiz tavra maruz kalan İATP-G’ye ve/veya Ömar F. Kurhan’a portalımızı açmaktı, açtık. Sonrasında neler oldu? Aşağıda aktaracağım.

Timur, bu ikilinin faşizan baskılarına boyun eğmedi, kamuya açık ve video kaydına alınacak tartışmaya davet etti, sonucu da belirterek.

“Size yanıtım buyurun seyircili bir salon ortamında yüz yüze polemiğe!
Sinsi ya da açık sansürün olamayacağı tek alana davet ediyorum!
Söz veriyorum masanın altında bana destek veren olup olmadığına bakmanıza da izin vereceğim!

Şunu da hemen belirteyim ki sizin böyle bir cesaretiniz olduğunu sanmıyorum.”

Tabii ki böyle bir cesaretleri yoktu, yanıt bile veremediler, sonrasında Bulunmaz bir video show’unda teke tek yapalım demiş, mahcup bir şekilde. Büktel de üzerine atlayıverdi.

Saçma sapan yazılar, savlar ileri sürdü:

Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un net olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili şartımızı yerine getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.
Evet, ne alaka dediğinizi duyar gibiyim, oysa Trabzon iftirası dediği, olayın kahramanlarından biri olan Levent Çağlayan’ın yazılı açıklamaları ortada durup duruyor ve bu açıklamalar yapıldığında ne Büktel ne de Bulunmaz tek bir laf etmediler, karşı çıkmadılar. Ama zaten konu bu değil ki, gelin videoya da alınacak kamuya açık bir tartışmada ne söyleyecekseniz söyleyin, ben de söyleyeceklerim söyleyeyim, gelinin yeri darmış, sonra yeni dar gelmiş… sonrasını biraz aşağıda tamamlayacağım.

Bu vıdı vıdının arasında not başlığı ile şöyle bir şey yayımladı Büktel: “NOT: Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor: Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, "8 Mart 2009 tarihli konuşma") bir karşı öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.”

Kendilerini, kendilerinden menkul olarak “dürüst, mert, sözünün arkasında insanlar” olarak lanse etmeye çalışan bu acınası ikili, kendilerince şunu hesapladılar, Timur, bu öneriye yanaşmaz, biz de yırtmış oluruz.

Ama, Timur’u tanımıyorlardı, tanımak gibi de bir niyetleri de yoktu, çünkü Timur’a yapılacak en son şeyi yapmışlar, birilerinim maşası olduğunu yazmışlardı, zaten Timur da bu “pis” tanımlamadan sonra buyurun, karşıma çıkın demişti. Ama dedim ya tanımıyorlardı, mürit yaşamına alışkın oldukları için herkesi kendileri gibi sanıyorlardı.

Timur, uzun uzun kendine demokrat, hatta sosyalist diyenlerin halktan korkmamaları gerektiğini anlattı, ilkokul öğrencilerine ders verircesine uzattı da uzattı ve sonunda suratlarında patlayan şamarı nakşetti:
“Görüşme esnasında sizin talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da aynı günün değişik zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile olacaktır.
Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak, ihtiyaca göre internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon sunumu ile yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.”

Bütün dünyaları yıkıldı, kaçacak delik bulamaz oldular, bu yazı yazılana kadar da yanıtları boğazlarına düğümlenmiş olarak midelerinden çıkacak bir yol aramaya başladı. Büktel, yıllarca karşıma çıkacak bir kişi yok diye 3-5 okurunu dezenforme ettiğini sandı, kendini ve yakınındakileri avuttu ama artık deniz bitmişti.
Peki Deniz Bitince Ne Yaptı Bu İkili?

Anlatmayayım, son birkaç günün bloglarında tepeye çıkarttıkları haberlere göz atalım.

Büktel’in -Fox Tv’ye yazdığı diziye reyting kazandırma çabası içinde olduğu- kişisel sitesi:

19 Mart:

““İFTİRACI VANDALLARIN İSİMLERİ DEĞİŞEBİLİR AMA YÖNTEMLERİ DEĞİŞMEZ Unutmamakta yarar var
Coşkun Büktel / 7 Nisan 2007 (Yani 2 yıl önce)
Büktel, yıl 2009, aylardan Mart, gel artık, günümüze gel. Timur, sizin önerinizi kabul etti, “olur” dedi, “tek tek gelin” dedi, “peki, kimse olasın” dedi. Heeey, yanıt bekliyor insanlar, müritlerin bile…

Müridi Hilmi Bulunmaz ne yapıyor? Aynı yöntem; tek kale maç yaparak 3-5 iyi niyetli genci yanıltmak için elinden geleni, sahte tavır ve söylemlerle yanıltarak kendini avutmaya çalışıyor. Gündeme ilişkin tek satır yok.

“Tescilli sansürcü Timur, sansürcülüğünü inkâr ediyor; tescilli yalancı Demirkanlı, yalancılığını gizliyor; Bulunmaz çalışanları, teşhirden vazgeçmiyor!” başlıkları attığı video görüntüleriyle “one man show” (yaparken, söylemlerine itiraz eden arkadaşlarına da en küçük bir saygı göstermeyerek, çoğul kullanıp, güç gösterdiğini sanarak sözümona iyiniyet beslediğini iddia ettiği iki genç insanı nasıl kullandığının da farkında değil demeyeceğim, hep yaptığını yapıyor: İnsanları kullanıyor.)ile sosyalistliğine inanmaya ve inandırmaya çalışıyor. Kendi deyim ve tavrıyla sorayım “Kardeşiiiiim, vıdı vıdı yapıp durma! Timur seni ve Şeyhini vıdı vıdıyı bırakın çıkın karşıma yüreğiniz varsa” diye davet etmedi mi? Etti. Bin bir dereden su getirdiniz. Hepsini kabul etti mi? Etti. Bu noktadan sonra kuyruğunuzu kıstırıp, “çöplüğünüze” gömüldünüz mü? Gömüldünüz. Sizin ahlakınız, sadece vur kaç üzerine mi oluşmuş, sizler bu kadar mı yüreksiz, bu kadar mı korkak ve de sıradan ahlaktan uzaksınız?

Ertuğrul Timur size birkaç gömlek fazla geldiyse, nefret içeren kusmalarınızı kiminle tartışmak istersiniz? Hadi utanmayın, bizim çapımız Timur’a yetmez ama şu çıkarsa karşımıza onunla tartışırız demekten çekinmeyin, inanın ki, kimi gözünüze kestirdiyseniz onu ikna etmek için elimden geleni yaparım, korkak ve kaçak dövüşen “ikili”, yeter ki azıcık dürüst olun, mert olun, net olun.

Büktel, bu cümle sana ait değil mi?
“Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.”

Timur da şunu söyledi mi söylemedi mi?
“Görüşme esnasında sizin talebinize uygun olarak hiç kimse bulunmayacak bir gün ya da aynı günün değişik zaman dilimlerinde sadece Coşkun Büktel-Ertuğrul Timur, bir diğer zaman diliminde ise Hilmi Bulunmaz-Ertuğrul Timur’un katılımı ile olacaktır.
Görüşmelerimizde masa üzerinde internet bağlantısı olacak, ihtiyaca göre internet üzerinden kanıtlar görüntüye girebilecek, konuşmacılar gerek duyuyorsa diğer belgelerini (video kaydı resim, belge vb gibi) projeksiyon sunumu ile yansıtarak kayda girmesini sağlayabileceklerdir.”

Siz de hiç utanma yok mu? Sansür ve dezenformasyon genel karakteriniz mi? Yalan sizin temel besininiz mi? Utanmak ve dürüst olmak sözcükleriyle hiç tanışmadınız mı? Herkesi ahmak mı sanıyorsunuz?

Zavallılar, hadi bakalım tek kale maç yaparak bana ve dergime yönelik hakaretlerinizi tekrar “arşiv”den başlıklarıyla öne çıkartın, mastürbasyonunuzu yapıp, rahatlayınız, nasıl olsa korkaklığınızı, yalancılığınızı hiçbir zaman görmeyecek, kimsenin de görmediğini sanarak mutlu, mesut yaşayacaksınız, tıpkı Bulunmaz’ın yıllarca “devlet desteği” aldığını sakladığı gibi, tıpkı Bulunmaz’a sorduğum şu soruya yanıt vermediği gibi: “sonraki yıllarda devlet desteğine başvurdun mu?”

Tekrar soruyorum: İki yıl üst üste devlet desteği aldıktan sonra, sonraki yıllardan birinde veya birden çoğunda devlet desteği almak için başvurdun mu? Çok zor bir soru mu? Yanıtını dergi kapağını ters çevirerek ve yalan yanlış söylemlerinle mi verdiğini sanacaksın. Sorum basit ve de tek sözcükle yanıtlanacak kadar basit: “evet” ya da “hayır”. Hangisi?

Son söz: Hiç merak ettiniz mi? Neden kamuya açık tartışmadan kaçıyorlar? Hiç merak ettiniz mi? Neden kendi önerileri teke tek tartışmadan kaçıyorlar? Hadi merak edin ve bu küfürbaz, saldırgan ikiliyi değerlendirin. Hiç bir zaman gün yüzüne çıkamazlar, tehdit, küfür ve şantajla insanları sindirmeye, bıktırmaya, lanet olsun size deyip, susmaya sevk ederler ve siz bu nokaya gelince de zafer çoğlıklarını yükseltirler, tıpkı yarasalar gibidirler; ışıktan kaçarlar, gerçeklerden kaçarlar çünkü onların herşeyi yalandır, sahtedir. Tıpkı Bulunmaz'ın kuyumculuk yapıp, dizilerde oynayanlara küfrettiği gibi, tıpkı bu küfürleri sessizce onaylayan Büktel gibilerinin dizi yazarlığını sakladığı gibi, dizilerde oynayan ve mesleği oyunculuk olanlara küfreden Bulunmaz'ın arkadaşının dizi yazarlığına hiç ama hiç ses çıkartamadığı kadar ikiyüzlüdürler. Tıpkı Devlet Desteği alıp yıllarca gizleyerek, Devlet Desteği alanlara küfreden Bulunmaz gibi. Bunlar tıpkı, çok bildik, tanıdık siyasetçiler gibidirler; ne sorarsanız sorun onlar sadece kendi örümcek beyinlerindekileri haykırır, size asla yanıt vermez, asla ikiyüzlülüklerini kabul etmez. Onlar Bukalemun gibidirler asla tanıyamazsınız, sürekli biçim değiştirirler, sitelerinin başına özdeyiş gibi yazdılarını sahi sanmanızı isterler,asla ve asla utanmazlar isim vermeden suçladıklarından, asla utanmazlar kanıtsız, belgesiz insanları suçlamaktan, karalamaktan. Asla tükürdüklerini yalamaktan utanmazlar, yaladıkları tükürüklerini biriktirip tekrar tekrar kullanırlar.

"Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü..." Ahmet Arif

Mustafa Demirkanli

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı'nın tiyatrodergisi.com.tr sitesi)

***

TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 1
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 2
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 3
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 4
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 5
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 6
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 7
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 8
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 9
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 10
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 11

27 Mart 2009 Cuma

DEMİRKANLI'NIN ÇÖP KUTUSU / 2

Aşağıda sunduğumuz çöp hükmündeki yazıda geçen "tabi" sözcüğünün karşılığı, Vikisözlük'te şöyle belirtilmiştir:

Anlamlar:
[1] (eskimiş) bağımlı
[2] (
eskimiş) bağlı
[3] (
eskimiş) basan
[4] (
eskimiş) basıcı
[5] (
eskimiş) basımcı
[6] (
eskimiş) uyruk
"
http://tr.wiktionary.org/wiki/tabi" adresinden alındı.


TAM 1 YIL SONRA TİYATROM’A DAİR


Sayın Ömer Faruk Kurhan son dönemde yoğun bir şekilde Tiyatro yayıncılığını konu alan çalışmalara ve yazılara imza atmıştır. Tabi tiyatro yayıncılığını konu edinen yazılardan söz edince doğal olarak bir döneme imza atmış olan tiyatrom.com'dan da sıklıkla bahsetmiştir. Tiyatrom daha yolun başlarındayken ikinci yılında bir üniversite öğrencisi tarafından tez konusu edilmişti. Ama ondan bu yana ilk kez bir başkası tiyatrom üzerine bu denli kapsamlı yazıyor. Bu nedenle yanıtlamakta biraz geciktim. Zira bu denli ele alınan bir konu tiyatrom ise benim de yanıtlarım uzun uzadıya olacaktı ve bir türlü başlayamadım.

Mümkün Olduğunca Sayın Ömer Faruk Kurhan'ın yazdıklarına bağlı kalarak yazmaya çalışacağım. Mavi (Biz kırmızı yaptık. HB) italik kısımlar Ömer F.Kurhan’dan alıntıdır.

Ömer F.Kurhan "Tiyatro Yayıncılığına Kısa Bir Bakış" başlıklı yazısında tiyatrom’a ilişkin şu tespitleri yapmıştır.

Ertuğrul Timur’un sık sık dile getirmiş olduğu gibi, yeni dönemde büyük bir topluluk ve gösteri çeşitlenmesi vardır. İstanbul merkezli sayılabilecek bu vaka, zamanla Türkiye’nin değişik bölgelerine de yayılacaktır. Tiyatrom bu olguyu dayanak kabul etti ve “amatör” / yarı profesyonel / profesyonel ayrımı gözetmeden kapsamlı bir internet yayıncılığı yapılabileceğini gösterdi. Bu bağımsız tiyatro haberciliğinin devrim niteliğindeki bir atılımı olarak kabul edilebilir. Profesyonel olmayan tiyatro, ilk defa arka bahçe olmaktan kurtulmuş ve Tiyatrom’da istemediği kadar sesini yükseltme olanağı bulmuştu.

Sayın Kurhan haklıdır, Tiyatrom'un belki de en büyük özelliği bu sanat dalındaki herkesi birden yakalayabilmiş olmasıdır. Bu konunun akademisyenleri de henüz bir lise öğrencisi de tiyatro adına bir şeyler bulabildiği gibi kendini burada ifade etme olanağı da bulmuştur. Aslına bakarsanız tiyatrom.com önce Genç Tiyatro adıyla doğduğu ve sadece okul topluluklarına destek olmayı amaçladığı için temelinde okul toplulukları ve amatörler vardır. Bu nedenle de başlangıçta tamamen devamında ve son güne kadar da öğrenci toplulukları ve amatörler hep eşit koşullarda temsil hakkı bulmuştur. Bunda elbette benim yaşamımın her döneminde çocukların, gençlerin çok önemli yeri olmasının, her bulunduğum alanda onlara yer açmamın (gazetelerdeki mizah köşelerim, yönetiminde bulunduğum radyolar gibi) gençlere ve çocuklara yaklaşımımdan ve onlara mutlaka fırsat tanınmasının gereğine işaret etmem etkili olmuştur. Öte yandan sadece tiyatronun değil her tür sanatın ve edebiyatın sadece amatörce yapılmasına, sanatın hiç kimsenin geçim kaynağı olmamasına sanatta ve yazın dünyasında gerçek özgürlüğün sadece ve sadece amatörce yapıldığında başarılacağına olan inancım da amatörlere saygı duymamı ve onlara gerektiğince yer vermemi sağlamıştır. zaten tiyatrom'un kendi yayıncılığı da amatördür. Amatör başlamış amatör sürmüştür. (Sanırım amatörlükten kastımın acemilik olmadığını açmama gerek yok)

Dolaysıyla aslında yadırganacak olan ve beni de ilk başlarda şaşırtan tiyatrom'da amatörlere, öğrencilere yer açılması değil tam tersine profesyonellerin ve akademisyenlerin de kendini burada ifade etmeye, buradan yararlanmaya başlamasıdır. Ki bunda da etken bu alanda ciddiyetle, düzenlilikle yayınlanan fazla alternatif olmaması, tiyatrom'un körler sağırlar birbirini ağırlar durumundan çıkıp geniş kitlelere ulaşabilmesi etkili olmuş ve bu kesimler de tiyatrom'dan yararlanmayı seçmiştir.

Tiyatrom zaman zaman kamuoyu nabzını tutmaya, okur profilini tespit etmeye çalışmıştır. İşte bunlardan sonuncuya bakarsak ;

Tiyatrom Okur Profili toplam 1432 kişinin katılımı ile :

Okul Tiyatrosundayım (258) 18.02%
Amatör Oyuncu yada yönetmenim (243) 16.97%
İyi bir seyirciyim (188) 13.13%
Profesyonel Oyuncu yada yönetmenim (177) 12.36%
Ödev araştırmak için girdim (170) 11.87%
Ortalama bir seyirciyim (133) 9.29%
Tiyatro Bölümü Öğrencisiyim (93) 6.49%
Tamamen tesadüfen girdim (37) 2.58%
Bu alanda akademisyenim (35) 2.44%
Yazar , eleştirmen yada medya çalışanıyım (29) 2.03%
Tiyatro sektöründeyim ama sanatçı değilim (28) 1.96%
Hiçbiri (41) 2.86%

Görüleceği gibi son döneme dek okul topluluğu ve amatör topluluk üyeleri tiyatrom'un en fazla okur kitlesini oluşturmaktadır. Ama hemen hatırlatmalıyım ki tiyatro bölümü öğrencisiyim diyenlerin %6,5 da kalması tiyatro bölümünde okuyanların çok azının tiyatrom'u takip ettiği anlamına gelmeyecektir. Elbette ki Türkiye genelinde tiyatro bölüm öğrencisi sayısı zaten sınırlıdır ve bu oran diğer bütün okurlarla kıyaslanma oranıdır tiyatro bölümünde olup tiyatrom okuyanlar %6,5 , okumayanlar %93.5 gibi bir anlama gelmez.

Öte yandan iyi bir seyirciyim %13.13 , ortalama bir seyirciyim %9.29 olarak görünse de ankete okul topluluğundayım, amatör tiyatrodayım yada ödev aramak için girdim diyenler de aynı zamanda birer seyircidir de. Dolaysıyla tiyatrom sadece tiyatro yapanların sesini, fikrini, sorunlarını duyurduğu bir platform değil ayrıca tiyatrocuların seyirciye ulaşmakta kullandığı bir yoldur da. Bu anlamda profesyonel tiyatroya da seyirci katkısı sunarken amatörlerin de belki de anne-baba, arkadaşlar dışında dışardan seyircilere de ulaşmasında da bir köprü olmuştur ki bunu bazı topluluklar dile getirmiş seyirci sayılarındaki gözle görülür artışı hissedebilmiştir. Ama tiyatrom'un amatörlere en büyük katkısı sanıyorum eskiden kendi çapında yapılan ve sadece kendi güçleri oranında yakın çevrelerine duyurabildikleri festivalleri duyup katılmaları olmuştur. Türkiye'nin dört bir yanından topluluklar birbirlerinin festivalinden haberdar olup başvurmaya ve bir sahnede daha fazladan oyun sahneleme fırsatlarını değerlendirmeye başlamıştır.

Peki bu tiyatrom'la mı başlamıştır diyebilmek için öncesine bakmakta yarar var. Tiyatrom'dan önce sadece iki tiyatro sitesinden bahsedebiliyoruz. Tiyatronline ve sehirtiyatrolari.com. Ve maalesef sehirtiyatroları.com zaten sınırlı bir yayın kapsamında ve tiyatronline da ise amatörler ancak minik duyurular arasına girebilmekteydi. Tiyatrom'da öğrenci ve amatörler manşete girmek de dahil profesyonellerle eşit hatta daha fazla görünmeye başlayınca diğer siteler içinde bu önemsenecek bir büyük kitle olarak görünmeye başlamıştır.

Yine sayın Ömer F.Kurhan'ın bir başka yazısından devam edelim.

Eski Tiyatrom Editörü Ertuğrul Timur’a Bir İtiraz ve Çağrı

Bütün bunlar olup biterken Ertuğrul Timur’a bir itirazım olduğunu belirtmek isterim: Tiyatro yayıncılığına tümden son verme kararını kabullenmemiz pek mümkün değildir. Tiyatrom’un bir yerden sonra sürdürülemez hale geldiği düşüncesine ben de katılıyorum. Zaten bir kişinin böyle bir yayının altından nasıl kalkabildiğine her zaman hayret etmişimdir. Fakat kapanmanın ne anlama geldiğini derli toplu ele alabilmeliyiz. Nostaljik bir anma eylemi gerçekleştirmek için değil, önümüzü görebilmek için…

Doğrusu ya bugün tiyatrom'un yayınlandığı dönemdeki içeriğine bakınca buna ben de hayret ediyorum. Tiyatrom'un altından nasıl kalkabildim inanın bugün ben de şaşkınlık içerisindeyim. Bir dergi bir ekip tarafından hazırlanır. Örneğin Mustafa Demirkanlı'nın tiyatro dergisi en az olduğu döneminde (yayın kurulu vb hariç) üç kişilik bir ekibin ürünüdür. Ve ayda bir dergi çıkarır bu ekip. Elbette onların benden fazla olarak matbaaya koşuşturmak, dağıtımla ilgilenmek, reklam görüşmeleri yapmak, vergi vb türü resmi prosedürlerle ilgilenmek gibi işleri de var ama yayın içeriği olarak baktığımızda tiyatrom'un her bir sayısının yazı, tanıtım, eleştiri, haber zenginliğiyle bir dergiye bedel içeriği olmaktaydı ve üstelik haftalıktı. Yani tek başına ayda 4 sayı dergi çıkarmak gibi bir iş.

Kaldı ki bir basılı dergide her sayı üç, beş bilemediniz on oyun tanıtırsınız. Oysa internet sitesi olunca ve tüm Türkiye'yi kapsayınca bir sezonda 600-700 oyunun tek tek tanıtım sayfalarını hazırlamak, her yeni bilgi geldikçe bu sayfalara yeniden dönmek ve değişiklikler yapmak var.

Daha da önemlisi her gün onlarca emaili ayıklamak, haberleştirmek, onlarcasını tek tek yanıtlamak var. Amatörlerin, öğrencilerin isteklerine cevap verebilme çabası var. Yukarıdaki istatistiklerde gördük hiç azımsanmayacak seyirciye de hitap ediyorsak sadece polemikler, tiyatro dünyasında yaşanan haberler değil oyun sayfaları da titizlikle hazırlanmalıydı, eksiksiz sunulmalıydı.

Yada %11.87 kişi ödev araştırmak için girdim diyorsa kaynak sayfalar zenginleştirilmeliydi. Tiyatro alanında internette ne kadar az döküman olduğu ortadayken ve siz de bu alanın en büyük yayınını çıkarıyorum diyorsanız kaynaklık etme göreviniz de oluşuveriyordu. Bütün bunlar elbette 8 koca yıla yayılan bir emeğin birikimiydi ve ben asıl geçimimi sağladığım işe günde 8 saat, hiç bir kazanç sağlamadığım tiyatrom'a ise günde 10-12 saat ayırıyordum. Oradan bazıları iş buldu, bazıları oyuncu buldu, salon buldu, ekmek kapısını tiyatrom araladı, bazıları oyununu orada gördü sevinçten havalara uçtu bunu bilmenin ağır yükü ve sorumluluğu vardı tabi.

Şimdi sanırım bunca emek ve çabanın sonrasında tiyatrom'a rahatça ve küstahça laf etmeye kalkan iki, üç kendini bilmeze neden öfke duyduğum daha net anlaşılacaktır. Kapsamını ve benden aldıklarını şimdi düşününce asla yeni bir tiyatrom yaratmaya cesaret edemezdim sanırım.

Güncel tiyatro yayıncılığı araştırma, soruşturma ve tartışma süreçlerine odaklanarak mı kendisini var edecek, yoksa gönüllü ya da gönülsüz üç maymunculuk ile dedikodu siyaseti arasında sıkışıp kalacak mı? Asıl dert budur. Bu noktada, Ertuğrul Timur’dan bir şekilde tiyatro yayıncılığına dönmesini talep etmek hakkımızdır diye düşünmekteyim.

Aslında bunların her biri bir diğerini besleyen unsurlardır. Yani bir yayında tüm Türkiye'deki tüm oyunların tanıtımı var ise insanlar bu hafta bir oyuna gitsek ama hangisine diye karar vermek için bu siteye girer, ödev, tez hazırlayacaksa kaynak bulmak için bu siteye girer, bu siteye çok girilince de tiyatronun dertleri sorunları daha çok kişiye duyurulmuş olur, AKM yıkılacakmış denilince daha fazla kamuoyuna ulaşılmış olur.

Yani bu doğru hedef kitlenin doğru bir reytngle yakalanması ve bundan yararlanılıp o kitleye seslenebilme olanağının sunulmasıdır. sayın Ömer F.Kurhan zaman zaman yazışmalarımızda az çok Hilmi Bulunmaz'ın bloğunu da genel konseptde bir tiyaro sitesi gibi anmıştır. Oysa şimdi düşününüz, bu hafta sonu bir oyun izlemek istiyorsunuz orada kaç oyun tanıtımı bulabilirsiniz? Çocuğunuzu bir oyuna götürmek istiyorsunuz kaç çocuk oyunu yer almıştır orada? Yada bir tiyatrocunun hayatını araştıracaksınız kimi bulabilirsiniz? Yada araştırma konunuz ışık tekniği bu konuda ne bulabilirsiniz? Oysa bunlar birbirini destekleyecek unsurlardır. Bunlardan herhangi biri için girsin ki sizin araştırma, soruşturmanıza da, köşe yazınıza da, tiyatro dünyasının sorununa da görüp tanık olsun.

Eğer siz salt belli bir misyonla belli bir gruba hitap eden bir yayın çıkaracaksanız tamam sorun yok, ama bir genel konseptten, bir genel okura yönelik tiyatro yayıncılığından söz ediyorsanız bunun kapsamını göz ardı edemezsiniz. Tiyatrom'a hergün en az 50-60 hafta sonlarına doğru yüzlerce kişi google da "çocuk tiyatroları" yazıp aratarak giriyordu. O halde tiyatroya yada topluma hizmet ediyorum deyip ama bizim kapsamımızda çocuk tiyatrosu yok derseniz daha baştan kocaman bir kesimi dışlayıp atmış olursunuz. Belki o kişi çocuk oyunu seçmek için girecek ama kendisinin de bir oyun ilgisini çekecek ve gitmek isteyecek... Ya da AKM yıkılıyormuş diye okuyup irkilecek...

Dönüş danışmanlık biçiminde mi olur, haber dosyaları hazırlama biçiminde mi, yoksa daha kapsamlı sorumluluklar alarak mı, bilemiyorum. Fakat tecrübeli ve Tiyatrom’la yepyeni bir perspektif oluşturmuş bir yayıncının zaten aşırı kadro fakirliği içinde yüzen tiyatro yayıncılığı alanından çekilmesi, giderilmesi çok zor bir kan kaybına işaret etmektedir.

Ertuğrul Timur'un tiyatro yayıncılığına dönüşü söz konusu değildir. Tiyatrom'un yada tiyatrom stilinin dönüşünü ise ilerleyen satırlarda ele alabiliriz.

Ertuğrul Timur’un “Mehmet Atak Dosyası” ortadadır. Böyle bir dosya hazırlama kapasitesine sahip kaç yayıncı var? Kadro fakirliğinin okur bilinci üzerinde yarattığı sonuçların yapıcı olduğu iddia edilemez herhalde. Kan kaybı derken bunu kast ediyorum. İşler iyiye gideceğine daha da kötüye gidiyor. Bulunmaz’dı, Büktel’di vs. bu kan kaybından besleniyorlar. Kopyala yapıştır, bir de kendine göre haber başlığı icat et, al sana tiyatro haberciliği…

Doğrusunu söylemek gerekirse Mehmet Atak dosyasını abarttığınızı düşünüyorum. internet çağında bu o kadar kolay ki. Google başına oturup "Mehmet Atak okuma tiyatrosu" yazıp arattığınızda açılan sayfaları 1-2 saat boyunca sabırla tıkladınız mı benim ulaştığım tüm bilgilere ve küpürlere ulaşmanız mümkün. Bunun üzerine şahit diye adları sıralanan tiyatroculardan da tanıdığınız varsa bir mesaj yada telefonla yahu böyle bir şey var sen nasıl hatırlıyorsun bu konuyu diye sormanız yeterli. Mehmet Atak dosyasını bir kenara bırakırsak 8 yıl içerisinde tiyatrom'un gerçekten ortaya çıkardığı çok önemli haberler ve dosyalar olmuştu. Adana Seyhan'da kapatılan salondan sansürlenen oyunlara, Şehir Tiyatrolarında , Devlet Tiyatrolarında yaşanan bir çok olaya, İzmit’te yaşananlara, şehir tiyatrolarında Tickettürk yolsuzluğu iddialarına, onlarca haberi ilk biz duyurduk, bir çok ulusal gazete, TV bizden aldı haberi, kiminde kamuoyu da yaratıp geri püskürttüklerimiz de oldu, hayatımda hiç gitmediğim bir şehirde bir tiyatro salonu kurtarılmasına vesile olduğum da oldu. Nasıl oluyordu da bu geri planda yaşananları hep tiyatrom bulup ortaya çıkarıyordu? Tiyatrom'un bir sürü ilde, bir sürü yerde muhabirleri mi vardı? Bunun sırrını açıklayayım size....

Eğer siz korkmadan çekinmeden bir şeyleri haber yapıyorsanız, bir de bu alanda az denilmeyecek bir okura ulaştırıyorsanız, haber yapmakla kalmayıp peşini bırakmıyor kampanyalarla sonuç almaya gidiyorsanız bir süre sonra haber ağınız kendiliğinden oluşuyor. Siz çekinmeden, kayırmadan, ürkmeden haber yaptığınız için başı sıkışan, bir takım şeylere şahit olan size başvuruyor. Dolaysıyla da bunları ilk siz haber yapıyor, dosyalar oluşturabiliyorsunuz. örneğin vatandaşın bir yolsuzluk sorunu olsa bunu Reha Muhtar'a mı haber verir Uğur Dündar'a mı? Tabi ki araştırmacı gazetecilik yaptığı dönemlerdeki bu tür konuların üzerine gitmesinden dolayı tercih Uğur Dündar oluyordu ve o da kendisine akan bu pasları gole çeviriyordu. Biz de ekran başında helal olsun adam nerden buluyor, nereden araştırıyor neleri ortaya çıkarıyor diye izliyorduk. Benim tiyatro dünyasıyla uzaktan yakından hiç ilgim olmaması benim için avantaj oldu ve ben ister DSP'li seyhan belediyesi, ister AKP'li İzmit belediyesi, İster Şehir Tiyatrosu, ister devlet tiyatrosu ne öğrendimse çekinmeden haber yaptım dolaysıyla da haber akmaya başladı. Yani hem çıkarsız ilişkisiz bağlantısız olmam hem de oyun tanıtımı, kaynak sayfalar, çocuk tiyatrosu vb deyip ayrım yapmadan zengin bir site yapmanın sonucu çok okura ulaşıyor olmam bu haberlerin , dosyaların tiyatrom'a akmasını sağladı. Eh, bunu da yapabiliriz diyen herkes yapabilir, Ertuğrul Timur'un tiyatro yayıncılığına dönmesi şart değil elbette.

Kadro fakirliğinin okur bilinci üzerinde yarattığı sonuçların yapıcı olduğu iddia edilemez herhalde. Kan kaybı derken bunu kast ediyorum. İşler iyiye gideceğine daha da kötüye gidiyor. Bulunmaz’dı, Büktel’di vs. bu kan kaybından besleniyorlar. Kopyala yapıştır, bir de kendine göre haber başlığı icat et, al sana tiyatro haberciliği…

Bulunmaz yada Büktel'in tiyatro haberciliği yaptığını sanmıyorum. Sanırım Bulunmaz da artık üç yıldır falan internette var. Ama bugüne dek kaynağı kendine ait yada birinci elden kendine ulaşmış kaç haber yaptı bakmak gerek. Bildiğim kadar bir Mehmet Tekkanat, bir Orçun Masatçı, Bir de Orhan Aydın herkese yollarken onlara da yolluyor yazı yada haberlerini. Gerisi kes kopyala üstüne de 3 satır ahkam kes yayınla. Bir şeyden beslendikleri falan da yok, tiyatro dünyasının ciddiye aldığı da yok. zaten nerden neyi bulup okuyacaklar ki ciddiye alsınlar? Sonuçta amatör blog mantığıyla tren gibi alt alta eklenen yazı girdileri. Bir konu aramaya yada bir süre önce yayınlanmış bir yazıya ulaşmaya kalksanız bulamazsınız. Onlarca kez tekrarlamalar arasında kaybolup gidersiniz. Bakmayın siz şu kadar kişiye ulaştık dediklerine de. Bildiğim kadar google adsense ile istatistiklerine bakıyorlar ki o da sağlıklı değil.

Onlar beslense beslense google dan tesadüfi aramalarla bulunmalarından besleniyorlar ki google da çıksalar da insanlar bir konu bulduk diye girseler de gayriciddi yayınları karşısında sonuçsuz kalıp kapatıp çıkıyorlardır. Yani bir şeyden beslenmedikleri gibi kimsenin de dikkate aldığı yok.

Bugün tiyatrom kapanalı bir yıl olduğu halde benim emailime hala ısrarla günde 40-50 tiyatro haberi geliyor bende tek tek siliyorum. Eğer Hilmi Bulunmaz tiyatro dünyasında ciddiye alınıyor olsa ona da bu haber akışı çoktan başlamış olurdu da o da tiyatro dünyasından, tiyatro dergisinden diye ibareler koymak zorunda kalmadan birinci elden aldığı haberi yayınlardı. Tiyatro yayıncılığında elbette asıl sorun onlar yada onların varlığı değil o tür parazit yayınlar radyoda da karşımıza çıkardı ama biz net dinleyebileceğimiz istasyonları bulana dek ibreyi çevirirdik. Tiyatro kamuoyu da olayları objektif, zengin içerik ve net bir sesle ortaya koyacak yayınlar olduğu takdirde bunlara yönelecektir.

Yine Ömer F.Kurhan'ın bir başka yazısı

Tiyatrom’un Kapanması Ne Anlama Geliyor?

Ertuğrul Timur 2008 Mart ayında Tiyatrom’u kapatmaya hazırlanırken yedi tane yazı yayımladı. Kapanışın ilan edildiği hafta her gün bir yazı yazıldı. Bunlar “VEDA SAYISI”nda yayımlandı ve http://www.tiyatrom.com/index3.htm linkinden ulaşmak mümkün.Bu yedi yazının ilkinde, Bulunmaz-Büktel ikilisinin Tiyatrom’a dönük bıktırıcı saldırılarının kapanmada belirleyici olmasa da yıpratıcı bir faktör olduğunu belirtildi. Fakat asıl şikâyet konusu bu saldırı karşısında tiyatro çevrelerinin duyarsızlığı ve müdahaleden uzak durmaları.

Evet ben bu duyarsızlıktan şikayetçiydim ve bu duyarsız kitle için artık parmağımı bile kımıldatmak içimden gelmiyordu. Ama bu sadece bu konuya duyarsızlıkları meselesi değildir. Tiyatro dünyasında genel bir duyarsızlık vardı. Kendilerinin mağdur olmadığı hiç bir konuya duyarlı değillerdi neredeyse hiç biri. Lütfen Bu konudaki yazımı da okuyunuz.

Düşünün Harbiye yıkılmasın diye eylem yapıyoruz Harbiye'den asıl ekmek yiyen tiyatrocular ortada yok. Orhan Aydın, Orhan Kurtuldu toplamış kendi kitlesini, TMMOB var plastik sanatçıların temsilcisi var, siyasal bir gençlik örgütü doldurmuş orayı, duyarlı tiyatroseverler var ama şehir tiyatrolular perdenin arkasından seyrediyor. Neden? Çünkü oradaki muhalif örgütlenme İŞTİSAN dı ve o da Orhan Alkaya Volkan Sağırosmanoğlu, Macit Koper falandı. Ama iktidar uyanıklık yapıp onları şehir tiyatrosunda iktidar yapınca muhalefet bitiverdi, kepçenin önüne ilk ben yatarım diyenler yapılacak salona övgüler dizmeye başladı, sanatçıların vasıfsız işçi yapılması iğrençliğini savunmaya kalktı, .

Oysa onlardan bazıları yakın zamana kadar bana bilgi sızdırıyorlardı, AKP'li belediyeye salvo ateş püskürttüğümüz yazıların kaynağını sağlıyorlardı. Demek ki Orhan Alkaya'nın, Volkan Sağırosmanoğlu'nun kaygısı ne AKP imiş, ne Türkiye halkının özgür sanatla daha aydınlanmasıymış, ne de Şehir Tiyatroları imiş, tek kaygıları kendilerinin orada var olması ve iyi bir yerlere gelmesiymiş. Ben bir kurumda işçi olarak çalışırken oradan bana şehir tiyatroları basın sorumluluğu görevi teklif edildi geri çevirdim. Yada Orhan Alkaya çok sevgili dostum Volkan Sağırosmanoğlu artık orada iktidar oldu ben nasıl yararlanabilirim demedim. Çünkü ilkeli olmak vardı yaşamsal değerlerim vardı.

Onların bu tutumu, tiyatro dünyasının duyarsızlığı fena halde kanıma dokundu ve tiyatrom'a noktayı koymadan uzun bir yazı dizisi ile şehir tiyatrolarının son sekiz yılını özetleyip yaşananları bir bir anlatıp Orhan Alkaya ekibini de eleştirip noktaladım. (Lütfen linke tıklayıp okuyunuz)

Toplumsal olmayan mücadeleler beni ilgilendirmiyor, ama artık çok daha netti ki herkesin mücadelesi sadece kendi içinmiş. Bu durumda fena halde kullanıldığınızı hissediyorsunuz. Bakın Coşkun Büktel eserini oynatmadılar diye DT'ye veryansın ediyor ama orada işe girmek içinde başvurmuş. Yarın gel bu kurumun şu makamına deseler “ben AKP'li bir bakanın emrine girmem” demez koşar. (Hilmi Bulunmaz bunu yapmaz, dizi de yazmaz ama Coşkun Büktel yapar) Coşkun Büktel'in kavgasının ilkesel, ideolojik, toplumsal değil kişisel kavga olduğunu bildiğim için arkasında durmadım ben. (Mesela Tiyatrodan insan Manzaralarını kitabını ele alın kitap salt kendisini mağdur edenleri deşifre etmek için, kendinden başka hiç bir tiyatro sorunundan dolayı başka bir tek isim yok mu tiyatroda?)

Ama meğer bunların her biri birer Coşkun Büktel'miş. Sosyalist geçmişiyle tanıdığımız Orhan Alkaya daha bir ay önce kepçenin altına yatarım derken Genel Sanat Yönetmeni olunca yepyeni tiyatro binası diye yutturulacak Çok Amaçlı salonu Kadir Topbaş'la birlikte savunmaya başlamışsa ben kimin için, kimlerle, neyin kavgasını veriyorum? Ne için günde 8-10 saatimi harcayıp uykusuz kalıyorum? Sayın Ömer F.Kurhan veda yazılarımdan önce yazdığım Bu Sanatçılar için Değer mi? başlıklı yazımı da okumasını öneririm

Kaldı ki bir tek bu değil onlarca örneği var. Ben yeri geldi İATP-G yi de aynı şekilde suçladım. Yahu tamam iyi güzel çok doğru ve verimli işler yapıyorlar ama AKM yıkılacak, Harbiye kapanacak deniyor sokaktaki sütçüye mikrofon uzatılınca görüş bildiriyor da İATP-G, OYÇED, ASSITEJ bunlar tiyatro örgütü değil mi neden yoklar? Neden sesleri çıkmıyor? Yani olumsuz bile olsa bir görüş bildirilmez mi? Ödenekli tiyatroya karşıyız o nedenle de taraf değiliz deseler bile razıyım ama olumsuz anlamda bile yoklar. Kaldı ki İATP-G ye de bu sorumu bir yazıyla yöneltmiştim

Bugün, Üstün Akmen gibi pozitif enerji yaymaya çalışan tiyatro eleştirmenleri dahi Türkiye tiyatrosuna dönük gelecek endişesi içinde olduklarını açıklamak zorunda kalıyorlar. Bunlar Tiyatrom’un kapanışını doğrulayan çıkışlardır: 2000’lerdeki tiyatro patlaması ne aydınlanma ne de politik duyarlılık adına pek bir şey vaat etmiyor. Dolayısıyla, Tiyatrom devam etse bile yine bir ekip kurulamayacak ve organik geri besleme kanalları açılamayacaktı.

Ben bir kaç çeşit tiyatrocu tandım. Bunların içinde tiyatroyu tapınma gibi yapanlar da var. Öyle ki sahnenin büyüsüne kapılmışlar. Kültür Bakanlığı çıksa dese ki alın size bedava salon, her birinize de maaş bağlıyorum yani para kaygınız yok dese bunlar seyirciyi de dışlar. Aman seyirci ortamı bozuyor der ve her akşam boş salonda çıkıp sahnede oynar oynar inerler. Bir nevi mastürbasyon gibi bir nevi ayin gibi. "Sahnenin büyüsü" onlar için yeterli neden. Tabi böyle olunca da ne toplumcu tiyatro, ne seyirci, ne insanlara aktarılacak duygu ve düşünce hiç biri önemli değil. Öyleleri de benim umurumda değil. Onlar sahnede mutlu olacak ayin yada mastürbasyon yapacak diye yokum ben.

Tiyatrom'u açarken ilk yazımda ne demiştim ? Bir muhalif güç olarak tiyatro, bir aydınlanma aracı olarak tiyatro. Kendi sorunlarına bile sahip çıkmayıp kolayca satılmış insanlara dönüşüveriyorlarsa ben daha neden ve kimin için uğraşacaktım? İşte benim tiyatro yayıncılığından çekilmem için en büyük nedenlerden biri de budur tiyatroculara yeterli güvenimin kalmayışı. Başka alanlarda daha yararlı olacağım düşüncesi.

Ekip konusuna gelince evet ekip çıkmayacaktı ve çıkmadı da. Zaman zaman bu çağrıyı yaptım işte en son çağrım budur

Tiyatrom kapanırken şu söylense daha iyi olabilirmiş: Ben hâlâ buradayım; bu işi gerçekten paylaşarak ve hakkını vererek yapmak isteyenler öne çıksın. Şahsen ben Tiyatrom’un sekiz yıllık tiyatro yayıncılığı deneyiminin sonlandırılmasını bir meydan okuma olarak değerlendirme eğilimindeyim.

Ömer F.Kurhan yazısını bu şekilde noktalamış. Ben zaten son gün dahi bu çağrıyı yaptım. Varsa gönüllüler çıksın vereyim devam ettirsin. Ama çıkmadı. Bugün de diyorum ki hayır ben artık burada değilim, eğer nasıl bir yayıncılık konusunda toplantılar yaparsanız deneyim ve görüşlerimi aktarmak için katılırım. Ama ben artık burada değilim.. Ama tiyatrom burada. Arşivi de herkesin ortak malıdır. Varsa yapacaklar buyursun. Ama bana sorarsanız kapsamlı, geniş, objektif, haber atlamadan, bıkmadan tek tek önemseyerek her haberi takip edecek her oyunu tek tek tanıtacak, her emaili yanıtlayacak bir ekip kurulursa ve böyle bir site başarılırsa zaten çok kısa zamanda bu boşluğu dolduracaktır adı tiyatrom adresi tiyatrom.com olmasa da.

Meydan okumaya gelince evet tiyatrom’un son eylemi bir intihar eylemi ve intihar eylemiyle meydan okumaydı, doğrudur.

Haber Giriş Tarihi: 27 Mart 2009

(Kaynak: Mustafa Demirkanlı'nın tiyatrodergisi.com.tr sitesi)

***

COŞKUN BÜKTEL, “ÇIPLAKSIN VE ÜSTELİK SEN KRAL DEĞİLSİN!”
Ertuğrul Timur (28.03.2009)
KOMEDİ GİBİ BİR GERÇEK : COŞKUN BÜKTEL HİLMİ BULUNMAZ’I SANSÜRLEDİ”
Coşkun Büktel şirretlik olarak da adlandırılan ve insanlara karşı küstahça tutumuyla yıldırmayı ve bu küstahlıktan onları kaçırmayı başardığı için kendisini ve savlarını kesin doğru gibi görüyor ve yansıtıyordu. İnsanların onun bu küstah ve mantık dışı tutumunun karşısında onu ve iddialarını dikkate almama tercihini kendi galibiyetine ve haklılığına yoruyordu.
Fakat en nihayetinde birinin Coşkun Büktel’in kulağına “Sen çıplaksın ve üstelik de kral falan değilsin” diye bağırması gerekiyordu ve bu görev de yine bana düştü.
Doğrusu ya ortalıkta muzaffer komutan edasında dolaşan Coşkun Büktel’in süngüsünü indirmek sandığımdan da çok daha kolay oldu. Kendi yarattığı efsanesi tuz buz olup yere çalınırken Büktel ve müritleri de çaresizce son debelenmelerini yaşadı.
İnsanları ismimi ve ismini vermeden suçlamam vecizesini(!) yedi yaladı yuttu. Oysa bir özdeyiş der ki : Aptallar kişilerle, orta zekadakiler olaylarla, zekiler ise kuramlarla ilgilenir, tartışır. Coşkun Büktel daha en baştan birinci merhaleyi yani kişilerle uğraşmayı kendine tarz olarak seçerken zeka seviyesini mi sergilemişti yoksa işine böylesi mi gelmişti bilemiyorum ve Coşkun Büktel’in zekası üzerine hakaret sanılabilecek yorumlar yapmaktan da kaçınıyorum zira hakaret benim tarzım değildir. (Hak edene bile!)
Coşkun Büktel’in iflas eden diğer iddiası ise başkalarını dezonformasyonla suçlaması idi ki Mehmet Atak olayıyla bugüne dek tiyatro dünyasında gelmiş geçmiş en büyük dezenformasyona alet olduğunu en aptal birinin bile anlayacağı şekilde ortaya serdik ama Coşkun Büktel (benden değil) okurlarından özür dileyerek “Aldatılmışım, dezenformasyona neden olmuşum, Mehmet Atak’ın iddiaları doğru olmadığı gibi beyanları da gerçek dışıymış” yazamadı.
Neden?
Coşkun Büktel en aptalların bile anlayabileceği belgeleri anlayamayacak kadar aptal mıdır? Hayır yine Coşkun Büktel’in zekası üzerine yorum yazmayacağım çünkü hakaret benim tarzım değildir bu yorumu okuyanlara bırakıp bunu da geçiyorum.
Yine Coşkun Büktel “belge belge” diye tuttururken belge diye sakladığı video kaydının aslında kendini haklı değil haksız çıkardığını gayet iyi biliyor olsa gerek ki yıllarca bunu yayınlamadı. Ancak sevgili rakibi Burak Caney bulup ortaya çıkarınca yayınlamak zorunda kaldı. Böylece de belge var dediği video kaydının belge değil zırva olduğu, haklılığını değil yanıltmacı yayıncılığını sergilediği de ortaya çıktı.
Kaldı ki video kaydı dünyanın hiçbir yerinde tek başına delil sayılmazken Coşkun Büktel bu video yada şahitlerle mahkemeye gitmek yerine gizleyip tehdit aracı gibi kullanmayı seçmişti. Neden? Acaba Coşkun Büktel elindeki video kaydının hiçbir şeyi ispatlamadığının farkında değil miydi? Yada bunu bir belge zannedecek kadar aptal mıydı? Hayır, hayır yine bu paragrafta da ben Coşkun Büktel’in zekası üzerine yorum yapmayacağım kararı da yorumu da okuyanlara bırakacağım.
Ve kendi mızıldanmalarına yer vermeyenleri, yada müritlerinin küfürlü sinkaflı hakaretlerine yer vermeyeni sansürcülükle suçlayan Coşkun Büktel’in aslında sansür konusu üstünde bu kadar dururken sanırım bir gün biri çıkıp ona “Sen çıplaksın ve üstelik kral da değilsin” deyince nasıl sansürcü olabileceğini hesaplayamamıştı. Acaba Coşkun Büktel despot kimliğinin, işine gelmeyince sansürcü hatta faşist damarının farkında değil miydi bunca yaşına dek?
Hayır hayır Coşkun Büktel başarılı bir yazar olmayabilir, eserleri ödüller almış, tiyatrolarda sahnelenmiş olmayabilir ama aptal olduğunu gerçekten ve tüm kalbimle söyleyeyim ki hiç ama hiç sanmıyorum. O aptal değildir, onun tek sorunu insanların aptal olduğunu sanmasıdır.
Çünkü
insanları ismini vererek suçlayınca isimlerini verdiği için kesin kendisini haklı göreceklerini sanmaktadır. Öyle ya insanlar aptaldı sırf isim verdin diye demek ki sen haklısın sanacak.
Dezenformasyonu için özür dilese Coşkun Büktel gibi hırslı ve mağrur birine yakışmayacaktı o halde bir daha o konuya hiç değinmeyip bu yanlış bilgilerle okurlarını bırakabilirdi çünkü okurlarının aptal yerine konulmuş olması umurunda değildi, önemli olan kendi mağrur gururu idi.
Elimde tartışmasız belge var diye yaygara yapmasının etkili olacağını ve insanların fazla kafa yormadan ve videoyu izleme gereği duymadan Özdemir Nutku’yu suçlayacağını sanıyordu insanları aptal sanıyordu ya…
Sansürcülük yaparken de yine insanları aptal zannedecekti insanlar okumayacak, kendisine “sen çıplaksın üstelik kral da değilsin” denilmesini gözlerden saklayabilecek sanıyordu. Çöp kutusu formülünün aptal yerine koyduğu insanlara yutturabileceğini ve sansürcülüğünü gizleyebileceğini sanıyordu.
Kendi seviyelerine yakın bir dil ve yöntem kullanan Burak Caney’in kendisini rezil etmek için kullandığı dansözlü fotomontajları öne çıkarırsa bizi bertaraf edeceğini, somut soruları gözlerden kaçırabileceğini zannetmesi de aptallığından değil insanları aptal sanmasındandı.
İşin en garibi ise Coşkun Büktel insanları aptal yerine koyarken şartlı refleks yaratıyor ve iddialarını “En aptalların bile anlayacağı dille yazılmış” türünde ibarelerle yayınlıyordu. Oysa ki onu gerçekten sadece ve sadece en aptallar anlamış olmalıydı ki sadece ve sadece 2-3 kişi yanında yer almıştı.
Efendim Coşkun Büktel nihayet birisi çıkıp da “Sen çıplaksın ve üstelik de kral mral değilsin üstelik de rezilin tekisin” deyince ve bunu ortaya serince kalakaldı. Ne satır satır, ne paragraf paragraf ne kabaca yanıt veremedi. Aptallar için yazılmış dizisinde kullandığı kaleminin tiyatro kamuoyunda işe yaramaması ile şaşakaldı. Ama yine de insanları aptal yerine koymaktan ve yine bir kez daha aldatabileceğini zannetmekten geri duramıyor.
Bunun son örneğini de dün akşam (26.3.2009) gördük.
Coşkun Büktel Tiyatrom’un bugüne kadar sansürlediği, yayınlamadığı tek yazı olan Hilmi Bulunmaz’ın kaleminden çıkma “lağım çukuru” “şerefsiz” “sıçarım sıvarım” “sıçtığın yere kadar kovalarım” gibi hakaret, küfür ve sinkaflarla dolu fikir(!) yazısını kendisinin özgürce yayınladığını iddia etti. Oysa baktığınız zaman bu yazı öncesi bu yazıya dair ve bu yazıdan sonrası yazılmış bir çok yazışma, bu yazışmalara konu olmuş linkler, bu linklerde geçen iddialar vs vs yani yığınla abur cubur var ama asıl sansürlenmiş olan küfürlü sinkaflı yazı yok!
Yani Hilmi Bulunmaz’ın kaleminden çıkma yüksek fikir eseri “lağım çukuru” “şerefsiz” “sıçarım sıvarım” “sıçtığın yere kadar kovalarım” gibi hakaret, küfür ve sinkaflarla dolu fikir(!) yazısı ortada yok…
Coşkun Büktel ya bu küfürlü sövgülü hakaretli yazıyı bir türlü yayınlayamadı müridinin yazdıklarından utandı ve Hilmi Bulunmaz’ı sansürledi
Ya da bir kere daha insanları aptal sanıp linklerle yazı öncesi sonrası yazının kendisi değil yazıya dair yazışmalarla okuru yine kandırabileceğini sandı.
Coşkun Büktel !
Artık aç kulağını ve yüzleş!
Sen artık çıplaksın hem de rezilce gözler önündesin
Ve üstelik de sen kral mral değilsin
Ve daha da vahimi sana inanan 2,5 kişiyi bilmem ama
Başka hiç kimseyi kandıramıyorsun
Çünkü sen öyle zannetsen de hiç kimse aptal değil!
İyisi mi sen git dizilerini yazmaya devam et
Onların zeka seviyesine seslenmeye devam et…
Ya burada somut sorulmuş sorulara cevap ver
Ya dezenoformasyonun, sansürlerin için özür dile
Ya da çek git be kardeşim
Biz de işimize bakalım
Zira kişilerle uğraşmaktan çok daha önemli konularımız var bizim.
Değmezsin be Coşkun Büktel
Vallahi de billahi de bu kadar vakit ayırmama değmezsin
Çekil kenara da işimize bakalım.
Not: Coşkun Büktel Arka sıradakiler adlı dizide yazdığını gizlemiş sonra kendini senaryo doktoru (script writer) olarak tanıtmayı seçmişti. Hilmi Bulunmaz da bu doktor terimini sevmiş sağlıkçılığa, ameliyatçılığa öykünmüştür.
Parantez içindeki İngilizce script writer ile parantez dışındaki "senaryo doktoru" ne kadar örtüşüyor derseniz http://www.seslisozluk.com/?word=script&ssQBy=0 den script i bulabilirsiniz.
Script: senaryo, Komut Dosyası, el yazısı şeklinde matbaa harfleri, senet, konuşmacının elindeki notlar, yazılı metin, betik, sınav kâğıdı, sinema TV senaryo, diyalog, alfabe anlamlarına gelmektedir.
Writer ise yazar anlamındadır. Script writer olarak bir tanımlama ise sözlükte geçmemektedir. mektup, senet, alfabe gibi ilgisiz anlamları atarsak
script writer sinema tv dizi senaryo yazarı anlamına gelmektedir. Senaryo doktorluğu gibi uydurukça terimlerle yada ingilizce tanımlamalarla konumunu hafifletse de sanıyoruz bu düpedüz bildiğimiz Dizi senaryo yazarlığıdır. Coşkun Büktel burada dahi aldatmacılık örneği sergilemeyi seçmektedir.
Bu dizinin izleyicilerinin zeka düzeyine ilişkin ana kaynağından izlenim edinebilirsiniz http://www.mint.com.tr/arkasiradakiler/?p=553
İŞTE COŞKUN BÜKTEL'İN DİZİSİYLE HİTAP ETTİĞİ SEYİRCİ KİTLESİNDEN COŞKUN BÜKTEL'İN DİZİSİNE İLİŞKİN YÜZLERCE GÖRÜŞTEN(!) SADECE BİR SAYFA :
1478 esma diyor ki: 23 Mart 2009 20:37 senı sevıyorummmmmmmmmmmmmmmmmmmmm
1477 alici diyor ki: 23 Mart 2009 14:32 zehra nerden çıktı yhaaaa zehra kim ali kimm
1476 Başak diyor ki: 22 Mart 2009 20:38 çok yakışıklısın.
1475 derya diyor ki: 22 Mart 2009 19:57 saffete tam lafi verdin haa
1474 sss diyor ki: 21 Mart 2009 17:31 bence aliyle eda değil bence aliyle zehra sewgili olcak ilerleyen zamanda
1473 cemre diyor ki: 20 Mart 2009 20:54 hayır olamaz lütfen yalan söylüyorum de melis
1472 gamze diyor ki: 20 Mart 2009 15:27 ben sana inanıodum senin mavi sakal olmadığını biliodum ama nie edaya kötü davranıyosun
1471 ah ah diyor ki:
19 Mart 2009 23:51 Ali sende cok iyi birisin….bence sacini biraz uzatmalisin oyle daha karizmatik oluyorsun hadi gozun aydin gercek mavi sakal bulundu ama gercekden bulunmasini istemiyordum cunki mavi sakal diziye renk katiyordu oyle diyilmi cocuklar??
1470 melisss diyor ki: 19 Mart 2009 15:59 arkadaşlar karmatürk radyoda bugün telefonla ali bağlandı ve edayla aralarında bir şey olmayacakmış ilerleyen zamanlardada
1469 ayla diyor ki: 19 Mart 2009 15:44 seni çok seviyorum çok yakışıklısın yaaaaaaaaaaaaa
1468 cemre diyor ki: 18 Mart 2009 22:28 hayır ayrılmadı.trafik kazası geçirdi o yüzden bu aralar dizide oynamıyor.galiba bu sezonon sonuna kadarda oynamıcak.gibi yani…ayrıca ali bencede edaya yüz vermesin.ama şimdilik.yazık olmasın ikisinede.bak ne güzel ali edaya aşıktı.şimdide yavaş yavaş eda aliye aşık oluyo.ali aşkta eşitlik istediğini söylemişti.işte şimdi edayla arasındaki ilişki eşit duruma geliyo
1467 efe diyor ki: 18 Mart 2009 20:04 gozun aydın alı sende bu mavı sakal dan kurtuldun bence edaya yuz verme bı sure ama sonra bırlıkte olun bu arada yadıgar tamamen dızıden ayrıldımı bılen var mı var sa lutfen yardım pls
1466 büşra diyor ki: 18 Mart 2009 15:29 çok karizma, entellektüel takılıyo yakışıyoda bırak edayıda yaw
1465 begüm diyor ki: 17 Mart 2009 22:44 evet bencede birlikte olsunlar
1464 ten.....Su.... diyor ki: 16 Mart 2009 22:14 alinin yaptiqi doqru simdilik yüzvermesin ama ilerde eda aliden ümidini kesmeden beraber olsunlar
1463 cemre diyor ki: 16 Mart 2009 21:54 eee gün olur devran döner diye boşuna dememişler.bi zamanlar sen edanın peşinde koşuyodun.ona sinama teklifinde bulunuyodun.ama o sana yüz vermiyodu.hatta seni ve yadigarı yedek lastik olarak görüyodu.şimdide o seni sinemya çağırıyo ama bu seferde sen yüz vermiyosun.
1462 GüLnİhAl diyor ki: 16 Mart 2009 15:15 Oh be sonunda hersey acığa cıktı sende kurtuldun ali hadi bakalım gözün aydın cok seviniorum rahata cıktığına dayaklar yedin,silahla vuruldun ama yinede pes etmedin gercek sevgi bu işte romanlar yazıcam die bir kızın hayatını bitirmek diil seni cok seviorum ali kendine iyi bak byesssssss
1461 sevgi diyor ki: 13 Mart 2009 17:49 ali hepinizi çok seviyorum

(Kaynak: istanbul alternatif tiyatrolar platformu - girişim)

***

TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 1
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 2
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 3
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 4
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 5
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 6
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 7
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 8
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 9
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 10
TİMUR'UN ÇÖP KUTUSU / 11

***

DEMİRKANLI'NIN ÇÖP KUTUSU / 1
DEMİRKANLI'NIN ÇÖP KUTUSU / 2

***

Çöp Biraderler; Yalancı Mustafa Çöp, Sansürcü Ahmet Ertuğrul Çöp, Karanlık İşçisi Ömer F. Çöp, aynı çöplükte buluşup seri iftira imâlatına başladılar!

16 Mart 2009 Pazartesi

Coşkun Büktel, A. Ertuğrul Timur, Mustafa Şükrü Demirkanlı!...

Şehir Tiyatroları sansüründen sonra bu kez de Tiyatro yayıncılığında "Sansürle Suçlayanların Sinsi Sansürü"...

11.03.2009

Eski TİYATROM sitesinin editörü Ertuğrul Timur, sansür iddiasıyla karşı karşıya kalınca, tarafların çeşitlendiği bir tartışma yaşandı. Suçlamayı yapan Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın sitelerinde Ertuğrul Timur'un yazılarını ört bas etme ve sonrasında açık sansür uygulamaları yapıldı. Ertuğrul Timur tiyatrocuların da tanıklık edeceği bir tartışma ortamında sansür suçlamasının ele alınmasını önerdi. Büktel ve Bulunmaz, Ertuğrul Timur'un katılıma açık toplantı önerisini reddettiler. Küfür, hakaret, sövgü içeren bir yazıya yer vermediği için sansürcü davranmakla suçlanan ve bir yıl önce kapanmış olan tiyatrom.com sitesinin editörü Ertuğrul Timur tiyatro dünyasında polemikleri ve çeşitli iddialarıyla yer edinmeye çalışanları nihayet 1 yıl aradan sonra teşhir etmeye karar verdi ve bunu da kendisini sansürcülükle suçlayan kişilerin sitelerine de iletti. Diğer tiyatro yayınlarının tümünü sansürcülükle suçlayan ve sıfır sansür vaad eden Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel'e ait siteler sansürcülük iddiasına yanıtla birlikte haklarında bir çok gerçek de ortaya çıkarınca önce bu yanıtları sıfır sansür vaadleri gereği yayınlasa da bir sinsi sansüre tabi tutarak gözlerden kaçırmayı, ardından açık sansürü uygulamaya koydular. Ertuğrul Timur'u destekleyen İATP-G (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu Girişim) tiyatrom'un geçmişte tiyatro dünyasına verdiği büyük hizmetin ve yapıcı tavrının altını çizdi. Bu desteğin üzerine sansürlendiğini iddia eden ve kendileri sıfır sansür vaadedenler İATP-G ve Ömer F.Kurhan'ın yazılarına da sansür uygulamaya başladı. Ertuğrul Timur tarafından "sinsi sansür" tarafından tabir edilen uygulamaya geçerek ve bununla da kalmayıp bu yanıtları asıl iddialarının yer aldığı sitelerinde değil Ertuğrul Timur ve İATP-G üyesi Ömer F.Kurhan'a hakaret niteliğinde "Çöp Kutusu" adıyla açtıkları bir blogda yayınlamaya ve burada da dizgisi, tasarımı bozuk bir şekilde yer vermeye başladılar. Yayıncılık etiği ve yasalar gereği cevap hakkı iddianın yer aldığı yayınlarda yer alması gerekirken hem farklı bir blog açıp, hem okunmayacak şekilde hemde çöp kutusu olarak nitelenerek hakaretle yer verilmesi sözde yazıların yayınlandığı ardına gizlenen bir yalan ve sansürden öte hakaret niteliği taşımaktadır. Tiyatro Dergisi, İATP-G , Tiyatrom internet sitesi eski okurları, Tiyatrom Facebook grup üyeleri ve Tiyatro severler durumu protesto ediyor. Bu kişilere ait blog ve sitelere haber, yazı gönderilmemesi ve tanınmaması yolunda görüşler ağırlık kazanıyor. Bu protestoyla paralel olarak İATP-G bu konuda bir ayrı blog açarak konuyla ilgili tüm yazılanları bu alanda toplamaya başladı. Ayrıca kapanışının ardından tam bir yıl geçen www.tiyatrom.com adlı siteyi www.tiyatrodunyasi.com sitesi de yaptığı özel haberle, ve okur görüşleriyle anıyor. Konuyla ilgili gelişmeleri izleyebileceğiniz yayınlar.http://iatp-g.blogspot.com/http://www.iatp-web.orghttp://www.tiyatrodergisi.com.trhttp://www.tiyatrodunyasi.com TİYATROM VE TİYATROYU SEVENLER

(Kaynak: tiyatronline.com)

***

A. Ertuğrul Timur: "Aslında Çöpe Attığın Kendi Onurundur!"


Coşkun Büktel'e Açık Mektup
Coşkun Büktel, beni ve yazdıklarımı önemsemiyor görünsen de cevaplayamayıp altında ezildiğin sorular karşısında nasıl bir ruh halinde olduğunu ana sayfanda çok net sergiliyorsun.
Fakat neden ana sayfanda yer verdiğin benim eski düşüncelerimi aramak için bu kadar uğraşıyorsun ki?
Neden kendini bunca yormak?
Çünkü ben bunların hepsini bugün yine söylüyorum.
İste, ben hepsini yeniden yazayım.
Zaten Feridun Çetinkaya'ya verdiğim yanıtta da vardı.
Sadece şu farkla ki, ben o dönem ne gibi nesnel şartlar altında bu noktaya geldiğimi de anlatıyordum,
sizin bana karşı tuzaklarınızı tutumlarınızı ve bunun karşılığında benim de olabilecek en insani tepkiyle "sizi yok saymayı ve sizinle ilgili bir tek yazıya bile yer vermeyeceğimi" açıklayarak.
Zira senin gerektiğinde hakkında övgü bile olan satırları cevap hakkı diye kullanmak için yaptığın ayak oyunlarını çok iyi biliyoruz hepimiz. Bu durumda da içinde Coşkun Büktel geçen hiç bir yazıya yer vermeme, var olanları da silmeyi tercih etmiştim ki hiç bir yayıncı bir yazıyı yayınlarken bu yazıyı ben sonsuza dek tutmakla yükümlüyüm gibi bir şartla yayınlamaz. Güncellendikçe eski sayılarını arşivlemeyen onlarca site vardır.

Coşkun Büktel,
Nereye kadar kaçabileceğini sanıyorsun?
İşte bir kez daha sorularla sıkıştın, bir kez daha insanlar delil diye tutturduğun videoyu izlemesine rağmen hiç de yüzdeyüz tartışmasız hak vermedi sana. Ve hiç kimse de sandığın gibi aptal değil. Eğer öyle olsa on yılda taraftar sayın bir elin parmaklarını geçmez miydi?

Coşkun Büktel,
artık ne zaman gerçeklerle yüzleşmekten kaçmayacaksın? ne zaman kafanı kendi kumundan çıkarmaya cesaret edeceksin?
Ve ne zaman azıcık da olsa dürüst olmayı deneyeceksin?

Coşkun Büktel,
Hadi diğer bütün her şeyi bir yana bırak,
Mehmet Atak'ın iddialarını yayınladın ve hala ana sayfanda. Ve bu iddialar tarafımdan çürütülmekle kalmadı Mehmet Atak'ın dürüstlüğü hakkında ciddi şüpheler uyandıran kanıtları ortaya çıkardı.

Coşkun Büktel,
Hadi beni boşver,
benim yanıt hakkımı da boşver,
bana yapman gereken açıklamayı da boşver,
Mehmet Atakın ipiyle kuyuya inip beni itham etmenden dolayı benden dilemen gereken özürü de boşver,
hatta bu da dahil beni al kendi kafandaki çöp kutusuna fırlat at

Ama az ama çok bir okur kitlen var ve o okurlarına özür borçlu değil misin?
O okurlarının da ortaya çıkan belgelere göre yeni gerçekleri okumak hakları değil mi*
nerede insana saygın?
Bir yazara yakıştı mı bu gerçeği insanlardan saklamak?
Bu dezenformasyon olmadı mı şimdi?
Hoşuna gitmedi diye yayınlamamak var mı?
Bu senin tarihine kirli bir sayfa olarak kazınmayacak mı?
Bunun vebalini taşıyabilecek misin her zaman karşına çıktığında ezilmeyecek misin?

Coşkun Büktel,
Bunu yayınlaman bana hiç bir şey kazandırmaz,
Senden gelecek özür de bana bir şey kazandırmaz,
Ama senin onurundan dürüstlüğünden çok şey götürür!
Bu doğrular ulaşması gereken kitleye kat kat fazla kişiye ulaştı
o nedenle bana bir şey kazandırmaz
Hatta sen ortaya çıkardığım belgeleri görmezden gelip diliyorsan onlar hiç yokmuş gibi yarın yine Mehmet Atak'ın yazdıklarını manşet yap
Ben bundan çok mutlu olurum çünkü seni biraz daha tanıtmaya ve ne olup ne olmadığını anlatmaya çok güzel bir örnek daha olur.

Ne kadar okurun olduğunu ikimizde biliyoruz.
Arka sıradakiler dizisinin sadece TV reytingi değil senin sitenin reytingini artırdığını da ikimizde biliyoruz.
Boşuna mı arka sıradakiler dizisinden bahsettiğin gün birden reytinginin artıp rekor kırdık diye sevinmen?
Elbette ki arama motorlarında bu dizinin hayranı Avrupa'lının teenage dediği muzip dille zıpçıktı denilen yaş grubu bu diziyi , dizideki oyuncu adlarını yazıp arattıkça senin sitende çıkıyor ve tıklıyorlar. Ve sen de reytingim artı diye seviniyorsun. oysa ki bu şirin zıpçıktıların bu senin gri soğuk sitende polemiklere boğulmayıp Arka sıradakilerle ilgili ne var diye bakıp çıktıklarını sende biliyorsun. Yok inanmam diyorsan sana ispatlarım da..

Yani tiyatro çevrelerinde yaratacağın yankı on yıldır olduğu gibi bir çay kaşığı suda fırtına yaratmaktan öte olmayacak ama boşu boşuna onurunu bir kez de bu nedenle zedeleyeceksin hepsi bu. Tabi eğer senin için hala onur kelimesi bir anlam ifade ediyorsa

Evet ben seni uyardım, insanlık görevimi yaptım, gel daha fazla onursuzlaşma, bu sansürcülüğün bana hiç bir şey kaybettirmez ama az da olsa okurlarından gerçeği ve iddialarının cevabını saklaman dezenformasyondur, sansürdür.
Sen benim nesnel nedenlerini açıkladığım sana yönelik kısıtlamalarımı sansür mü sayıyorsun
Tamam diyelim ben sansürcüyüm
Ama bu senin sansürcülüğünü temize çıkarır mı?

Tarihe bütün olumsuzluklarının yanında şimdi de sansürcü ve dezenformasyonunla geçiyorsun
Hayırlı olsun.
Bugün 16 mart 2009
Tarihe not düşelim
Coşkun Büktel Mehmet Atak'ın yazılı beyanını araştırmasız ve tereddüt etmeden yayınlayarak ve üzerine yorum girerek okurlarını yönlendirmiş, fakat bu iddiaların asılsızlığı bir yana Mehmet Atakın yazdıkları ve dile getirdikleri ile gerçekleri beyan etmediği gayet net ortaya çıkmışken Coşkun Büktel bunu görmezden gelmeyi ve okurlarını yanıltmayı tercih ederken sansürcülüğünü de dezenformasyoncu yanını da bir kez daha sergilemiştir!

Coşkun Büktel,
Şimdi bu yazdıklarımı çöpe atabilirsin
Gereken yerlere mesaj ulaşmıştır, ulaşacaktır.
Senin nezdindeki değeri benim değil ancak senin değerini, senin dürüstlüğünü gösterecektir ve bu çöp kutusu ise aslında çöpe attığın kendi onurundur!

Ertuğrul Timur

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
***
Büktel, Sansür’e ve Dezenformasyona Devam Ediyor Hâlâ


KANITLAMAZSAN ŞEREFSİZSİN!: Bu mailin konu başlığı benim tarzım değildir. Bu mailin konu başlığı üç kişiye yakışır ve genelde onlar bu tarz konuşur. Coşkun Büktel, Burak Caney, Hilmi Bulunmaz.

Ama onlar bizim dilimizden anlamamakta direndiği ya da anlamıyormuş gibi görünmeyi (yani aptal numarası yapmayı) tercih ediyorlar.
İşte son açık mektubumda da çok somut ve son derece açık bir şey sordum. Beni bırak beni çöpe at yok say ama okurlarını dezenforme edecek misin dedim. Okurlarını Mehmet Atak konusunda eksik ve yanlış bilgilendirecek misin dedim. Nerede yanıtı? Tabii ki yok, çünkü tükürdüğünü yalamayı, düzeltme yapmayı kusur sayıyor, oysa bu düzeltme ve özür en insani tutumdur, ayılar özür dilemeyi bilmez, kuşlar, kelebekler de… özür insanidir.
Ama onun yerine başka iddialar sıralıyor açık mektuba cevaben.
Diyor ki Ertuğrul Timur, Hilmi Bulunmaz'ın tek kişilik yüz yüze görüşme çağrısına cevabını geri çevirdi, yok saydı, vs vs.

İspatla Büktel!
Sizlerin tarzı ile ispatlamazsan şerefsizsin.
Ben hangi yazıda, hangi satırda bu çağrıya değindim ispatla!
Ben o çağrıyı yaptıktan sonra bu çağrıma ya da Hilmi Bulunmaz'ın verdiğini söylediğiniz yanıta cevabına hiç bir yazımda değinmedim zira ben kamuoyu önünde yazıyla sormuştum, kamuoyu önünde yazıyla yanıt almadım. 71 dakikalık Videosunu da izleyip içinde 4-5 saniye geçen bir yanıtı da ayıklamak zorunda değilim. Ben o teklifime hâlâ yanıt gelmediğini addederek hiç bir yazımda,i buna hiç bir şekilde değinmedim.

Timur bu teklifi geri çevirdi, ya da Hilmi Bulunmaz'ın geri çevirdiğini iddia etti tarzı iddialarını ispatla. Bul ve o yazımı göster bakalım, gösteremezsen şerefsizsin. Ya da yine sizlerin tarzıyla asıl önemli konuları bırakıp bu eften püften yanlışın için özür dile mi deseydim?

Ama bırak diyorum bunları. Bırak dolambaçlı yolları. Kimse aptal değil somut sorulara somut yanıt ver!
En son açık mektubun konusu neyse ona cevap ver!

Mehmet Atak konusundaki yeni gelişmeleri yanılttığın okurlarına duyuracak mısın, yoksa onları aptal yerine mi koyacaksın? Dezenformasyonu ve sansürü mü seçeceksin?

Timur'u sansürleme hakkını kendinde türlü bahanelerle buluyorsun, ya okuruna sansür yaşatma hakkını nereden buluyorsun? Sen faşist misin?
Buna cevap ver.

Diğer iddialarını da gerekirse yanıtlayacağım, ama hadi şu benim yazımı bul göster de şerefsizlikten kurtul Büktel!

***
Coşkun Büktel’in, A. Ertuğrul Timur’a yanıtı
A.Ertuğrul Timur, bugün (16 Mart 2009) bana bir açık mektup göndermiş.

Coşkun Büktel

Timur'un hiçbir yazısını yok etmedik, etmiyoruz. Biz de, (tıpkı bizden ve "sıfır sansür" ilkemizden nefret ettikleri için 3. Abdülhamid lakaplı sansürcü Timur'u destekleyen sansürcü sitelerin yaptığı gibi) Timur'un "yazılarını"(!) ayrı bir bölümde yayınlıyor; ama sansürcü sitelerden farklı olarak, yayınladığımız Timur iftiraları hakkında okurları uyarmak amacıyla, o iftira bölümüne, “Timur’un çöp kutusu” adını veriyoruz.

Aşağıda bir kez daha alıntıladığımız şartımızı yerine getirmediği sürece (yani ona zarar vermek için “mafyatik yöntemlerle Trabzon’dan adam getirttiğimiz iftirası” için belge göstermediği veya bizi tatmin edecek ifadelerle özür dilemediği sürece) Timur'un yazılarına çöp muamelesi yapmaya ve onları yalnızca “Timur’un çöp kutusu”nda yayınlamaya devam edeceğiz. Timur'un "çöpleri" arasında, okurları kandırabilme ihtimali bulunan herhangi bir iftiraya rastlarsak, cevap veririz. Ama Timur'un her iftirasını cevaplamak zorunda olduğumuzu düşünmüyoruz. Azılı sansürcülerin bize yönelttiği "sinsi sansürcü" iftirasına nasıl gülüp geçiyor ve herkesin her şeyi görmekte olduğunu ve herhangi bir makul insanın bu salak iftiraya kanacağını nasıl düşünmüyorsak; şu an itibariyle Timur'un ipe sapa gelmez iddia ve iftiralarını cevaplamak için mesai harcamaya gerek olduğunu da aynen öyle düşünmüyor; unutmuş numarası yapan Timur'a şartımızı bir kez daha anımsatmayı yeterli buluyoruz:
.........."Ama şimdi Timur, bu açıklamamıza da cevap vermek isterse, bu kez, mafya olduğumuza ve ona zarar vermek üzere Trabzon'dan adam getirttiğimize dair iftirasını (öyle iki şahitle filan değil, bizim Özdemir Nutku İftirasını kanıtlayan delillerimiz kadar) inandırıcı delillerle belgelemek, ya da "bizi tatmin edecek ifadelerle", özür dilemek zorundadır."

..........(Kaynak: Büktel, “Hiçbir şetden çekmedi kurduğu yanlış ittifaklardan çektiği kadar”)
NOT: Bizim "yalnızlığımıza" güvenerek, bize seyirciler önünde tartışma önerisi getirmiş olan iftiracı Timur, çöpe attığımız yazılarından birinde, Hilmi Bulunmaz'ın korkup o öneriyi reddettiğini söylüyor. Yani yine iftira atıyor:
Bulunmaz, öneriyi reddetmedi. Hem kendisi hem de benim adıma, Timur'a kameradan verdiği cevapta (Bakınız: Bulunmaz, “8 Mart 2009 tarihli konuşma”) bir karşı öneri getirdi: Timur'a, seyirci önünde ve tribün gürültüsü altında değil: kamera karşısında ve "teke tek" tartışalım, dedi. İster benimle, ister Büktel'le tartışabilirsin, dedi. Benimle tartışırsan orada Büktel olmaz, Büktel'le tartışırsan orada ben olmam; tartıştığımız mekanda, kamera başında durması için bile üçüncü bir kişi olmaz, dedi.
Ama İATP-G ve Mustafa Demirkanlı tarafından bugünlerde adeta bayrak yapılan, Demirkanlı tarafından "efsane yayıncı" olarak tanımlanan Timur; arkasında birileri bulunmadıkça benim ya da Hilmi'nin karşısına çıkmaya cesaret edemediği için, öneriyi asıl kendisi reddetmiş olduğu halde; "Hilmi'nin korkup öneriyi reddettiğini" açıklamayı tercih etti.
Hey gidi, İATP-G!... Hey gidi "koca" Boğaziçi Üniversitesi!...
***
Timur'dan net olmayan bir yanıt

Kanıtla
Büktel!
Ben Hilmi Bulunmaz ve sana topluluk önünde salon ortamında panel teklifini yaptıktan sonra bir daha bu konuya değinmedim çünkü ben kamuoyu önünde yazılı beyanla yaptım aynı yoldan yanıt bekleme hakkımı kullandığım için özellikle sessizce yanıtı bekledim, hala da bekliyorum. Bu söylediğin cümleler bana değil Ömer F.Kurhan'a aittir. Onun yorumudur. Bir kez daha dikkatlice tara yazılanları.. Esasen bu bir ayrıntıdır sorduğum onca sorular ortada dururken çok da önemsediğimi söyleyemem ama siz bu ayrıntlarla kaçamak yaptığınız için bu kez ben size bir senin, bir Hilmi Bulunmaz'ın, bir Burak caneyin, Bir de Recep Tayyip Erdoğan'ın tarzı olan maço, sokak ağzıyla, kabadayı ağzıyla yanıt verip kanıtla kanıtlamazsan şerefsizsin dedim Evet hala da arkasındayım. Kanıtla Sakın benim adıma yazı imal etmeye kalkma zira ben o tarihten itibaren zaten yazılarımı birebir tiyatrodergisi, iatp-g ve ömer faruk Kurhan'a da iletiyorum ve onlar da eksiksiz yer veriyor. Eğer kanıtlarsan ki bu mümkün değil ben böyle bir yazılı beyanda bulunmadım böyle bir yorum yapmadım ama yine de kanıtlarım diyorsanben yanılmışım özür diliyorum diyeceğim. Kanıtlayamazsan sen yanılmışım özür diliyorum diyeceksin. Yok sen kanıtlarsan ve ben yanılmışım özür dilemiyorum dersem ben şerefsizim; Aynı şekilde sen kanıtlayamaz ve yanılmışım özür diliyorum demezsen sen şerefsizsin. Yani senin için ne geçerliyse benim için de aynısı geçerli.Fakat bunları boşver sen asıl hala yanıtlayamadığın esas soruna gelmeye ne dersin? Bu asıl sorunlardan kaçmak böyle söz düellosuyla göz boyamak da şerefsizlik , onursuzluk değil midir? ben yanılmışım özür dilemiyorum dersem ben şerefsizim;cümlesi elbette "ben yanışmışım özür diliyorum demezsem ben şerefsizim" olacaktırdüzeltirim.
***
Büktel'den çok net yanıt.
Coşkun Büktel

2. GÜNCELLEME 16 Mart 2009:

Timur, aşağıdaki net soruma "net olmayan bir yanıt" gönderdi. Timur'un net olmayan yanıtını yine "Timur'un çöp kutusunda" yayınlıyoruz. Timur'un bundan sonraki sataşmalarını, (artık şeref ve haysiyetten bile bahsetse) yine çöp olarak yayınlayacak, ama (Timur aşağıda açıkladığımız Trabzon iftirasıyla ilgili şartımızı yerine getirinceye kadar) bu çöplerin duyurularıyla ana sayfamızın gündemini bir daha işgal etmeyeceğiz.

***
Büktel’in yanıt verdiği yazı: A. Ertuğrul Timur: "Aslında Çöpe Attığın Kendi Onurundur!"

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
***

A. Ertuğrul Timur: YALANCI KİM?


YALANCI KİM?
SİBEL Mİ, MEHMET Mİ, YOKSA HERKES Mİ?
"Yalancının ipiyle kuyuya inen kuyuda boğulur"


Merhaba,
iddialarında kendilerine hak vermediğim için Tiyatrom'u ve beni sansürcü ilan etmek için 1,5 yıldır yoğun çaba ve mesai harcayan, bu amaçla adeta yıldırma, baskı politikaları uygulayan, bunlardan da öte işi eşkiyalığa dek vardıran, mafyatik yöntemlere dek götürmeyi deneyen ama gerçeği balçıkla sıvayamadıkları gibi kendi iki yüzlülükleri, bencillikleri, çifte standartçılıkları ve en nihayetinde benim ve Ömer F.kurhan'ın sesini kesme çabalarıyla sansürcü kişilikleri artık ayan beyan ve tartışma götürmez şekilde gün yüzüne çıkmıştır.

En son tiyatrodergisi.com.tr'de yayınlanan belge ile sözde sosyalist olduğunu iddia eden kişinin sosyalitlik bir yana dürüst dahi olamadığı, iki yüzlü çifte standartçı yüzü bir kez daha sergilenmiştir.

İşte bu ikili (Coşkun Büktel ve sadık müridi görüntüsü yansıtan Hilmi Bulunmaz) 1,5 yılı aşkın zamandır tiyatro dünyasının sevilen sitesi tiyatrom'a sansürcülük yaftası yapıştırmak için zaman zaman türlü iftiralar atmış ve tarafımdam her defasında püskürtülmüştü. Bu defa da sanatçı Mehmet Atak'ın yazılı beyanına dayanarak hiç bir araştırma yapmadan tiyatrom'u yine sansürcü olarak tanıtmaya girişmişlerdi. Oysa ki Mehmet Atak sanal bir kişi olmasa da bir süre önce bunları aldatmayı başaran sanal kişi Emrah özlek'den çok da farklı bir şey yapmamıştı.

Evet, titiz ve uzun bir araştırmanın nihayetinde bir değil pek çok kanıtla, Mehmet Atak'ın adeta blöf yapar gibi sunduğu birinci dereceden şahit beyanıyla ve Mehmet Atak'ın yakın dostu olduğunu da öğrendiğimiz Sanat Eleştirmeninin de yazdıklarıyla, İBŞT ve Goethe Enstitünün basına geçtikleri etkinlik bülteniyle kısacası inkar edilemez pek çok kanıtla Mehmet Atak'ın yazdıklarının gerçeği yansıtmadığını bu ikiliye ve tiyatro kamuoyuna açıklıyorum. Bu süreç içerisinde saygınlığına inandığım ve amacım asla bir sanatçının saygınlığını zedelemek olmadığından sayın Mehmet Atak'la özellikle irtibat kurdum ve bazı somut soruları da kendisine sordum. Fakat Mehmet Atak ilk emailime alakasız konulardan bahsederek, ikinciye ise yanıt vermeyerek suskunluğu seçti.

Konuya duyarlı davranan başta İATP-G, Tiyatro dergisi, Ömer F. Kurhan, Mustafa Demirkanlı olmak üzere tüm tiyatro kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarım.

Yazım belgelerden dolayı özel bir tasarım gerektirdiğinden ve İATP-G ve Tiyatro Dergisi internet tasarımları buna uygun olmadığından yazımı bana ait bir sitenin host alanı üzerinde kendim yayına verdim ve bu yayıncılardan yukarıdaki sunuş yazımın ardından bu özel sayfaya link vererek yayınlamalarını rica ediyorum.

Saygılarımla

Ertuğrul Timur



Mehmet Atak'la ilgili Yazıma ait link : http://www.medyanoz.net/tyt/yalan.htm

Not: bu haber İATP-G ve Tiyatro Dergisi'ne iletilmiş, ayrıca halen adres bankamda kayıtlı 3.500 civarında tiyatrocu ve basın çalışanına da iletilecektir.
Konuya dahil oldukları için bilgilendirme amacıyla Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a da bu ön bilgilendirme iletilecek ancak, sansürcü tutumlarından dolayı yazının linkinin kendilerine iletilmesine gerek duyulmamıştır. Dilerlerse aksi yöndeki iddiaların yayıcısı olarak okurlarını yanıltıcı bilgiyle bırakmış olmamak için alıntı yapabilirler fakat takdir edersiniz ki aksini tercih edecekleri için ve okurlarının doğru bilgilendirilmesi esasen umurlarında da olmadığı için bu ihtimalin olabilirliğini pek düşünemiyorum.

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
***

İATP-G: Tiyatro Adına Sansürcü ve Kirlilik Yaratan Yayıncılık Anlayışını Kınıyoruz


2008 yılında yayıncılığa veda eden TİYATROM’un editörü Ertuğrul Timur, geçmişte yazılmamış bir yazıyı sansür etmek gibi ancak şaka kabul edilebilecek bir iddia ile karşı karşıya kalmıştı. Doğal olarak bu iddiayı ciddiye almamış ve eleştiri sınırlarını aşıp küfür ve hakareti de içeren bir polemik zincirinin talihsiz bir unsuru olarak kabul etmiştik.
Aradan bir yıldan uzun bir süre geçtikten sonra, bu saçma iddia bazı kişisel bloglar ve kamusal yayıncılık iddiasındaki OYUN sitesi aracılığıyla yeniden gündeme getirildi. Yapıcı emeğe saygısızlık olarak değerlendirdiğimiz bu yaklaşım karşısında TİYATROM ve Ertuğrul Timur’un yanında olduğumuzu açıklamıştık.

Gelişmeler şunu göstermektedir: Lekeleyici bir çizginin de ötesine geçilmiş, Ertuğrul Timur’un açıklama talep eden yazıları açık sansürü de içeren uygulamalara tabi tutulmuştur. Son olarak Ertuğrul Timur’un suçlamayı tiyatrocuların tanıklığında, katılıma açık bir toplantıda ele alınması önerisini de kabul etmeyen sansürcü muhataplar, hiçbir şey olmamış gibi yayın kirliliğini sürdürmüşlerdir.
Ertuğrul Timur’un hakkındaki suçlamalara yanıt verme hakkının hiçe sayılıp aşağılanmasını ve sansüre de başvurulmasını kınıyor, tiyatro adına kirlilik yaratan yayıncılık anlayışının karşısında olduğumuzu açıklama gereği duyuyoruz.İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi - 14 Mart 2009


(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)

***

Ömer F. Kurhan: H. Bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama


Kültür Bakanlığı'ndan Yıllarca Yardım Aldığı Ortaya Çıkarılan Hilmi Bulunmaz’ın Adımı Zikretmesi Nedeniyle Zorunlu Bir Açıklama


Son dönemde sansürün her çeşidine batan OYUN’a artık yazılı açıklama yollamayacağıma ve hiçbir şekilde yazılarımın yayımlanmasını istemediğime dair kısa bir mail yollayarak Bulunmaz’a bildirmiştim. Sansür tartışmasında yolun sonuna gelindi: Sansürle suçlayanların sansürcü oldukları ortaya çıktı. Dolayısıyla Bulunmaz-Büktel yayıncılık hattına şöyle ya da böyle dürüst ve açıklıktan yana bir haber kaynağı değeri biçmek imkansız hale geldi.

Bu yayıncılık hattının kamusal sorumluluk adına teşhirin ötesinde ciddiye alınmaması gerektiği doğru bir düşüncedir. Nitekim Tiyatro Dergisi, olgusal olarak farklı, ama "sansürle suçla, sansür yap" mantığıyla bire bir örtüşen bir gerçeği kamuoyunun bilgisine sunmuş: Yıllardır Kültür Bakanlığı'ndan yardım alanları lanetleyen BULUNMAZ, aynı yardımı BULUNMAZ TİYATRO adına almış.

BULUNMAZ da ister istemez yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan sakladığı bu gerçeği itiraf ediyor. Bu arada benim ismimi de vererek aslında bu gerçeği saklamadığını, bir hafta önce bir sohbet sırasında bana da bildirdiğini söylemiş.

Madem ki kendisi açıklamış, öyleyse benim de rahatlıkla konuşmamın önü açılmıştır. Kişisel yazışmalarda ya da sohbetlerde insanların kendi aralarında belirsiz bir şekilde konuştuklarını araştırıp soruşturmadan kamuoyuna açıklamak gibi bir anlayışın sahibi değilim. Başka türlü, magazin yayıncılığına bir katkı da siz yapmış olursunuz. Nitekim, bir hafta önce kendisiyle yaptığım görüşmenin ardından sert eleştiriler kaleme aldığım ve bu nedenle Ertuğrul Timur'un peşi sıra sinsi sansür uygulamasının mağduru haline geldiğim halde, bu konuya hiç değinmediğim ve aleyhine kullanmadığım fark edilecektir.

Kültür Bakanlığı yardımı bahsi açıldığında edindiğim ilk izlenim, Kültür Bakanlığı "çanağı yaladığı" gerçeğinin Sayın Demirkanlı tarafından yüzüne vurulacağını tahmin ettiği şeklindeydi. Buna rağmen gerçeği kamuoyundan saklamaya devam etmesi beni şaşırtmıştı. Ama yine de bir sıkıntı yaşadığı belliydi. Sohbetimizde verdiği bilginin çarpık olduğunu söyleyebilirim. Şöyle ki, kendisi Kültür Bakanlığı yardımı alma gafletine düştüğünü söylemiş, ama bu eylemi iki kez üst üste, yani yıllara yayılacak şekilde gerçekleştirdiğini söylememişti. Tiyatro Dergisi'nden bunu öğrendiğimde çok şaşırdım. İşte bu nedenle yazıp çizerken dedikodudan uzak durmakta fayda vardır; araştırıp soruştururken hiç beklemediğiniz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.

İnsan bir an gaflete düşerek inanmadığı bir eylem gerçekleştirebilir, ama bu eylem ikinci kere tekrar ettiğinde bir anlık gaflet açıklaması artık inandırıcı olmaz. Hukuk sisteminde de böyledir: Aynı suçun bir kere işlenmesi başka, iki kere üst üste işlenmesi başkadır. İkinci kere aynı suç işlendiğinde, ceza artar da artar.

Dolayısıyla şapka düşünce, BULUNMAZ'ın kendisini lanetlemesi ve hatta sözle taciz etmesi inandırıcı olamıyor. Yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan Kültür Bakanlığı'ndan yardım aldığı gerçeğini gizlemekle kalmadı, yardımı alanlara ağır bir dille, yeri geldiğinde sövüp sayarak saldırdı. Bu saldırı ciddi bir özeleştirinin ardından gelmiş olsaydı, her şeye rağmen bir inandırıcılığı olabilirdi. Fakat ne zaman ki Tiyatro Dergisi gerçeği açıklıyor, o zaman ortaya çıkıp yirmi yıla yakın bir süre kamuoyundan gizlediği "çanak yalama" eyleminde bulunduğunu itiraf ediyor. Bu şekilde Kültür Bakanlığı yardımını samimi bir şekilde eleştirenleri de zor durumda bırakıyor. En azgın "eleştirmenimizin" hali ortada: Yirmi yıla yakın bir süre kamuoyunu aldatmış.

Her şeye rağmen BULUNMAZ biraz samimiyse, hesap vermesi gereken bir kamuoyu olduğunu kabul eder ve kamuoyunu bir değil, iki değil, üç de değil, yirmi yıla yakın bir süre aldattığı için özür diler. Bu yetmez; "çanak yalama" eyleminden sorumlu tutarak saldırdığı muhataplarından da ikiyüzlü tutumundan dolayı özür diler. Kendisinin bu teşhir nedeniyle Tiyatro Dergisi'ne bir teşekkür borcu olduğunu anlaması gerekir. Kamuoyunu aldatma eyleminin ve içine düştüğü ikiyüzlü konumun 20. zafer yılına girmesini Tiyatro Dergisi engellemiş ve kendisine ciddi bir özeleştiri verme olanağı yaratmıştır.

Fakat Tiyatro Dergisi'nin haberine baktığımızda, BULUNMAZ'ın bu fırsatı değerlendirmeye pek niyetli olmadığı anlaşılmaktadır. Saniyeler içinde kendisine dönük sözlü tacizini "dış mihraklara" yönlendirmeye hazırlandığı görülmektedir. Sorun şu ki, inandırıcılığını tamamen kaybetmiştir.

BULUNMAZ - Büktel yayıncılık hattının en zor günlerini yaşadığına kuşku yoktur. Sıfır sansürcüyüz diyorlar, sansürcülükten yıldızlı on alıyorlar; belgelerle konuşuruz diyorlar, yazılmamış bir yazının sansürlendiğini iddia ediyorlar; Kültür Bakanlığı "çanağı yalayanları" lanetliyorlar, lanetliler listesinde olduklarını saklıyorlar... Mikro ölçekli bu skandallar zinciri daha ne kadar uzar? Tahmin etmek gerçekten de kolay değil.

En son, TİYATROM ve Ertuğrul Timur'a ithamlarda bulunan Mehmet Atak'ın BULUNMAZ - Büktel yayıncılık hattını desteklediğini gördük. Bana göre onun bu tartışmaya katkısı dedikoduyla sınırlı kalmayacak ve uzayıp giden mikro skandallar zincirine bir halka da o ekleyecek.

Bu arada dikkatleri çekmiş midir bilemiyorum, BULUNMAZ - Büktel yayıncılık hattı yazar haklarına ve iradesine karşı da bir saldırı başlatmış durumda. Tiyatro Dergisi'nde yayımlanan "Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları" adlı yazım çöplüğe çevirmeye karar verdikleri OYUN sitesinde yayımlanmış. Böylece, Büktel'in yazar hakları bağlamında verdiğini iddia ettiği yirmi yıllık mücadelenin nasıl bir anlayışın ürünü olduğunu da göstermiş oldular. Yazar haklarını savunduklarını iddia edenler, yazar haklarını çiğnemeyi olağanlaştırıyor ve yazdıklarını gasp ediyorlar.


(12 Mart 2009)

Ömer F. KURHAN: Tiyatro Yayıncılığı Alanında Sanal Lümpenlik ve Sonuçları


(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)